AKP'nin misyonu (2)

Türkiye'nin önündeki sorunların çözümü AKP'nin misyonunu da kendiliğinden tanımlıyor.

Türkiye'nin önündeki sorunların çözümü AKP'nin misyonunu da kendiliğinden tanımlıyor.
Bunu bir yandan istikrar içinde ekonomik kalkınmayı sağlayarak
güçlü bir orta sınıfı oluşturmak ve bunun Cumhuriyet'in çağdaş hayat görüşünü benimsemesini sağlamak;
öte yandan da dış sorunları çözümleyerek AB üyeliği hedefine ulaşmak şeklinde özetleyebiliriz.
İslam adına yapılan 15 ve 20 Kasım terörist eylemleri bu misyonu temelinden etkileyecek bir nitelik taşıyor.
Eski sol yeni liberal 'aydın' kesim, ekonomik kalkınmanın ve bu bağlamda eğitilmiş güçlü bir orta sınıf oluşturmanın, demokratikleşmenin olmazsa olmaz şartı olduğunu unuttuğundan, soyut ve hayali bir liberalleşmenin peşinde.
Cumhuriyet'in, devrimci sol ve etnik ayırımcılık gibi kendisini de ezdiğini düşünen geleneksel dini kesimden gelen AKP'nin, liberal görüşü müttefiki olarak görmesi doğal. Ama oy hesabı yapmak zorundaki her siyasi akım gibi, AKP de geniş kitlelerin ekonomik kalkınmasına liberallerden daha fazla öncelik vermesi gerektiğinin bilincinde.
Erken demokrasiye geçmenin bedeli olarak, geleneksel kesimlere ürettiğinin üstünde milli gelirden pay vermek demek olan popülizm ekonomimizi yıktı. Buna karşı 57. hükümetin siyasi hayatı pahasına başlattığı istikrar programını, bu hükümet de sürdürüyor. Ancak sosyal güvenlik sistemi gibi yapısal reformlara henüz teşebbüs edemedi. Ekonomik liberalizmi de Özal kadar içselleştiremedi. Yine de 'adil düzen' denen, dini ideolojik yaklaşımdan kısa zamanda uzaklaştı.
Ulus-devletlerin hâkim olduğu bir uluslararası düzende, milli çıkarların gerçekleştirilmesine dönük makul bir milliyetçilik olmadan, hiçbir sorun çözülemez. Bu milliyetçilik devletin varlığı ve işlevini göz ardı edemez. Devrimci sol kariyerlerinde devletle yaptıkları mücadeleden travmalı çıkan liberal aydınların devlet karşıtlığını benimsemek, dış politikada ciddi zaaflar yaratabilir. Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarının çoğu, Batı'daki emsallerinin aksine, hükümetin politikasına destek (policy support) sağlamıyor. Tersine, devletle özdeşleştirdiği dış politikayı marazi biçimde eleştirerek ve kendini devlet yerine koyarak bizzat politika yapmaya kalkışıyor.
Oysa hiçbir ülkenin dış politikasını STK'lar uygulamıyor. Batı ülkeleri, dış politikayı, kendi basını, sermayesi, sivil toplumu, istihbarat örgütleri ve benzer unsurlarının katılımıyla yapıyor. Karşısındaki ülkenin, dost veya düşman olmasına bakmadan, toplumuna nüfuz ederek, borsasını etkileyerek, medyasını manipüle ederek, etnik sorunlarını çomaklayarak direncini kırıyor. Bu bağlamda bizim tarihten gelen bölünmelerimizin kullanılmaması mümkün mü?
Kıbrıs sorununun çözümü AKP için hayati bir sınav olacak. Hükümet liberalleri dinlemeyip, Kıbrıs'ta çözümü AB üyeliğimize bağlayabilirse, ardından Ege'de de benzer bir çözümü sağlayabilir ve bizi nihai hedefimize ulaştırabilir.
Ekonomik kalkınmayı hızlandıran, dış sorunlarda milli çıkarlarımızı gözeten çözümler için güçlü bir mücadele iradesi gösteren bir AKP'nin, temsil ettiği gelenekçi kitleleri Cumhuriyetçi ulus-devlet hayat tarzına götürüp götüremeyeceğini, dinci terörizme ilişkin tutumu tayin edecek. AKP'nin sırtından çıkarıp attığı dini ideolojinin, kendileri de Türk olan teröristlerin fanatik dini görüşleriyle iltisak noktaları var. Bu nedenle türban, imam-hatipler ve Kuran kursları gibi konularda AKP'nin her girişimi, kaçınılmaz olarak, dolaylı yoldan terörizmle ilişki kurulmasına yol açacak. Geniş kitleler bu girişimleri, terörizmle etkin bir mücadele yönteminden ziyade, teröristlerin taleplerini güçlendiren bir tutum olarak görecek. Böyle bir ortamda birkaç terörist eylemin daha vukuu, AKP iktidarının meşruiyetini tahmin edemeyeceği kadar tehlikeye düşürebilecek.
Bir Amerikan deyişiyle 'demokrasi içinde ifade edilebilecek ve yaşanabilecek' makul bir milliyetçilik ve dini inanç, Cumhuriyet ya da ulus-devletle AKP'nin giderek bağdaşmasını sağlayarak, rejimimizi normalleştirebilir.
Daha büyük bir misyon olabilir mi?