Suudi-Türkiye yakınlaşması dengeleri değiştirir mi?

Türkiye ve Katar hala Suudilerin terörist grup ilan ettiği Nusra gibi grupları güçlendirmeye uğraşıyor. Amerika ile ortak bir vizyon olmadan Suriye'de dengeleri değiştirmek çok güç. Bir de işin içine Riyat ve Ankara'nın sahadaki koordinasyonsuzluğu girince resim daha da karmaşıklaşıyor.

Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri 2013 Mısır darbesinin Müslüman Kardeşler hükümetini devirmesinin ardından gerilmişti.

Türkiye seçimle iş başına gelen Müslüman Kardeşler hükümetinin meşruluğunu savunup darbe yönetimini sert bir dille eleştirirken, Suudi Arabistan darbe lideri Sisi’yi desteklemiş ve Müslüman Kardeşler’i terörist grup ilan etmişti.

Türkiye her fırsatta Sisi’ye destek veren Körfez ülkelerine ateş püskürürken, Suudiler Mısır, Katar ve diğer Körfez ülkelerini yanına alarak Türkiye karşıtı bir cephe oluşturmaya çabalıyordu.

İlişkiler Mısır ve Müslüman Kardeşler yüzünden öyle gerildi ki Suudi Arabistan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerinde Türkiye aleyhine kampanya yürüttü.

Suudi Kralı Abdullah’ın ölümüyle ikili ilişkilerde yepyeni bir sayfa açılacağa benziyor.

Peki ne oldu da bunca gerilimin ardından iki taraf Mısır konusundaki farklılıklarını bir yana bırakıp işbirliğine karar verdi?

Meseleyi Türkiye açısından anlamak güç değil.

Türkiye’nin bölgede izole olduğu, Müslüman Kardeşler ve Mısır’daki tutumu yüzünden daha da yalnızlaştığı sır değil.

Ayrıca Ankara’nın İran’ın bölgede, özellikle de Irak’ta, artan nüfuzundan rahatsız olduğu da açık.

Suriye’deki dengeleri bir türlü istediği yönde şekillendirememesi ve Amerika’nın Suriye politikası da Türkiye’nin manevra alanını daraltan faktörler.

Böyle bir konjonktürde, Suudi Arabistan ile ilişkileri yeniden rayına oturtarak Türkiye, bölgesel izolasyonunu kırmayı, İsrail-Filistin meselesinden IŞİD’e kadar pek çok bölgesel sorunda yeniden başat aktör olmayı, Körfez’le bozulan ilişkilerini düzeltmeyi, Suriye politikasına destek bulmayı ve İran’ın bölgedeki etki alanını sınırlandırmayı ümit ediyor.

Bir de resme Suudi Arabistan’ın perspektifinden bakalım.

1979 İran Devrimi'nden bu yana Suudilerin bölgedeki önceliği İran’ın bölgedeki etki alanını sınırlamak oldu.

Fakat Arap ayaklanmalarının ortaya çıkardığı dinamikler Suudiler’in İran konusundaki rahatsızlığını tavan yaptırdı.

Bugün İran Lübnan’dan, Irak, Suriye ve Yemen’e uzanan geniş bir coğrafyayı etki alanına almış durumda. Suudiler için en endişe verici gelişme ise ‘arka bahçeleri’ olarak gördükleri Yemen’de, İran destekli Husilerin parlamentoyu feshedip yerine ülkeyi yönetecek Geçici Ulusal Konsey'i kurduğunu ilan etmesi oldu.

Eğer Amerika İran ile nükleer müzakerelerde anlaşırsa İran’ın etki alanının daha da genişleyeceği muhakkak.

Bu tablo Suudilerin kabusu.

Riyat Suriye’ye de İran perspektifinden bakıyor. Eğer Esad rejimi devrilirse İran’ın Levant’taki etkisinin kırılacağını düşünüyor. Bu nedenle Suudiler de en az Türkiye kadar Amerika’nın Suriye politikasından rahatsız.

İşte bu ortak endişeler Ankara ve Riyat’ı ilişkilerdeki 2 yıllık gerginliği onararak ortak bir cephe oluşturmaya itti.

