AKP'ye düşman olsam

AKP'ye düşman olsaydım ilk hedefim KKTC'de Denktaş'ı müzakere dışı bırakmak</br>ve muhalefet partilerine Annan Planı'nı imzalatmak olurdu.

AKP'nin kadrolaşmasından, YÖK'ü tasfiye teşebbüsünden, laiklikle bağdaşmayan bazı tutumlarından vb. ben de rahatsızım. İktidara geldiğinde ekonomik istikrar programına ilişkin tutumundan dolayı da rahatsızdım. Ama Sn. Erdoğan'ın memur maaş artışı dolayısıyla benimsediği siyasi söylem kuşkularımı büyük ölçüde giderdi. Aynı şekilde başbakan olmadan önce Kıbrıs konusunda verdiği beyanatları sonradan değiştirmesi ve AB üyelik hedefini muhafaza ederken gerçekçi politikaya dönmesi umutlarımı artırdı. Demek ki konuları yakından bildikçe, muhalefet döneminden kalan görüşlerini terk edebiliyor ya da fazla bilgi sahibi olmadan tavsiyelerde bulunan çevresinin etkisinden kurtulabiliyor.
O zaman şimdi rahatsızlık uyandıran konulardaki tutumunu da giderek değiştirmek ve AKP'yi gerçekten bir ortasağ parti haline getirmek şansına sahip olabilir.
Böyle açık kafayla yaklaşmasak da, daha çok laikliğe ilişkin tavırların aslında çok daha derin kökleri olduğuna inansak -ki böyle inananları haklı gösterecek işaretler de var- AKP iktidarını yıpratmak, hatta AKP'nin temsil ettiği akımı Türk siyasi hayatından tasfiye etmek için ne yapılabilir diye düşünsek, akla şöyle bir senaryo geliyor.
2004'ün sonuna kadar geçecek süre dış politika açısından Cumhuriyet'in, belki de 2. Dünya Savaşı hariç, en kritik dönemi olacak. Bu bir yıl içinde Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümlenmesi, Kuzey Irak'ta bilinen gelişmeler vuku bulurken ve KADEK/PKK'nın tasfiyesiyle uğraşılırken, Kopenhag Siyasi Kıstasları çerçevesinde bölünmeyi savunma dahil kültürel hakların 'uygulaması' yapılacak. Bu alanlardaki başarılar sonucu AB bize giriş müzakerelerinin başlaması için tarih verecek. Senaryomu uygulamaya bu olağanüstü önemdeki konuların merkezinde bulunan Kıbrıs'la başlardım. İlk hedefim Kıbrıs Türklerini 50 yıldır savunan Denktaş'ı müzakere dışı bırakmayı ve çok uzun süre muhalefette kalmanın tüm zaaflarını taşıyan partilere Annan Planı'nı imzalatmayı savunmak olurdu. Muhalefet partilerinin seçimi kazanmalarına yardım amacıyla da, seçime salt demokratik açıdan yaklaşır, tarihi önemini gözlerden kaçırırdım. Papandreu'nun (ve belki de AB'nin) bu partilerin seçilmesi için başlattığı yoğun psikolojik harekâta ve KKTC'nin, dolayısıyla Türk tarafının içişlerine kaba müdahalelerine demokrasi adına göz yumulmasını isterdim. Karşı harekâtta bulunulmasını 'halkıma güvensizlik, hatta saldırı' olarak nitelerdim.
Muhalefet seçilip Annan Planı'nı imzaladıktan sonra yine aynı demokratik/pasif tutumla referandumda kabulünü sağlamayı önerir, sonra da 'Madem halk iradesi böyle, Türkiye adına Garanti Antlaşması'nı değiştiren protokolü da imzalaman lazım' derdim. Böylece Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki 40 yıllık ahdi hakları sona ererdi.
'AB ya giriş tarihi vermezse' diye içine bir kurt düştüğünü hissedip, 'Hiç merak etme! Sen Kıbrıs'ı Mayıs 2004'e kadar çöz. AB müzakereleri başlatmazsa rezil olur' demeyi de ihmal etmezdim. CDU'nun 2004 AP seçimlerini üyeliğimiz aleyhine seçim platformu yapması ve 2006 Alman seçimlerinde de iktidara gelmesinin, bir kez başlamış olan (o da başlamışsa) giriş müzakerelerini etkileyemeyeceğini, bir devlet adamı ciddiyetiyle anlatırdım.
Kıbrıs'ta çözümü engellememesi için de Ege sorununa çözümün 2004 sonuna ertelenmesini telkin ederdim. Kıbrıs'ta Rum/Yunan tezleri böylece kabul edildikten sonra, Yunanistan'ın, Lahey'e gidecek Ege sorunlarına (sorununa?) ilişkin tahkimnameye karasuları için 12 mil şartı konulması üzerinde ısrarlı olmasını bu suretle neredeyse garanti ederdim.
Kıbrıs ve Ege'de bu 'statüko dışı', 'değişime uyumlu', 'liberal' ve 'demokratik' tavır, doğal olarak güneydoğu sorununun çözümünde de olumlu etkisini(?) gösterir ve Kürt etnonasyonalist/teröristleri de yeni hak ve özgürlüklerini kullanmaya yönelirdi. Ben de bunların uygulamasını yakından izler, her ihlalde AB'nin dikkatini çekerdim.
Ondan sonra da AKP'nin bu çok ilmikli tuzağın en azından bir ilmiğine takılmasını beklerdim. Takıldıktan sonra ne mi yapardım? Böyle giderse benim anlatmama gerek kalmayabilir.