Akıllanamamak

AKP 12 Mayıs'ta Erzurum'da bir miting yaptı. 14 ve 27 Nisan mitinglerine cevap verdi. Genci, çocuğu ve kadını olmayan bir kalabalık vardı. Ne de olsa, Cumhuriyet değil, parti mitingiydi.

AKP 12 Mayıs'ta Erzurum'da bir miting yaptı. 14 ve 27 Nisan mitinglerine cevap verdi. Genci, çocuğu ve kadını olmayan bir kalabalık vardı. Ne de olsa, Cumhuriyet değil, parti mitingiydi. Mitingde Sn. Erdoğan, AKP'nin Cumhuriyet'e ve laikliğe tehdit oluşturmadığını söyledi. Ama Doğu Anadolu'da Türk üst kimliğine atıfta bulunmak aklına gelmedi.
Böylece açılan seçim kampanyasında AKP'nin, cumhurbaşkanı seçtirememesinin kabahatini, CHP ile TSK ve Anayasa Mahkemesi gibi Cumhuriyet kurumlarına atacağı ve mazlumu oynayacağı anlaşılıyor.
Sn. Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmemesini kişisel bir sorun haline getirdiği; Anayasa değişikliklerini gerekirse referandumla geçirip, kendisini halka seçtirmek istediği görülüyor.
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini kötü yöneten Sn. Erdoğan ve AKP, aynı yolda ilerliyor. Anayasa Mahkemesi kararından sonra, Sn. Gül'ün adaylığını çekip, yeni cumhurbaşkanı seçimini genel seçimler sonunda gelecek Meclis'e bıraksaydı, kriz sona erecekti. Oysa AKP, uyduruk bir Anayasa değişikliğiyle halka giderek, son uzlaşı imkânlarını da bertaraf etmeye çalışıyor. Bu ısrarı 1980'deki nafile turlara benziyor.
Söylentiler doğruysa, Sn. Gül, dış dünyanın AKP'nin arkasında olduğu varsayımıyla bu politikanın devamını istiyormuş. Yani AKP, bir yandan, AB ve Amerika'nın desteği, öte yandan da genel seçimlerde ve yapılırsa referandumda, ardından da cumhurbaşkanı seçimlerinde alacağı oylarla, Milli Görüş çekirdeğine mensup bir adayı cumhurbaşkanı yapacak. Bu tutum, Sn. Gül'ün sakin, akılcı ve hesap adamı kişiliğiyle bağdaşmıyor. Bazıları Sn. Gül'ün Sn. Erdoğan ile dolaylı bir liderlik mücadelesine girdiğini bile söylüyor.
Cumhuriyetçiler, bu yaklaşımı Cumhuriyet'ten intikam almak olarak yorumlayacak. AKP'nin, dev mitinglerde dile getirilen korku ve talepleri seçim sandıklarından çıkacak çoğunluk oylarıyla boğmayı; Cumhuriyet'in kurucu ilkelerini oy gücüyle değiştirmeyi amaçladığını düşünecek. 27 Nisan muhtırasının arkasında bir irade olup olmadığını sınamak istediği ileri sürülecek.
350'den fazla milletvekiliyle bir AKP mensubu üzerinde uzlaşı sağlayarak cumhurbaşkanı seçtirmek ellerindeyken beceremeyenlerin halktan daha fazla milletvekilliği istemesi ve bu amaçla kendilerini 'halka emanet etmesi', görülmemiş bir halk dalkavukluğu örneği olarak siyasi tarihimize geçecek.
Ekonomi gibi en azından güçlü göründüğü ve halkın da oylarını kullanırken en yüksek önceliği verdiği bir alanı bırakıp, seçim platformunu
toplumun en nevraljik, AKP'nin de en zayıf olduğu bir zeminde kurmak basiretle bağdaşır mı?
AKP bir yandan Cumhuriyet'e ve laikliğe bağlılığını terennüm edecek, öte yandan da 'Ey ahali biz sizin dini değerlerinizi paylaştığımız için cumhurbaşkanı adayımızı seçtiremiyoruz' mu diyecek?
Cumhuriyet'in kurucu ilkelerini savunanların büyük manevi gücü, geçmişte de olduğu gibi, Türk varlığının bekasını savunduklarına inanmaktan geliyor. Bunu eleştirebilirsiniz, mübalağalı da bulabilirsiniz, ama bu böyle.
AKP'nin millete ait olduğunu iddia ettiği, aslında Arap Selefi kaynaktan gelen birtakım modernite öncesi değerlerin, milletin küçük bir kesimi hariç, hiç de benimsenmediği görülüyor. Bu nedenle AKP, bu değerleri, ismini dahi koymaya cesaret edemeden savunmaya çabalıyor. İki taraf arasında davaya inanç bakımından mevcut bu eşitsizlik,
bu mücadelenin sonucunu tayin edecek.
Büyük mitingler AKP'nin moral gücünü yıktı.
AKP liderliği artık yenik ve yorgun. Dış dünya bu mitinglerin demokratik niteliğinden, büyüklüğünden ve savunduğu değerlerden etkilendi.
AKP uzlaşı olmadan cumhurbaşkanını seçtirmekten artık vazgeçmeli. Rejimle sorununu halletmek istiyorsa, milletvekili adaylarını ona göre seçmeli. Türk kimliğini üst kimlik olarak tanıdığını ilan etmeli. İddia ettiği gibi laikse, Anayasa'nın 24. maddesindeki tüm unsurları tek tek benimsediğini sözle ve uygulamayla kanıtlamalı.
Yoksa kaybeder. Kaybetmenin seçim ve darbe dışı yolları da var. Batı'nın itiraz etmediği...