Türkiyeli IŞİD'çilerin radikalleşmeye dair söyledikleri

Toplumumuzu bu son derece tehlikeli yeşil karakter Yoda'dan korumak için Yıldız Savaşları'nı izletmeyiz olur biter. Peki ya 'İstanbul'u fethedin' çağrısı yapıp Türkiye'ye tehditler yağdıran IŞİD'li tatlıcı Fatih'i ne yapacağız?

Diyanet, Yıldız Savaşları serisinde geçen Jedi ustası Yoda’dan rahatsızmış.

Diyanet’in aylık dergisinde çıkan bir yazı, Yıldız Savaşları serisinde geçen ve Jedi savaşçılarının dini olan Jediismin, Hıristiyan toplumlarda taraftar bularak yayılmasından şikayetçi ve bizleri bu büyük tehlikeye karşı uyarıyor.

Toplumumuzu bu son derece tehlikeli yeşil karakter Yoda’dan korumak için Yıldız Savaşları’nı izletmeyiz olur biter.

Peki ya ‘İstanbul’u fethedin’ çağrısı yapıp Türkiye’ye tehditler yağdıran IŞİD’li tatlıcı Fatih’i ne yapacağız?

Malını mülkünü satarak ailesiyle birlikte IŞİD saflarında savaşmak için Suriye’ye giden bine yakın insanla nasıl başa çıkacağız?

IŞİD saflarında savaşmaya giden Türkiye vatandaşlarının sayısının 2500’ü geçtiği söyleniyor. Onları bu serüvene iten radikalleşme sürecinin önünü nasıl alacağız?

Bunlar tüm dünyanın yıllardır sorup durduğu sorular.

Bu soruları yanıtlamaya çalışan geniş bir literatür var.

Kuşkusuz ki radikalleşme karmaşık ve çok boyutlu bir süreç.

Fakat özellikle Batı’da yaşayan Müslüman toplumlar ve Ortadoğu’daki radikalleşme sürecini açıklamada kullanılan temel birkaç teori var.

Bu teorilerde radikalleşme, toplum tarafından dışlanmış, ekonomik olarak toplumun alt tabakasına sıkıştırılmış, siyasi olarak kendini ifade edecek meşru mecralardan yoksun bırakılmış kişilerin/grupların saptığı bir yol olarak görülüyor.

Radikal İslamcılığın Müslüman göçmenlerin işsizliğe, dışlanmışlığa, ikinci sınıf vatandaşlığa, Batı’nın İslam korkusuna verdiği yanıt olduğu söyleniyor.

Bir başka teori Tunus gibi ülkelerdeki radikalleşmeyi açıklıyor.

Tunus IŞİD’e en çok militan veren ülkelerden bir tanesi.

Diğer pek çok Müslüman ülkesiyle karşılaştırıldığında Tunus toplumu eğitimli, orta sınıfı geniş, seküler kültürü kuvvetli olan bir toplum. 

Peki Batı’da bahsettiğimiz anlamda bir yoksunluğun ve dışlanmışlığın olmadığı Müslüman bir toplumdaki bu radikalleşmeyi nasıl açıklarız?

Pek çok akademisyen bunu ‘göreceli yoksunluk’ (relative deprivation) kavramı ile açıklıyor.

Yani Avrupa’dakinin aksine, radikalleşen bireyler eğitimsiz, toplumun dışına itilmiş bireyler değil. Aksine eğitimli ve toplumla entegre olmuş insanlar.

Onları radikalleşmeye iten faktör, eğitimlerinin karşılığında beklediklerini alamamış olmaları. Kendilerini başkalarıyla kıyasladıklarında bulduklarından tatmin olmamaları.

Hem Avrupa hem de Tunus tipi radikalleşmede İslamcı ideoloji, bireylerin/grupların içinde bulundukları sosyo-ekonomik ve siyasi şartları protesto etmek ve benzer bireyleri mobilize etmek için kullandıkları etkili bir araç.

Bu nedenle radikalleşmenin önüne geçmek için önerilen çözümler, öncelikle bu grupların sosyo-ekonomik ve siyasi şartlarının iyileştirilmesine odaklanıyor.

