AB, Cumhuriyet ve demokrasi (1)

AKP hükümetinin önündeki güçlükleri aşması konusuna geçmeden önce, siyasi yapımızın durumuna bakmak yararlı olabilir.</br>Cumhuriyet'i kuranlar Osmanlı'nın bir ortaçağ imparatorluğu olduğu için ulus-devletler dünyasında yaşayamadığı sonucuna vardılar.

AKP hükümetinin önündeki güçlükleri aşması konusuna geçmeden önce, siyasi yapımızın durumuna bakmak yararlı olabilir.
Cumhuriyet'i kuranlar Osmanlı'nın bir ortaçağ imparatorluğu olduğu için ulus-devletler dünyasında yaşayamadığı sonucuna vardılar. Cumhuriyet'i ulus-devlet olarak kurdular. Ama ortada, 1821-1922 arasında, arkalarında 5 milyon ölü bırakarak, Balkanlar ve Kafkaslar'dan kaçıp Anadolu'ya sığınan 5 milyon insanla Anadolu'dakilerden oluşan heterojen bir topluluk bulunuyordu. Cumhuriyet bundan modern bir ulus yaratmayı amaçladı. Daha önce uluslaşmış ve modernleşmiş güçlü Batı ülkelerine karşı 'savunmacı milliyetçilik'i benimsedi. Etnik bölünme ihtimaline karşı tekil yapıyı, çağdaşlığı gerçekleştirmek için de laikliği ilke olarak kabul etti. Ulus-devlet için gerekli hayat tarzını topluma dayattı.
Bunlar devrimsiz yapılamazdı. Cumhuriyet bu büyük devrimi, Jakobenlerin Fransız İhtilali'nde döktükleri kanla kıyaslanamayacak kadar az ölümle gerçekleştirdi.
Tarihi nedenlerle gelişme potansiyeli kısıtlı bir toplumda, sosyolojik anlamda din temelli geleneksel kesim bu devrimlere karşı direndi. Sanayileşmeden ve eğitilmiş orta sınıf oluşmadan yani gerekli şartlar oluşmadan demokrasiye geçilmesi, geniş kitlelerin, derece derece, devrimlerin karşısındaki siyasi akımlarda yer almasına yol açtı.
Bugün gelinen noktada, büyük ekonomik atılımlara rağmen hâlâ güçlü bir orta sınıf oluşmuş değil. AKP orta sınıftan ziyade, ülkenin yüzde 60'lık 'göreli' ve 'mutlak yoksul' kesimlerini temsil ediyor. Bu kesimlerin içinde 1970'lerle birlikte İslam dünyasındaki gelişmelerden etkilenerek dini siyasi ideoloji haline getirmiş, hayat tarzı olarak dinin çıkış şartlarını örnek almış bir çekirdek grup bulunuyor. AKP yönetici zümresi bu çekirdeği terk ettikleri için 3 Kasım seçimleriyle daha geniş kitleleri temsil edecek hale geldiler. Tarihin şekillendirdiği ve ekonomik kalkınmanın henüz değiştiremediği bu kitlelerin hayat görüşünü, ulus-devlet veya Cumhuriyet'le bağdaştırmak, önümüzdeki en önemli sorunu oluşturuyor. AKP iktidarının geleceği, bu sorunun başarıyla çözümlenmesi açısından çok önemli.
Liberal 'aydınlar' çözümü, kendi tabirleriyle 'toplumsal taleplerin kabul edilmesi'nde görüyorlar. İnsan haklarına saygıdan esinlenen bu ilke Cumhuriyet'in başında uygulansaydı devrimler yapılamayacak; hatta Cumhuriyet'i kurmak dahi mümkün olmayacaktı. Liberaller her toplum talebinin yerine getirilmesini, toplumun çağdaşlaşmasından daha önemli görüyorlar. Onlar için farklı hayat tarzlarının karşılıklı dayatılması sonucu ortaya çıkan gerilimleri azaltmak her şeyin üstünde bir öneme sahip. Ancak böyle bir 'hoşgörü' siyasetin sona ermesi anlamına da gelebilir. Tanımı gereği siyaset, kişinin ve ait olduğu grubun hayat görüşü ve tarzının topluma hâkim olması için faaliyette bulunmak demek. Bu açıdan liberal 'çözüm', sorunun çözümünden ziyade, insan haklarına saygı adına sorunun devamı sonucunu verebilir.
Liberallerin dış sorunların çözümüne ilişkin yaklaşımları da, bir mücadele sürecinde milli çıkarları imkân ölçüsünde gerçekleştirmekten ziyade, tarafların çelişen çıkarlarını üst üste koyup 'barış'ı sağlamayı öngörüyor. Burada da dış politikaya gerek kalmıyor.
Liberal 'model' Türkiye'yi, ulusal kimliğin kaybedilmesine, din ve etnik temelde parçalanmış Osmanlı tipi bir toplumsal yapıya ya da kan bağı temelinde bir aşiretleşmeye ve yıkıntı döneminin dış politika hezimetlerine götürür.
AB ülkeleri ulus-devletlerini ve ekonomik kalkınmalarını gerçekleştirdikten sonra liberal demokrasiye, o da kısmen, ulaştılar. Henüz çağdaşlaşmasını tamamlamamış bir ülkede, ulus-devlet öncesi hayat görüş ve tarzına sahip kitlelerin taleplerinin 'liberal' anlayışla kabulü, belki kısa bir süre için Kopenhag Kıstasları'na uyum sayılır. Ama benzer kültürlerin bütünleşmesini öngören AB ile aramızdaki bağdaşmaz kültür farkı olarak, üyeliğimize karşı kullanılır.