AB'deki ırkçılık

Murat Belge 4 Haziran tarihli yazısında, benim 1 Haziran yazımda Türk aydınının</br>ırkçılığı bilmediği ve öğrenmemek için adeta özel çaba harcadığı yolundaki görüşümü cevaplıyor.

Murat Belge 4 Haziran tarihli yazısında, benim 1 Haziran yazımda Türk aydınının
ırkçılığı bilmediği ve öğrenmemek için adeta özel çaba harcadığı yolundaki görüşümü cevaplıyor. Yazılarımda kimsenin ismini vermeden fikirleri eleştirmeye çalışıyorum.
İsim vermek tartışmayı kişisel çatışmaya dönüştürüyor. Kimsenin kazanmasına imkân olmayan, ama en çok da tartışılan konunun kaybettiği bir duruma yol açıyor. Türk aydını olduğunu düşündüğüm kimseleri hiçbir zaman küçümsemedim. Aksine zekâlarına ve bilgilerine saygım var. 'Türk aydını'ndan, geçmişte sosyalist olup da, 'devrimci' mücadelede karşılaştığı şiddet dolayısıyla derin travma geçirdikten sonra, komünizmin yıkılmasıyla birlikte, liberal olanları kastediyorum. Bu travmanın etkisini şu veya bu şekilde aşanlara kuşkusuz 'entelektüel' denebilir. Aşmadan liberal olanlarınsa ciddi sorunları var. Bu kategorideki Türk aydınının başına gelenlerle ilgili bir yargıda bulunmak istemiyorum. Ama Sadun Aren hocanın sözlerinde gerçek payı olabilir.
Aydınların toplumsal eleştirileri önemli olduğu gibi, aydının eleştirilmesi de önemli. Aydının sözlerine 'eleştiri', aydına dönük eleştiriye ise 'suçlama' demek, daha önce de örneğine rastladığım, ilginç bir zihniyet.
Murat Belge ile ırkçılık konusundaki görüşlerimiz temelden farklı. Avrupa'daki ırkçılığı sürekli eleştirdiğimi görüp, Amerika'daki ırkçılığı bilerek göz ardı ettiğimi ima ediyor. İki yüzyıl kölelik
uygulaması bulunan ve 1965 yılına kadar demokrasisi şeklen bile eksik olan Amerika'da bugün de ciddi ırkçılık olduğuna kuşku yok. Ama Anglosaksonlar ırkçılığı denetleyebilmiş. Kıta Avrupası ırkçılığı ise üç milyon insanımızı ve AB üyeliğimizi doğrudan etkilediğinden bizim için daha önemli. Ayrıca denetimden de çıkabiliyor.
Belge'nin 'Yalnız Avrupa'da değil her yerde ırkçılık var' tezi kuşku götürür. BM 'Alt Komisyonu', ırkçılık konusunda bir başyapıt olan Sekretarya raporu üzerine 1992 yılında aldığı kararda, ırkçılığın 'Avrupa ve Kuzey Amerika'da vuku bulduğunu belirtti. İnsan Hakları Komisyonu 1993/20 kararında, Avustralya'yı da içine sokmak için ırkçılığın 'gelişmiş ülkeler'de olduğunu vurguladı. Her iki karar da, Ansiklopedi Britanika'nın (Makropedya, cilt 15, sf. 359-366, 1984), ırkçılığın Batı Avrupa ile onun Kuzey Amerika, Güney Afrika ve Avustralya'daki beyaz sömürgelerinde görüldüğüne ilişkin coğrafi yaklaşımını benimsedi. Buna göre dünyanın her yerinde rastlanan 'ırksal yaklaşımlar' ırkçılık olgusundan farklıydı. Avrupa tarihinin son bin yılı, Yahudilere sürekli saldırılarla geçen ve sonunda Holokost'a ulaşan antisemitizm türü misli görülmemiş bir ırkçılığa sahne oldu. Yahudiler içinde yaşadıkları toplumla çatıştıklarından değil, yalnızca Yahudi olduklarından ırkçılığa maruz kaldılar. Yani ırkçılık bir mücadele
türü değil, ırkçının saptadığı hedef
gruba tek yönlü ve nedensellikten uzak saldırısı. Bu açıdan Türklerin savaşlarda yenildiği Ruslara veya Doğu Anadolu'da devlet kurmak isteyen Ermenilere ırkçı nefret duyduğu söylenemez.
'Faşistler ırkçı, solcular değil' denklemi de tam gerçeği yansıtmıyor. Nazi Almanyası'nda solcuların bir kısmı ırkçıydı. Avrupa'da 1970'lerin ortasında beliren yeni ırkçılık Almanya'da Türkleri hedef grup olarak saptadı (E. Todd, Le Destin des Emigres..) Neo-Nazi saldırılar halktan sürpriz destek gördü. Eurobarometre, AB toplumlarında 'ırkçıyım' diyenlerin yüzde 60'ı geçtiğini gösteriyor. Yani ırkçılık sadece aşırı sağı veya orta sağı değil, solun önemli bir kesimini de kapsıyor. Bu Avrupa fazladan uluslararası denetimden de kaçıyor. Tüm dünyayı ırkçılıkla suçlayan Avrupa 'antirasistleri'nin mücadelesi de, kendi gerçeklerinden kaçtıklarından, etkisiz oluyor. Irkçılık her insanda bulunan normal önyargının patolojik türü. Bunu böyle yapan, toplum kültüründeki projeksiyon mekanizması. Batı toplumlarında bu mekanizma tarihi bazı nedenlerle aşırı gelişmiş. Türk toplumundaysa gelişmemiş. Dolayısıyla bizde ırkçılık yok.
Bir kusur eksik olsa fena mı?