Şimdilik taraflar Mısır konusundaki anlaşmazlıklarını arka plana itme kararı almış gibi görünüyorlar.

Fakat Suudilerle, Türkiye’nin istediği gibi Libya’dan, Tunus ve İsrail-Filistin’e bölge sorunlarında ortak hareket etmek için Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler konusundaki tavrını değiştirmesi şart.

Yeni kral, Suudi Arabistan’ın Kral Abdullah altında Müslüman Kardeşler’e yönelik düşmanca politikasının Riyat’ın bölgedeki manevra alanını daralttığının farkında. Bu nedenle Müslüman Kardeşler’e yönelik politikada bir değişikliğin sinyallerini vermeye başladı bile.

Tunus’un Nahda Hareketi lideri Raşid Gannuşi’nin Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesine izin verdi mesela. Kral Abdullah, Gannuşi’nin ziyaret talebini defalarca reddetmişti.

Bir başka işaret Müslüman Kardeşler’e yakın olduğu için Mekke’deki Mescid-i Haram’da vaaz vermesi yasaklanan Saud al-Shuraim’e yeniden izin çıkması ve Müslüman Kardeşler’e yakınlığı nedeniyle pasaportları iptal edilen din adamlarının pasaportlarının iade edilmesi.

Suudi Arabistan’ın Müslüman Kardeşler konusundaki tavrını yumuşatması Ankara-Riyat işbirliğini İsrail-Filistin meselesinde, Libya’da, Yemen’de kolaylaştıracak bir faktör.

Fakat iş Suriye’deki dengeleri değiştirmeye ve İran’ın bölgedeki gücünü sınırlamaya gelince mesele karmaşıklaşıyor.

Suudilerin Suriye vizyonu ile Ankara’nınki büyük ölçüde örtüştü. 

Her ikisi de Esad’ın düşmesini öncelik olarak gördü, Suriye muhalefetini güçlendirmeye çabaladı, Amerika’nın ağırdan alan tutumunu eleştirdi. Suudiler Türkiye’nin uçuşa yasak bölge fikrini destekledi.

Fakat bir türlü sahada ortak hareket edemediler, farklı, hatta bazen birbiriyle çatışan grupları desteklediler.

Türkiye ve Katar hala Suudilerin terörist grup ilan ettiği Nusra gibi grupları güçlendirmeye uğraşıyor.

Amerika ile ortak bir vizyon olmadan Suriye’de dengeleri değiştirmek çok güç. Bir de işin içine Riyat ve Ankara’nın sahadaki koordinasyonsuzluğu girince resim daha da karmaşıklaşıyor.

Bu nedenle Suudi-Türkiye işbirliğinin Suriye’de çok şeyi değiştirmesini beklemeyin.

İran’ın bölgedeki gücünü sınırlamak daha da güç.

Suriye’de çatışma devam ederken, Irak’ta IŞİD’le mücadele ederken, Türkiye enerji nedeniyle İran’a bu kadar bağımlıyken İran’a karşı atılabilecek adımlar çok çok sınırlı.

Bir de buna Suudilerin liderliğinde oluşturulmaya çalışılan Sünni bloktaki çatlakları ekleyin.

Daha birkaç gün evvel Pakistan, Riyat’ın İran’a karşı askeri güç oluşturma planına katılmayacağını, Suudi Arabistan’a asker göndermeyeceğini ilan etti.

İran ile yakın ilişkileri olan Katar ve Umman’ın da bu bloğa dahil olmayacağını, bölgenin diğer önemli Sünni gücü Mısır’la Türkiye arasındaki gerginliği de düşündüğümüzde İran’ın etki alanını sınırlamanın güçlüğü daha net anlaşılıyor.

Kısacası Suudi-Türkiye yakınlaşması pozitif bir gelişme. Fakat bu yakınlaşmanın, her iki tarafın da ümit ettiği gibi, Suriye’de, Irak’ta ve bölgede dengeleri değiştirmesi mevcut koşullarda uzak bir ihtimal gibi görünüyor.