Alt kıta

Geçen hafta Pakistan'a bir ziyaret yaptım. Pakistan Dışişleri, akademik çevreleri ve basını ile temaslarımı birkaç yazıda özetlemeye çalışacağım.

Geçen hafta Pakistan'a bir ziyaret yaptım. Pakistan Dışişleri, akademik çevreleri ve basını ile temaslarımı birkaç yazıda özetlemeye çalışacağım.
Meslek hayatıma Türkiye, İran ve Pakistan arasındaki RCD (Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Teşkilatı) konusuyla başladım. 1967-70 arasında bu iki ülkeye birçok kez gittim. Yüksek nitelikli Pakistan eliti ve halkının Türkiye'ye karşı besledikleri duygulara şahit oldum. Dış ilişkilerde böyle bir sevginin var olabilmesi ihtimalini bırakın bir yana, bir ülke halkının kendisini bile böyle sevmesi mümkün olamaz. Bu açıdan Türkiye için Pakistan dış politikanın dışında ve üstünde bir olgu. Öyle olarak da korunması lazım.
2001 sonunda bazı fanatik Müslümanların Yeni Delhi'de parlamento binasına yaptıkları terörist saldırı üzerine, 11 Eylül'den yararlanan Hindistan ölçüsüz tepki gösterdiğinde, bütün dünya bu ülkeyi itidale davet etmiş; ancak Sn. Ecevit'in anlaşılmaz tutumu dolayısıyla, Türkiye, Pakistan'ı yalnız bırakmıştı. Ziyaretim boyunca muhataplarımdan hiçbiri bu konuya ima yoluyla dahi değinmedi. Başbakan Erdoğan'ın yakında İslamabad'a yapacağı ziyaretin bu derinlere itilmiş üzüntüyü bertaraf etmesi beklenir.
Bugün dünyanın en tehlikeli noktası Irak değil, Asya alt kıtası. Keşmir konusunda Hindistan ve Pakistan orduları 2900 km.'lik sınır boyunca yaklaşık iki yıldır karşı karşıya. Bu iki nükleer ülkenin ellerinde sınırlı sayıda bomba bulunması, ilk nükleer saldırıyı yapanın kazanması sonucunu verebileceğinden, konvansiyonel bir savaşın süratle nükleer savaşa dönüşmesi riski var. Bu nedenle Keşmir sorununun mutlaka barışçı yollardan çözümlenmesi gerekiyor.
1948 yılında alt kıta İngiliz İmparatorluğu'na karşı bağımsızlığını kazanırken ve iki ülke din temelinde birbirinden ayrılırken Keşmir de ikiye bölünmüş. BM Güvenlik Konseyi'nin plebisit yapılması kararı uygulanmazken iki ülke iki kez savaşmış. 1989'dan bu yana Keşmir'de süregelen düşük yoğunluklu savaşta ölenlerin sayısının 70 bini bulduğu söyleniyor. Bu savaş bir yandan Pakistan'da esasen güçlü olan dinin siyasi yapıya giderek hâkim olmasına yol açarken, Hindistan'da da Hindu milliyetçiliği iktidara gelmiş. Ülkedeki 120 milyonluk Müslüman azınlık Hinduların hedefi olmaya başlamış. Örneğin Gujarat eyaletinde saldırılardan kaçan 120 bin Müslüman yerinden yurdundan olmuş, yüzlercesi katledilmiş.
11 Eylül, Keşmir olayına terörizm açısından bakılmasını kolaylaştırıyor. Amerika, Afganistan'da El Kaide örgütüne ve onu destekleyen Taliban rejimine karşı harekât yaparken, Hindistan da Pakistan sınırına 1 milyona yakın ordusunu yığıyor ve Pakistan'ın Keşmir'de sınır ötesine geçen militan örgütleri durdurmasını ve parlamento baskınından sorumlu gördüğü bazılarını kendisine iade etmesini istiyor. Bizim Irak'a ilişkin tutumumuzun tam tersine Başkan Müşerref'in'in Afganistan'da Amerika'ya yardımcı olan politikası dahi Amerika'nın Hindistan'a yakınlaşmasını önleyemiyor. Belki de bundan cesaret alan Hindistan, Irak harekâtının ardındaki 'önleyici meşru savunma' (preemption) kavramına dayanarak benzer bir harekâtı Pakistan'a yapmayı tasarlamaya başlıyor. Hukuken iyi tanımlanmamış bu aşırı kavramın yeni bir uluslararası düzen kurmaktan ziyade, mevcut yarım yamalak düzeni tehlikeli biçimde bozabileceğinin daha iyi bir örneği olamaz.
Pakistan 'Konrol Hattı' (Line of Control) denen Keşmir'deki sınırın iki tarafına BM güçleri veya Batılı ülkelerin gözlemcilerinin yerleştirilmesini ve kendisinden sızma olup olmadığını denetlemesini öneriyor, ama Hindistan bunu kabul etmiyor. Belki de Hint ordusunun sürekli işlediği savaş suçlarının bilinmesinden korkuyor.
Şimdi iki taraf arasında barışçı bir açılımın başlangıç noktasında olabiliriz. Hindistan Başbakanı Vajpayee'nin Keşmir'de yaptığı bir konuşmaya, Pakistan Başbakanı Cemali çok sıcak bir yanıt verdi. Ama Başbakan Yardımcısı Advani gibi Hint milliyetçileri görüşmelerin başlaması için eski şartlarda ısrar ediyor. Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Armitage bölgeye geliyor. Bakalım Türkiye kendisini PKK sendromundan kurtarıp dengeli ve doğru bir politikaya geçebilecek mi?