3. dünyacılık ve dünyalılık

Artık dış politika sadece siyasi iktidarın devlet kurumlarıyla yaptığı bir şey değil.

Artık dış politika sadece siyasi iktidarın devlet kurumlarıyla yaptığı bir şey değil. Katılımın gelişmesi sonucunda sivil toplumun dış politikadaki rolü çok arttı. STK'lar, siyasi iktidarın aksine, halkı temsil etme ve halka hesap verme zorunda değiller. Üstelik dış politikada esasen sınırlı olan bilgi kaynaklarından da büyük ölçüde uzaklar. Bunların ülke çıkarlarıyla her zaman tetabuk etmeyen, sadece kendilerine özgü gündemleri ve değerleri değil, çıkarları da var.
Genelde sivil toplumda iki dış politika eğilimi görülüyor. Biri Batı ve Amerika karşıtı, diğeri yanlısı.
3. dünyacılık denen eğilim Batı'nın ekonomik emperyalizmine karşı çıkıyor. Küreselleşmeyi bunun bir aracı sayıyor. Uluslar arasında ekonomik adaleti savunuyor. Ulusal ekonomik çıkarları geliştirmek amacıyla uluslararası düzlemde gelişme yolundaki ülkeler için özel korunma önlemleri alınırken, bu ülkelerin küreselleşmenin kısmen de olsa dışına çıkması görüşünde. Porto Alegre hareketinde de görüldüğü üzere, bu akımın protesto yanı ağır basıyor ama tutarlı bir teorisi yok.
Bunların moral temelli ekonomik adalet ve kalkınma politikası önerisine uygun bir dış siyaset tutumu da bulunuyor. Irak savaşı dolayısıyla gördük: Medyanın bir bölümü, uluslararası meşruiyeti zayıf, halk çoğunluğunun desteklemediği, Amerika'nın emperyal nedenlerine bağlanan, sivillerin ölümü kaçınılmaz olan bir savaşı 'moral' gerekçelerle reddetti. Bu, dış politikaya 'idealist' bir yaklaşımı temsil ediyordu. Türkiye, Amerika'nın politikasını değiştiremezdi. Ama yanlış bulduğu bir yolda da Amerika'yı desteklememeliydi. Amerika bizim gibi ülkelere düşmandı. Aslında Amerika'dan farkı güçsüzlüğü olan AB de dost değildi.
Raymond Aron, idealist dış politikanın, moral temele dayandığı iddiasına rağmen, moral açıdan eleştirilebileceğini söylüyor.
Dış politikada bir moralite sorunsalı olduğu inkâr edilemez. Bu daha çok bireylerin toplum içi ilişkilerde uyguladıkları moral değerleri dış politika alanına taşımalarından kaynaklanıyor. Kant, moral nedenleri ileri sürenlerin gerçek motivasyonlarının, kendilerini moral göstermek gibi, çoğu kez kendi özel çıkarlarından oluşabileceğini söylüyor.
Dış ilişkilerde, ülke içinde olduğu gibi, düzenin temelini oluşturan hukuk kuralları bulunmuyor. Mevcut sınırlı kuralları tatbik edecek bağımsız bir otorite de yok. Her ülkenin kendisini tümüyle haklı gördüğü emelleri, bunları savunan muhteris siyasi kadroları var. Bunların yarattığı orman kanunu şartlarında ülke çıkarlarını savunmak gerekiyor. Bu nedenle klasik Yunan tarihçisi Thucydides dış ilişkileri korku (phobos), kertos (çıkar) ve onur (doxa) yönetir diyor. Zorluk üçünü meczetmekte.
Bu şartlara bireysel moral değerleri uygulamak, imkânsız değilse de, olağanüstü maliyetli bir iş. Irak savaşında Amerika'ya yeterli katkıda bulunmadığımız için haklarını koruyamadığımız Türkmenlere 'Üzülmeyin, sizi üstün moral ilkeler dolayısıyla feda ettik' diyebilir misiniz?
Batı'yla ilişkileri ve küreselleşmeyi savunanlar, özellikle de AB üyeliği konusunda, tüm Batı kaynaklı talepleri olduğu gibi kabul etmekten yanalar. Bunlar ulusal çıkar kavramının değiştiğini, küreselleşmeyle ulus - devletin ve milliyetçiliğin ortadan kalkmakta olduğunu, stratejinin değerini yitirdiğini vb. ileri sürüyorlar. Bu tavrın ardında, ne kadar önemli olursa olsun, kendi çıkarlarını gerçekleştirmede hiçbir engelle karşılaşmamak isteği olduğu görülüyor. Yani 'Bizim çıkarımızın dışında dış politika kalmadı' demek gibi bir şey.
Bunlar 6.'dan sonra 7. hatta 17. paketi dahi çıkarıp, AB'nin her istediğini yapmaktan, Güneydoğu sorununu, Kıbrıs'ı ve Ege'yi onların istediği gibi çözmekten yanalar. Dış politikada Batı'yı Batı yapan değerin, çıkarları için mücadele etmek olduğunu hâlâ öğrenmemişler. Bunlar 3. dünyacılara karşı çıkan 3. dünyalılar. Bunlara iki Batılı 'Aferin' derken, biri de 'Daha gidecek çok yolunuz var' deyiveriyor. Ama 'moralleri' bozulmuyor. Bu zihniyetle AB'ye girince 1. dünyalı olacaklarını sanıyorlar.
Sanki hem bu dünyanın şartlarında yaşamak hem ulusal çıkarı savunmak imkânsız.