Türk demokrasisi, TTIP ve 'kahrolsun Batı'

Türkiye'nin bir süredir dahil olmak için çok ciddi lobi yaptığı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) çok önemli hale geldi. Anlaşma ile AB ve ABD arasında dünya GSYİH'sinin yarısını ve dünya ticaretinin üçte birini kapsayan ortak bir pazar oluşturulacak. Türkiye'yi ise buna dahil etme niyetinde değiller.

Washington’da gittikçe daha sık sorulan bir soru haline geldi: yolsuzluk davalarına, yargıya müdahaleye, fikir ve konuşma özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara, toplumsal çatışmaya, dış politikada yaşanan sorunlara rağmen nasıl oluyor da AKP iktidarda kalıyor?

Washington’daki pek çok Türkiye uzmanının verdiği yanıt aynı: Ekonomi.

Ekonomi iyi gittiği sürece hükümet gittikçe artan bir kibirle kendisine oy vermemiş yüzde 50’yi yabancılaştırmaya, mağdur etmeye devam edecek.

Ekonomi iyi gittiği sürece eleştirel sesler susturulacak, yolsuzluğun üstü örtülecek.

Ekonomi iyi gittiği sürece Washington’a salvolar, Avrupa Birliği’ne ‘aklınızı kendinize saklayın’lar devam edecek.

Fakat böyle giderse ekonomi uzun süre iyi gitmeyebilir ve ‘aklınızı kendinize saklayın’ dediğimiz Avrupa Birliği’nin aklına, her fırsatta yerden yere vurduğumuz Washington’ın desteğine muhtaç hale gelebiliriz.

Nasıl mı?

Pek çok ekonomistin üstünde mutabık olduğu bir konu var: Türk ekonomisi AKP iktidarının ilk yıllarında gösterdiği performansı göstermiyor ve durum daha da vahimleşecek.

Bütünüyle dış finansmana bağımlı, yabancı yatırımın kilit rol oynadığı bir ekonominin durmaksızın hukuksuzluk ve demokrasi ihlalleri yapma, siyasi istikrarsızlık yaratma lüksü yok.

Bunlar olduğunda ülkenin imajı darbe alıyor, yabancı yatırımcı kaçıyor.

Reuters’in 17 Aralık sürecinden sonra yaptığı bir haber yabancı yatırımcıların görüşlerine yer veriyor.

Ford ve Alman otomotiv yan sanayi şirketi ElringKlinger, TL’deki düşüşün kârları erittiğini söylüyor.

İngiltere merkezli mobil operatör şirketi Vodafone, temizlik maddeleri üreticisi Henkel gibi bir çok yabancı yatırımcı Türkiye’deki yatırımlarına dair duydukları endişeyi dile getiriyor.

Siemens CEO’su Joe Kaeser, yatırımcılara yaptığı değerlendirmede, daha önce altyapı, enerji ve sağlık ekipmanları satmak için ‘çok parlak’ bir ülke olarak nitelediği Türkiye algısının, şu anda Ukrayna’nın da dahil olduğu riskli ülkeler kategorisine doğru değiştiğini ifade ediyor.

Böyle bir tabloda Türkiye’nin bir süredir dahil olmak için çok ciddi lobi yaptığı Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması (TTIP) çok daha önemli hale geliyor.

TTIP çok önemli bir küresel ekonomik ve siyasi entegrasyon projesi.

Avrupa Birliği ve Amerika arasında 2013’ten bu yana TTIP’i imzalamak için müzakereler yürütülüyor.

Müzakereler tamamlandığında AB ve ABD arasında dünya GSYİH’sinin yarısını ve dünya ticaretinin üçte birini kapsayan ortak bir pazar oluşturulacak.

Ortaklık kapsamında, hizmetler, yatırımlar ve kamu alımları da dâhil olmak üzere, tarafların pazarlarına engelsiz erişim, tarife dışı engellerin ortadan kaldırılması gibi birçok farklı alanları kapsayan yeni kurallar ve standartlar yürürlüğe girecek.

Yani TTIP dünya ticaretini yeniden şekillendirecek.

AB ile Gümrük Birliği’nde olan Türkiye bu süreçten doğrudan etkilenecek.

Eğer Türkiye TTIP’e dahil olamazsa, Amerikan malları Türkiye'ye gümrüksüz girebilecekken Türk mallarına bu pazarlarda yüzde 40 vergi uygulanacak.

Türkiye anlaşma dışında kalırsa dünyanın en büyük iki pazarı olan ABD ve AB’ye mal ihracında yeni kısıtlamalara maruz kalacak ve ülkenin genel refah düzeyinde yüzde 2,5 oranında bir gerileme yaşanacak.

Bu nedenle Türkiye TTIP’e katılmak için bir süredir sıkı bir lobicilik faaliyeti yürütüyor.

Fakat Amerika ve Avrupa Birliği sürece Türkiye’yi dahil etmeme konusunda ısrarlı.

Türkiye alternatif çözümler üretiyor.

Amerika ile serbest ticaret anlaşması imzalamak için bastırıyor ama Amerika bununla da ilgilenmiyor.

Hakkın hukukun korunmadığı, kurumların işlemediği, keyfi vergi cezaları ile muhalif seslerin susturulduğu, sağlam bir ekonominin temelini atacak araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin altyapısını oluşturacak eğitim sisteminin rövanşist bir medeniyet projesine dönüştürüldüğü bir Türkiye ne Washington ne de Avrupa Birliği için ortaklığa can atılan bir müttefik.

Avrupa Birliği’ne ve Amerika’ya ‘fikrinizi kendinize saklayın’ diyoruz ama onların fikri bu ülkenin geleceği için, demokrasisi için, ekonomisi için önemli. TTIP’te Türkiye’nin önüne serilen engeller Washington ve Brüksel’in Türkiye’ye dair gittikçe karamsarlaşan fikirleri.

Tutuklanan gazeteciler, yolsuzluk, hukuksuzluk, bir çırpıda tersine döndürülen mahkeme kararları, Balyoz’dan ‘makul şüphe’ye yüzlerce akla zarar adım ülkenin sadece demokrasisinde değil, ekonomisinde de dev gibi gedikler açıyor, açmaya devam edecek.

Dünün hesabını sormak uğruna yarını kaybetmemek, kendi bindiğimiz dalı kesmemek lazım…