Erdoğan, Nixon ve 'Emperyal Başkanlık'

Başkanlık sistemi bizimki gibi bölünmüş, ideolojik olarak ayrışmış, çok partili sistemlerde iyi işlemiyor. Parti disiplinin yüksek olduğu, herşeyin parti lideri etrafında döndüğü, demokrasiyi seçimlerden ibaret gören toplumlarda Başkanlık sistemi 'tek adam diktası' yaratıyor.

Seçimler yaklaşırken hararetlenen başkanlık sistemi tartışmaları bana 1969-1974 yılları arasında Amerikan başkanlığı yapmış ve Watergate skandalı yüzünden istifaya zorlanmış Richard Nixon’ı hatırlattı.

Nixon’ın başkanlık döneminde yaşananlar, başkanlık sisteminin suistimal edildiğinde nelere yol açabileceğine işaret ediyor.

Richard Nixon Amerikan tarihine ‘paranoyak, medya düşmanı, demokrasiyi seçimlerden ibaret gören, güç paylaşımını zaafiyet olarak algılayan’ bir lider olarak geçti.

‘Sessiz çoğunluğun sesiyim’ diyerek yönetime geldi. sonra Anayasanın kendisine verdiği yetkileri aşıp devlet bürokrasisini muhaliflerini kontrol altında tutmak için kullandı.

Görevi vergi toplamak olan İç Gelir İdaresi’ni (Internal Revenue Service) kendisine muhalefet edenlerin peşine taktı. Bir nevi vergi polisi olarak çalışan bu kurumu siyasi bir ‘öc alma’ mekanizmasına dönüştürdü.

Beyaz Saray’ın bünyesinde illegal bir çalışma grubu kurdu. Onun aracılığıyla siyasi muhaliflerine karşı karalama kampanyaları başlattı, kamuoyu ve medyaya bilgi akışını engelledi.

FBI’ın ve CIA’in imkanlarını gazetecileri, aktivistleri ve her türlü muhalefeti baskı ve kontrol altında tutmak için kullandı.

Muhalif gazetecileri kovmaları için gazete yönetimlerine baskı yaptı, şüphelendiği herkesin telefonlarını dinletti, her yere gizli ses kayıt sistemleri kurdurttu.

1972 seçimlerinde Amerikan tarihinin en büyük zaferini kazanması Nixon’ı hem daha cüretkar hem daha paranoyak yaptı. Seçim zaferinin hemen ardından yargıda toplu görevden almalara gitti, sık sık yargıya müdahale etti.

Nixon’ın yargıda, medyada, güvenlik bürokrasisinde kurduğu bu hegemonya nihayet Watergate skandalıyla sona erdi. Nixon tarafından görevlendirilen birkaç kişi Watergate’te bulunan Demokrat Parti ofisine dinleyici yerleştirirken yakalanınca Nixon’ın yolsuzlukları, yasadışılıkları bir bir açığa çıktı ve Nixon istifaya zorlandı.

Peki Watergate skandalı nasıl patlak verdi? Nixon’ın sonunu kim getirdi?

Kısa cevap Amerikan basını.

Washington Post’un Nixon üzerindeki baskıyı artırması ile Nixon’ın yargıda, medyada, güvenlik bürokrasisinde kurduğu ağ hızla çözüldü.

Böylece Amerikan demokrasi tarihine bir kara leke olarak geçen Nixon dönemi kapanmış oldu.

Nixon’ın ardından Amerikalı tarihçi Arthur Schlesinger tarafından yazılan ‘Emperyal Başkanlık’ adlı kitap başkanlık sisteminin gücü tek adamda toplama potansiyeline, bunun demokrasi açısından yaratacağı sorunlara dikkat çekti. Buna çarenin iki kamaralı yasamanın denetim mekanizmasının güçlendirilmesi, Senato’nun Başkan’ı denetleyecek güce sahip olması olduğunu savundu.

Şimdi Amerika’nın başkanlık sistemini ve Nixon döneminin sorunlarını AKP’nin başkanlık sistemi önerisi çerçevesinde düşünelim.

Nixon döneminde yaşananlar size tanıdık geldi mi?

Yargıya müdahaleler, toplu görevden almalar, keyfi vergi cezalarıyla muhalifleri susturmalar...Ve tabii ki bütün bunların ‘sessiz çoğunluk’ adına yapılmış olması...

