Washington PYD'ye saldırıyı nasıl görüyor?

Washington Türkiye'nin PYD'ye obüslerle saldırısının sahadaki askeri dengeyi değiştirmeyeceğini, Türkiye'nin Washington'ın onayı olmadan Suudilerle daha büyük bir askeri maceraya atılmayacağını biliyor.

Türkiye - Suriye sınırında bulunan Türk topçu birliğinin, PYD hedeflerini vurması hükümete yakın gazetelerce bir kahramanlık öyküsü olarak anlatılıyor.

Yeni Şafak’tan bir köşe yazarının iki gün önceki köşe yazısından bir kesit aktarmak istiyorum:

‘İki gündür PYD'nin silahlı kolu olan YPG'ye yönelik yoğun topçu ateşiyle Türkiye, test edilemeyeceğini göstermiş oldu. Uluslararası ilişkilerde eğer diplomasinizin arkasına gücü koymazsanız inandırıcılığınız olmaz. Hele burası Ortadoğu'ysa, hele karşınızdaki güç Rusya'ysa, kimi zaman diplomasinin arkasına askeri gücü koymak değil daha ileri gidip askerinizin arkasına diplomasiyi koymak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu başta Başkan Obama ve yardımcısı Joe Biden olmak üzere muhataplarına PYD'ye verilen silahların Türkiye'ye doğrultulması halinde vuracaklarını beyan ettiler. Eğer bu deklarasyonu yaptıktan sonra gereğini yerine getirmeseydik, Türkiye kağıttan bir kaplan olarak anılırdı. Türkler konuşur ama gereğini yapmaz diye bir algı oluşurdu.’

Yani Yeni Şafak yazarına göre Türkiye, PYD hedeflerini Kilis’te konuşlandırılmış obüslerle vurarak Amerika, Rusya ve PYD’ye büyük bir askeri güç olduğunu, diplomatik dehasını askeri gücüyle taçlandırdığını göstermiş oldu.

Nacizane görüşüm durumun en azından Amerikan tarafına tam tersini anlattığı yönünde.

Olanlara bakalım.

Türkiye’nin PYD’nin Cenevre’ye davet edilmemesini diplomatik bir başarı olarak kutladığı saatlerde, Obama'nın IŞİD'le mücadele koalisyonu özel temsilcisi Brett McGurk Kobani’de PYD ile görüştü.

Aynı saatlerde ABD dışişleri bakan yardımcısı Tony Blinken, PYD eş başkanı Salih Müslim’le Cenevre’de biraraya geldi.

Türkiye daha sonra Amerika’ya ‘tarafını seç, PYD mi Türkiye mi’ dedi.

Amerikan tarafının yanıtı gecikmedi: ‘PYD’yi desteklemeye devam edeceğiz.’

Ardından Münih’te yapılan Suriye toplantısında Amerika ve Rusya’nın istediği oldu.

‘Çatışmasızlığın sağlanması’ konusunda anlaşmaya varıldı ancak sadece IŞİD ve El Nusra’ya saldırılar devam edecek dendi. Bir anlamda Türkiye’nin PYD’ye saldırmasının önüne geçilmek istendi.

Ardından Türkiye ve Suudilerin Suriye’ye bir kara operasyonuna hazır olduklarını, Suudilerin İncirlik’e savaş uçaklarını yollayacağı duyuruldu.

Bir gün sonra hem Türkiye hem Suudi Arabistan geri adım atıp ‘bu konuda henüz bir karar alınmadığını, ancak uluslararası koalisyonun desteğiyle bunun yapılabileceğini’ söyledi.

Sonra Türkiye, PYD hedeflerini Kilis’te konuşlu obüslerle top atışına tutmaya başladı.

Çok geçmeden başta Amerika olmak üzere Batılı ülkelerden Türkiye’nin PYD’ye yönelik saldırılarını durdurması talebi geldi.

Tüm bunların ortaya çıkardığı tablo askeri ve diplomatik olarak güçlü bir Türkiye değil.

Aksine, diplomatik alanda kırmızı çizgilerini müttefiklerine dahi kabul ettirememiş, Rusya’nın resme girmesiyle askeri olarak eli bütünüyle zayıflamış ve Suudilerden başkasını yanına çekemeyen bir Türkiye.

Türkiye’nin PYD’yi obüslerle vurması Ankara’nın, Suriye’de içine düştüğü diplomatik ve askeri çaresizliği gözler önüne seriyor.

Belli ki Washington da durumu böyle okuyor.

Amerika, Türk askerinin uluslararası meşruiyet olmadan, Rus savaş uçakları kuzey Suriye semalarında cirit atarken Suriye’ye girmek istemediğini biliyor.

Ankara’nın, Kilis’ten PYD’yi top atışına tutmaktan başka askeri bir adım atamayacağının da farkında.

Washington’ın asıl endişesi bu top atışları değil. Çünkü bunun PYD’yi durduramayacağını biliyor.

Hemen herkes, Ruslar sahadayken, Amerika ile bir anlaşma olmadığı sürece, Türkiye’nin obüslerle PYD’nin Azez’deki ilerleyişini durduramayacağında mutabık.

Nitekim Türkiye PYD hedeflerini vururken PYD Tel Rifat’ın kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.

Washington Ankara’nın, Yemen’de başarısız bir operasyon yürüten Suudilerin ipiyle Suriye kuyusuna inemeyeceğini, aksi söylemlerle sadece Amerika’ya mesaj vermeye çalıştığını da görüyor.

Yani Washington Türkiye’nin PYD’ye obüslerle saldırısının sahadaki askeri dengeyi değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin Washington’ın onayı olmadan Suudilerle daha büyük bir askeri maceraya atılmayacağını biliyor.

Washington’ı asıl endişelendiren şey Türkiye’nin Rusya’yı provoke edecek bir adım atması ve NATO’yu Rusya ile bir çatışmanın içine çekmesi...

Türkiye PYD’yi vurmaya başladığında Washington’dan art arda gelen tepkilerin altında yatan endişe bu.

Yazıyı yine Yeni Şafak’tan alıntı ile bitirelim. Ne diyor köşe yazarı?

‘Uluslararası ilişkilerde eğer diplomasinizin arkasına gücü koymazsanız inandırıcılığınız olmaz…kimi zaman diplomasinin arkasına askeri gücü koymak değil daha ileri gidip askerinizin arkasına diplomasiyi koymak gerekiyor.’

Belki de Ankara daha da ileri gidip hem askeri gücünün hem de diplomasisinin arkasına biraz aklıselim koymalı…

Çünkü attığı son askeri adım askeri olarak Türkiye’nin istediği sonuçları üretmeyeceği gibi diplomatik olarak da Ankara’yı daha fazla izole edeceğe benziyor.

http://www.radikal.com.tr/151216215121621

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

AKP dışarıya değil içerideki tribünlere oynuyor - muratcelik123

Başkanlık referandumuna hazırlık yapıyor AKP. Erdoğan başkanlığındaki güçlü Türkiye Rusya / ABD vs.vs. süpergüçlere kafa tutuyor filminin fragmanı yayımlandı. Batıda bunun iç politikaya yönelik bir filmin fragmanı olduğunun "farkında" o yüzden kaale bile almıyor zira bizi bizden daha iyi tanıyorlar...