AB'nin çelişkisi

AB Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin düzenli ilerleme raporu ve strateji belgesi çıktı.

AB Komisyonu'nun Türkiye'ye ilişkin düzenli ilerleme raporu ve strateji belgesi çıktı. Her ikisi de Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kıstasları'nı yerine getirme doğrultusunda attığı adımları övüyor. Ama uygulamadaki eksikler dolayısıyla bu kıstasların henüz tam karşılanmadığını vurguluyor (Strateji Belgesi sf. 15). Böylece, bugün AB'de bizi üye yapma iradesi olsa dahi, giriş müzakerelerinin açılamayacağı ima ediliyor. 2004 Aralık zirvesinde uygulamanın yeterli bulunmaması halinde, giriş müzakereleri için tarih verilmemesi seçeneği de açık tutuluyor.
Bu yaklaşımı güçlendirmek için raporda eksiklerimiz ayrıntılı ve abartılı biçimde sıralanmış.
Yargının bağımsızlığı için basit birkaç önlem yeterli. Aslında çok şey yapılmış olmakla birlikte, yargının sağlıklı çalışması uzun vadeli büyük reformlar gerektiriyor. AB'nin 'eşleştirme' yani bir üye ülkenin yargısıyla işbirliği yapma yaklaşımı yetersiz. Bu işe büyük kaynak ayırması ya da zamana yayılmasına rıza göstermesi lazım.
Ordu/sivil ilişkilerinde bu hükümet beklenenin ötesinde adımlar attı. RTÜK ve YÖK'te asker bulunması ciddi bir sorun değil. Ordunun 'gayriresmi kanallardan' siyaseti etkilediği iddiasıysa gayriciddi. Komutanların beyanlarının içeriğine bakmak daha doğru olur. Bunların antidemokratik nitelik taşıyanı varsa göstersinler.
İşkence konusundaki paragraf, üye ülkeler için dahi geçerli olabilecek ılımlılıkta bir ifade içeriyor. Dolayısıyla sorun niteliğini kaybediyor izlenimi veriyor.
AİHM'nin kararlarına göre milli mahkemelerin davalara yeniden bakması, bazı AB üye ülkeleri için dahi sorun oluşturuyor. Raporun, Loizidou kararının uygulanmasıyla, Zana ve diğerlerinin serbest bırakılması
gibi dar bir amaç güttüğü seziliyor.
Raportörlerin eksik uygulamayla, öncelikle, din özgürlüğü alanını kastettikleri görünüyor. Din özgürlüğü daha ziyade Hıristiyan azınlıkların vakıfları, kilise hükmi şahsiyeti, malvarlıkları üzerindeki tasarruf hakları ve din adamı eğitimi gibi konularla ilgili. Bu açıdan Türkiye'deki uygulamalarla Yunanistan'dakiler arasında büyük benzerlikler var. Ama
diğer AB ülkelerinde Müslümanlara tanınan haklar bizden daha geniş. Bu konuda ilerleme sağlanmazsa, bu sefer onların karar mekanizmaları
'gayriresmi kanallardan' etkilenebilir.
Anadil eğitim ve yayın haklarının uygulamasında gecikmeler oldu. Ancak bölünmeye ilişkin ifade özgürlüğü gibi bu hakların uygulaması da, giriş müzakereleri başlayıp, AB'nin niyetleri konusunda ülkede güven doğduktan sonra beklenen düzeye ulaşabilir.
Yasama reformu gibi, yolsuzlukla mücadele ve Güneydoğu'nun sosyoekonomik kalkınması uzun vadeli hedefler olduğundan, giriş müzakere tarihi verilmesiyle irtibatlandırılamaz.
AB Büyükelçisi Kretschmer'in basın toplantısında dediği gibi, 'Uyum süreci, katılım öncesinde tamamlanamaz.' Önemli olan eksiklerin giriş müzakere tarihi verilmesini engelleyecek boyutlarda olmaması. Diğer aday ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye 4 Ağustos 2002'de kabul edilen
3. paketle bu işi yaptı. Sonraki paketler bizi almakta tereddüt eden AB çevrelerini tatmin için atılmış ilave adımlardan ibaret. Nitekim 'gayriresmi kanallardan' alınan bilgiler, AB Komisyonu içindeki uzmanların da durumu böyle değerlendirdiklerini; reformları bihakkın öven raporun eksiklere ilişkin ifadelerinin sert ve insafsız olduğunu düşündükleri yolunda. Yani müzakereler için bir yıl daha boşuna bekleyeceğiz.
Raportörlerin Türkiye'ye ilişkin gerçek görüşü Strateji Belgesi 16. sf 2. paragrafta yer alıyor. Burada, yapılan büyük reformların uzun vadeli tarihi bir süreç olduğu; önümüzdeki yıllarda reformların yararlarının daha iyi anlaşılacağı; reformların ruhunun yürütme ve yargıya yansımasının ve etkin uygulamasının zaman alacağı; ama halkın şimdiden hak ve özgürlüklerden daha geniş biçimde yararlandığı belirtiliyor.
Adaylıktan üyelik müzakerelerine geçmenin şartı buydu. Oldu.
Gül de, Erdoğan da haklı. Evet eksiklerimiz var. Ama bunları üyeliğimize karşı kullanmak sudan bahaneler olur.
Sorun Kıbrıs'ta.