Suudi-İran gerilimi ve Türkiye

Suudi Arabistan'ın kuyruğuna takılıp İran karşıtı Sünni cephede yer almak, Riyad-Tahran gerilimine taraf olmak ve bölgedeki mezhep çatışmasını körüklemek Ankara'nın bölgesel çıkarlarına darbe vuracak bir politika.

Numan Kurtulmuş Suudi Arabistan-İran gerginliğinden sonra iki ülke arasında orta yolu bulmaya çalışan, taraf tutmayan bir açıklama yaptı.

Her iki ülkeyi de eleştirdi ve Riyad ile Tahran'ın birbirlerine düşmanca davranmasının bölgeye zarar vereceğini söyledi.

Kurtulmuş, Suudi Arabistan ve İran'ın "bir an evvel gerilimden çıkmasını" istediklerini belirtip "Bölge zaten barut fıçısı halinde. Bu bölgenin daha büyük gerilimleri kaldıracak takati kalmamıştır" dedi.

Bunlar Türkiye’nin ulusal çıkarları için söylenmesi gerekenlerdi.

Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamayla bütünüyle Suudi yanlısı bir tutum sergiledi.

Suudi Arabistan’ın kuyruğuna takılıp İran karşıtı Sünni cephede yer almak, Riyad-Tahran gerilimine taraf olmak ve bölgedeki mezhep çatışmasını körüklemek Ankara’nın bölgesel çıkarlarına darbe vuracak bir politika.

Önce Suriye’den başlayalım...

Rusya’nın sahaya inmesiyle çatışmanın seyrinin değiştiği ve yeni bir çıkmaza girildiği ortada.

Batı’nın meseleyi sadece IŞİD perspektifinden görüp, sorunun özüne inmede gösterdiği gönülsüzlük de...

Tüm bunlar Suriye’de Türkiye’nin işini zorlaştıran gelişmeler.

Bu konjonktürde Suudi Arabistan ve İran’ın müzakere masasına oturmayı ve birbiriyle konuşmayı kabul etmesi önemli, belki de Suriye meselesinde uzun zamandır gördüğümüz tek pozitif gelişmeydi.

Esad rejiminin en büyük destekçilerinden İran’ın ve muhaliflerin en önemli destekçilerinden Suudi Arabistan’ın meseleye diplomatik bir çözüm bulma ve ortak çalışma konusunda irade ortaya koymuş olmaları diplomatik çabalara ivme kazandırmıştı.

Fakat bundan sonra işler daha da zorlaşacak gibi görünüyor.

Son yaşanan gerginliğin ardından taraflar Suriye içinde kendi destekledikleri gruplara desteklerini artıracaktır.

Bu, çatışmanın uzaması anlamına geliyor.

Suudi Arabistan-İran geriliminde Suudilerin tarafında yer almak zaten gergin olan Tahran-Ankara ilişkilerinin daha da gerilmesi anlamına geliyor.

Doğal gaz ihtiyacımızın önemli bir kısmını tedarik ettiğimiz İran ile ilişkilerin bu denli gerilmesi her şeyden önce Türkiye’nin enerji alanındaki çıkarlarını tehdit ediyor. Özellikle de en büyük doğal gaz tedarikçimiz Rusya ile gerginliğin tavan yaptığı, Ankara’nın enerji konusundaki açmazından çıkmak için kanlı bıçaklı olduğu İsrail ile dahi barışmaya uğraştığı bu günlerde...

Eğer Türkiye enerji ihtiyacını karşılama konusunda Irak’a güveniyorsa, bu beklentileri de boşa çıkabilir.

Çünkü Irak’ın enerji alanında beklentileri karşılayabilmesi kısa vadede mümkün görünmüyor.

Düşen petrol fiyatları zaten zor durumda olan Irak ekonomisini daha da büyük bir çıkmaza sokacak gibi görünüyor.

Suudiler İran’ı cezalandırmak için petrol fiyatlarının daha da düşmesine izin verebilir.

Bu, enerji alanında gereken alt yapı yatırımlarının yapılamaması, dolayısıyla Irak’ın enerji sektöründe tam kapasite üretim yapamaması demek...

Ayrıca IŞİD terörü yüzünden, beklenen ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımlar da gelmeyecek gibi görünüyor.

Tüm bunlar Irak’ın enerji sektörünü zora sokacak gelişmeler.

Irak Türkiye için sadece enerji alanında önem arz eden bir ülke değil.

Irak’ın istikrarı ve güvenliği Türkiye için hayati öneme sahip.

İstikrarlı bir Irak için ilk şart kapsayıcı, Sünnilerin ve Şiilerin temsil edildiği bir yönetim.

Türkiye uzun süre Irak’ta bunu savundu.

Irak’ın bugün içinde bulunduğu tüm sorunların kaynağının mezhepçilik ve Maliki yönetiminin güttüğü Sünnileri dışlayan politikalar olduğunu söyledi.

Irak başbakanı Haydar El Abadi’nin Sünnilere yönelik kapsayıcı tutumunu destekledi.

Tüm sorunlara rağmen uluslararası toplum, Abadi’nin çabalarını takdire değer buldu.

Irak ordusunun Ramadi’yi IŞİD’in elinden alması Sünnilerin de operasyona dahil edilmesiyle mümkün oldu.

Böylece Abadi ülkedeki Sünni-Şii gerilimini bir nebze de olsa yatıştırmış oldu.

Fakat Suudi-İran gerilimine ve dolayısıyla Sünni-Şii ayrımına taraf olarak Ankara Abadi’nin bu çabalarını sekteye uğratıyor.

Tahran ve Riyad arasında başlayan gerginliğin ardından Irak’ta protestolar başladı.

Protestocular Suudi Arabistan’ın yıllar sonra Bağdat’ta yeniden açılan büyükelçiliğinin kapatılmasını ve Irak hapishanelerindeki Suudi tutukluların infaz edilmesini talep etti.

Şiilerin çoğunlukta olduğu yerlerde bulunan iki Sünni camii bombalandı.

Yani Suudi-İran gerginliği Abadi’nin Sünni ve Şiiler arasında kurmaya çalıştığı köprüyü dinamitleyen gelişmeler doğurdu.

Ve Türkiye, bu gerginliğe taraf olarak, yıllarca Irak’ta savunduğu politikayı kendi elleriyle sekteye uğratıyor.

Türkiye’nin, kendisi için hayati önem arz eden İran, Irak ve Suriye’de ulusal çıkarlarını koruyabilmesi için Tahran ve Riyad arasındaki gerilimde taraf olmaması, Sünni-Şii tansiyonunu düşürmek için adımlar atması şart.

Numan Kurtulmuş’un dediği gibi ‘Bölge zaten barut fıçısı halinde. Bu bölgenin daha büyük gerilimleri kaldıracak takati kalmamıştır.’

Türkiye daha fazla gerilim üretmekten kaçınmak zorundadır.