Peki Nixon’ın Amerika’sında olup AKP’nin Türkiye’sinde olmayan nedir?

Bağımsız medya...Washington Post olmasaydı Nixon istifaya zorlanmayacaktı.

Hükümetin önerdiği başkanlık sistemi Nixon Amerika’sından daha ‘emperyal’ bir başkanlık sistemi öngörüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söylüyor:

Çok başlılık bir defa ayaklarımızı adeta prangaya vurmuş gibi süreci ağırlaştırıyor, hızlandırmıyor.’

Şimdi Sayın Obama, Temsilciler Meclisi’nde gücünü kaybetti, Senato da kaybetti. Eğer gücü olsaydı rahat olacaktı, istediği yetkileri oradan alabilecekti. Ama şimdi o yetkileri alamama durumu ile karşı karşıya. Başkanlık sisteminde güçlü bir iktidar olduğu zaman Temsilciler Meclisi veya Senato’nun engellemesi söz konusu olmayacak ki... Ben şunu da savunuyorum; ikili bir sistem değil tek sistem.. Şu anda bizim parlamento nasıl, tek sistem olmalı ve tek sistemle gidilmeli diye düşünüyorum. Orada da zaman kaybı olmamalı.

Ve Erdoğan soruyor:

‘Amerika, Brezilya, Güney Kore, Meksika olunca padişahlık olmuyor, yani Türkiye'de böyle bir tez ileri sürülünce niye padişahlık oluyor?’

Yani Erdoğan başkanlık sistemini seri karar vermek için istiyor ve Kongre’nin Başkan üzerindeki denetim mekanizmasını ‘engel’ ve ‘zaman kaybı’ olarak görüyor.

Bu, başkanlık sisteminin ruhuna aykırı.

Başkanlık sisteminin kurulma amacı daha seri karar almak değil.

Amaç yasama, yürütme ve yargı arasında bir denetim mekanizması kurmak, yasama ve yürütmeyi kesin olarak birbirinden ayırmak. Ancak bu şekilde çoğunluk oyuyla gelmiş bir başkanın ‘İmparator’ olması engelleniyor. Onu denetleyen ve yine halk oyuyla seçildiği için Başkan kadar meşruiyeti olan bir Kongre var.

İşte bu nedenle Amerika’da başkanlık sistemi ‘padişahlık’ olmuyor. Bizde neden olabileceğine gelince…

Amerika’da sistemin iyi işlemesinin bir diğer sebebi seçim sistemi.

Bizde olduğu gibi milletvekillerini parti liderinin hazırladığı listeler belirlemiyor. Adaylar kendi bölgelerindeki seçmen tarafından belirlenip Kongre’ye gönderiliyor. Bu nedenle vekiller parti liderine değil kendi seçmenine karşı sorumlu.

Yani Kongre’de partiler blok oy kullanmıyor, parti liderinin her istediğine eyvallah demiyor.

Bizde ise Yüce Divan oylamasında kendi iradesiyle karar verip parti çizgisinde oy kullanmayanlar ‘hain’ ilan ediliyor.

Tabii bir de Amerika’da adem-i merkeziyetçi, her eyaletin kendi valisini seçtiği, son derece güçlü federal bir yapı da var. Bütün kararlar Washington’dan alınmıyor.

Başkanlık sistemi bizimki gibi bölünmüş, ideolojik olarak ayrışmış, çok partili sistemlerde iyi işlemiyor. Parti disiplinin yüksek olduğu, herşeyin parti lideri etrafında döndüğü, demokrasiyi seçimlerden ibaret gören toplumlarda Başkanlık sistemi ‘tek adam diktası’ yaratıyor.

Amerika gibi 238 yıldır başkanlık sistemini uygulayan bir ülke dahi Nixon gibi Başkanlar doğuruyorsa, hükümetin önerdiği gibi denetim mekanizmalarının zayıf olduğu bir başkanlık sisteminin bizimki bir ülkenin demokrasisine neler yapabileceğini bir düşünün.

Üstelik bizde Nixon’ın anayasa ve demokrasi ihlallerini, yolsuzluklarını, usulsüzlüklerini açığa çıkarıp demokrasiyi yeniden inşaya zorlamış bağımsız bir medya da yok.