Obama Mursi konusunda sessiz çünkü...

Obama'nın Ortadoğu politikasının temel amacı Amerika'nın jeostratejik çıkarlarını tehdit eden meselelerde bölge ülkelerinin desteğini sağlamak.

Obama yönetimi, Mısır’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin idama mahkum edilmesine cılız bir yanıt verdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı “Mısır mahkemesinin, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi de dahil olmak üzere 100’den fazla sanığa verdiği toplu idam kararı karşısında derin kaygı duyuyoruz” demekle yetindi.

AKP hükümeti, Amerikan yönetiminin neden sessiz kaldığını, karara neden daha sert bir cevap vermediğini soruyor.

Sorunun yanıtı zor değil.

Obama, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları ihlallerine, yargıya müdahaleye, gazetecilerin tutuklanmasına neden ses çıkarmıyorsa o nedenle sessiz Mısır’da da.

Demokratikleşme, liberal değerlerin inşası Obama’nın dış politika gündeminin önceliği değil.

Onun önceliği güvenlik. Bölgeyi ve bölgede kurduğu ittifakları da bu perspektiften görüyor.

Obama’nın Ortadoğu politikasının temel amacı Amerika’nın jeostratejik çıkarlarını tehdit eden meselelerde bölge ülkelerinin desteğini sağlamak.

Obama’nın seçim vaadine rağmen her 24 Nisan’da Ermeni meselesinde Türkiye’yi kızdıracak bir adım atmamasının, hükümetin demokrasi ihlallerine sessiz kalmasının nedeni Suriye meselesinde Ankara’nın desteğini kaybetmemek.

Obama Muhammed Mursi’nin devrilmesinin ardından Sisi rejimine silah satışlarını dondurmuştu. Sisi demokrasinin yeniden tesisi için hiç bir söz vermemesine rağmen Washington’ın silah satışına yeniden başlamasının nedeni de aynı güvenlik merkezli bakış açısı.

Bunun son tezahürünü geçen perşembe Camp David’de gördük.

Obama’nın, Körfez ülkeleriyle yaptığı toplantıda, demokratik reformların yapılması çağrısında bulunacağı bekleniyordu.

Obama, New York Times’tan Thomas Friedman’la 5 Nisan’da yaptığı röportajda bunun sinyalini vermişti.

Röportajda, Körfez ülkelerinin güvenliğine en büyük tehditin İran değil kendi halklarının memnuniyetsizliği olduğunu söylemişti. Yeni neslin, meşru taleplerini dillendirebilecekleri demokratik kanallar olmadığı için radikal ideolojilere sarıldığını söylemiş ve bunun Körfez’deki rejimler için hayati bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı. Washington’ın görevinin bu ülkelerin liderlerine demokratik reformlar yapılması konusunda baskı yapmak olduğunu anlatmıştı.

Bu sözler uzun zamandır Obama’yı bölgedeki otoriter rejimlere demokratik açılımlar konusunda baskı yapması için uyaran cepheyi ümitlendirmişti.

Fakat beklenen olmadı.

Onun yerine Amerikan yönetimi, Arap Birliği’nin on binlerce askerden oluşacak bir “acil eylem gücü” oluşturma planını desteklediğini duyurdu.

Beyaz Saray bölgede baş döndüren bir hızla yükselen silahlanmayı daha da körükleyecek ve otoriter rejimlerin baskıcı siyasetlerini destekleyecek bir başka adım atarak Körfez’e silah satışının hızlandırılacağını söyledi.

Obama’nın Ortadoğu’daki temel sorunun ne olduğunu bildiği apaçık ortada.

Hem 2009’da Kahire’de yaptığı konuşmada hem de Thomas Friedman röportajında asıl sorunun bir meşruiyet sorunu olduğunu ve bunun ancak demokratik açılımlarla giderileceğini vurguluyor.

Fakat demokratik idealleri ve jeostratejik çıkarları arasında bir seçim yapması gerektiğinde her zaman ikinciyi seçiyor.

Obama Ortadoğu’ya baktığında sivil savaşlar, radikal örgütler, çözülen devletler, tüm bu sorunların pençesinde kıvranan müttefikler ve ruhunu arayan bir coğrafya görüyor.

Bu sahnede Amerika’ya biçtiği, kendi stratejik kaygılarından gayrısına karışmayan rol bazılarına göre soğuk ve acımasız, AKP hükümetine göre ‘prensipsiz’.

Ankara Washington’dan çıkarlarını bir tarafa itip ‘vicdanlı’, ‘prensipli’, ‘demokratik ideallerin ruhunu yansıtan’ bir dış politika izlemesini istiyor.

Darbeye darbe demesini, Mursi’nin idam kararını lanetlemesini talep ediyor.

Oysa faydacılığı bir yana bırakıp dış politikasını demokratik değerler üzerine inşa eden bir Obama’nın AKP’ye de söyleyecek iki çift lafı olur.

Darbeye darbe diyen Obama, soykırıma da soykırım derse, Mısır yargısının siyasi bir kararla Mursi’yi idama mahkum etmesini lanetlerken Türk yargısının cadı avına da hakkını teslim ederse Türk-Amerikan ilişkilerinin hali nice olur?