Fakat Türkiye’de durum farklı gibi görünüyor.

Loyola Üniversitesinden Doç. Dr. Güneş Murat Tezcur’un Foreign Affairs dergisinde çıkan makalesi ilginç bulgularla dolu.

Tezcur IŞİD’e katılan 112 Türkiye vatandaşını incelemiş.

Bunların önemli bir kısmının eğitimli, evli ve çocuklu olduğunu, içlerinde avukatlar, ticaretle uğraşanlar, devlet memurları ve üniversite öğrencilerinin olduğunu söylüyor.

Bu 112 kişinin profili Avrupa ve Ortadoğu’da cihadi gruplara katılanların profilinden çok farklı.

Türkiye’dekiler toplum tarafından mağdur edilmiş, ekonomik olarak dışlanmış, baskıcı bir devlet tarafından siyasi katılımı sınırlandırılmış bireyler değil.

Tam aksine 13 yıldır İslamcı köklerden gelen bir partinin iktidarı altında, dini organizasyonların ve faaliyetlerin teşvik edildiği, siyasi katılımın ve ekonomik büyümenin olduğu bir ülkede yaşıyorlar.

Sayın Tezcur’a göre incelediği IŞİD üyeleri, AKP iktidarı döneminde gerçekleşen ekonomik büyümeden fayda sağlamışlar.

Yani sosyal, siyasi ya da ekonomik bir yoksunluk söz konusu değil.

Bu tür durumlarda ideoloji, radikalleşme sürecinde çok daha başat bir rol oynuyor.

Avrupa ve Tunus örneğinde olduğundan farklı olarak Türkiye’deki radikalleşmede ideoloji bir araç olmaktan çok amaç.

Bu nedenle meselenin çözümü için ideolojiye odaklanmak gerekiyor.

Bu insanlara, yaşamlarını bırakıp IŞİD gibi bir örgüt saflarında savaşmak için sınırı geçirten ideolojiyi iyi kavramak şart.

Bu anlamda Diyanet’in hazırladığı ve IŞİD’in ideolojisini detaylandıran rapor önemli.

Fakat bence hem Diyanet’in hem de iktidara yakın çevrelerin IŞİD’e bakışında önemli bir sorun var.

Diyanet İşleri Başkanının ‘IŞİD gibi oluşumlardan bahsederken kısaltılmış isimlerini kullanın,uzun isimlerini kullanmayın. Çünkü uzun isminde İslam gibi çok mübarek, çok mukaddes bir kelime var. IŞİD’in İslam ile ilgisi yok’ demesi en az ‘IŞİD eşittir İslam’ demek kadar sakıncalı. Çünkü meselenin özünü görüp çözüm üretmeyi engelliyor.

Tatlıcı Fatih’in dünyasında IŞİD ‘gerçek İslam’ı temsil ediyor.

Ve Fatih gibi binlerce insanın IŞİD’e katılmasını engellemek için, onun gördüğü İslam’ı anlamak ve karşı bir söylem üretmek şart.

Diyanet İsleri Başkanının yaptığı gibi ‘Bu gibi hadiseler, İslam'ın kendi tarihi, medeniyeti, Kur'an'ın kavramlarıyla izah edilemez. Bunlar belki daha çok tıbbın ve psikiyatrinin kelime ve kavramlarıyla ancak izah edilebilir’ diyerek kestirip atmak sorunu teşhis etmemizi güçleştiriyor.

İktidara yakın pek çok aydının IŞİD’i ‘Batı’nın kendi emellerini gerçekleştirmek için yarattığı bir araç’ olarak görmesi de öyle.

Her fırsatta Batı’ya çakıp, Haçlılardan dem vurup, İslam medeniyetini mazlumlaştırmak, mağdurlaştırmak, yoksunluklar üretmek IŞİD’in ekmeğine yağ sürmek demek.

Türkiye’de IŞİD ile mücadele etmenin ilk adımı IŞİD’in ideolojisiyle mücadele etmek.

Bu nedenle öncelikle yapılması gereken IŞİD’i kavramak, doğru tanımlamak, İslam tarihine verdiği referansları ciddiyetle çalışmak ve söylemine karşı söylem geliştirmek.