Sayın Erdoğan Ankara Katliamı'nın sorumlularını aylar önce açıklamış

Ankara saldırısından bir hafta önce Avrupa Birliği üyesi ülkeler Ankara'daki temsilciliklerine '1 Kasım seçimleri öncesi Ankara'da IŞİD saldırısı bekliyoruz' diye güvenlik uyarısı geçiyor. Bunun üzerine bir çok büyükelçilik camlarını zırhlı camlarla değiştiriyor, giriş kapısına ek duvar örüyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Carolina eyaletinde üç Müslüman öğrencinin öldürülmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama’yı şu sözlerle eleştirmişti:

"Ben Sayın Obama'ya sesleniyorum, 'Neredesin Başkan' diyorum. Dışişleri Bakanına, Biden'e sesleniyorum 'Neredesiniz' diyorum. Biz siyasiler, ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Tavrımızı ortaya koymak zorundayız. Çünkü halk size oylarını verirken 'Benim can güvenliğimi, mal güvenliğimi sağlayacaksın' diye veriyor. Eğer siz, bu tür bir olay karşısında sessiz kalırsanız, dünya da size her zaman sessiz kalacaktır."

Fransızca yayın yapan mizah dergisi Charlie Hebdo'nun Ocak 2015’te Paris'teki ofisine yapılan ve 11 kişinin öldürülüp 11 kişinin yaralandığı saldırının ardından Erdoğan Fransız istihbaratına şu sözlerle yüklenmişti:  

‘Daha önce de suçlu bulunup 17 ay hapis yatan bu insanları niye takip etmediniz? Sizin istihbarat servisiniz çalışmıyor mu?’

Türkiye’nin başkenti, Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısına sahne oldu. 95 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce yaralı var.

Saldırının yapıldığı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 4 kilometre, Milli İstihbarat Teşkilatı’na 3 kilometre uzaklıkta.

Saldırının hedef aldığı izinli gösteri, haftalardır sosyal medya ve basın üzerinden duyuruluyor.

Üstelik Türkiye son aylarda ard arda benzer saldırılar yaşamış: Suruç’taki patlamada 31 kişi, Diyarbakır’daki patlamada 4 kişi hayatını kaybetmiş.

Kendi ülkesini şahane yönetiyormuş gibi her fırsatta Batı’ya insanlık ve demokrasi dersi veren zihniyetin başbakanı, bırakın hükümet olarak azıcık da olsa sorumluluk almayı, muhalefeti suçluyor.

Patlamanın ardından yaptığı açıklamada Sayın Davutoğlu ‘Bu hükümet AK Parti hükümeti değil, seçim hükümetidir’ diyor. ‘Keşke ulusal birlik hükümeti ile zorlukları göğüsleseydik. Siyasi polemik yapmak istemem ama bu hükümete katılmış olsalardı, teröre karşı en büyük desteği vermiş olurlardı’ diyor.

Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’na yöneltilen eleştirilere:

‘Adalet Bakanımız da İçişleri Bakanımız da AK Parti kimlikli bakanlarımız değildir. Hangi partiye oy verdiklerini de bilmem. Belki 1 Kasım’da başka bir partiye oy verecekler’ diyor.

Haziran’dan bu yana yangından mal kaçırır gibi, rutinin dışında yüzlerce kararnameli atama yaparken, gazetecinin, köşe yazarının, akademisyenin, muhalif iş adamlarının peşine Azrail gibi düşerken ‘hükümetiz’, iş başkentin göbeğinde katledilen 95 kişinin hesabını vermeye geldiğinde ‘seçim hükümetiyiz.’

Güvenlik zafiyeti var mı diye soruluyor.

Bu ülkenin yaşadığı en kanlı terör saldırısı, ülkeyi yönetenlerin uzunca bir süre tehdit olarak görmediği, hiç bir zaman gereken ciddiyetle üzerine gitmediği bir örgütten geldi.

Ankara saldırısından bir hafta önce Avrupa Birliği üyesi ülkeler Ankara’daki temsilciliklerine ‘1 Kasım seçimleri öncesi Ankara’da IŞİD saldırısı bekliyoruz’ diye güvenlik uyarısı geçiyor.

Bunun üzerine bir çok büyükelçilik camlarını zırhlı camlarla değiştiriyor, giriş kapısına ek duvar örüyor, duvarları yükseltiyor.

Bizim hükümetimiz ise, kendi polisinin/uzmanlarının Ankara saldırısı ile ilgili ‘deliller IŞİD’i işaret ediyor’ demesine rağmen faili başka yerlerde arıyor.

Bu, güvenlik zafiyeti değildir de nedir?

Soma’daki maden faciasını protesto eden 12 yaşındaki çocuk göz altına alınıyor, İstanbul Ömerli’de toplu bayram namazı kılıp cihat çağrısı yapan, Türkiye’ye tehditler yağdıran bine yakın IŞİD’liye dokunan yok.

Bu ülkenin yargısı, polisi, istihbaratı Sayın Erdoğan ve ailesine yapılan hakaretlerle, köşe yazarlarının sosyal medya mesajlarıyla, 12 yaşındaki çocukların duvara yazdıklarıyla uğraşırken, Diyarbakır’da, Hatay’da, Ankara’da, Mersin’de, Adana’da kafa kesen caniler elini kolunu sallayarak bu ülkenin çocuklarını öldürmeye devam ediyorlar.

Yazıyı Sayın Cumhurbaşkanı’nın sözleriyle bitirelim:

Aylardır (Suruç’ta, Diyarbakır’da benzer saldırıları gerçekleştiren, Musul’da diplomatlarımızı kaçıran, İstanbul’un göbeğinde toplanıp Türkiye’ye ölüm yeminleri eden) bu insanları niye takip etmediniz? Sizin istihbarat servisiniz çalışmıyor mu? Siyasiler, ülkelerinde işlenen cinayetlerden sorumludurlar. Çünkü halk size oylarını verirken 'Benim can güvenliğimi, mal güvenliğimi sağlayacaksın' diye veriyor. Eğer siz, bu tür bir olay karşısında sessiz kalırsanız, dünya da size her zaman sessiz kalacaktır.

Not: Parantez içindeki ibareler bana aittir.