Aman tartışalım!

Sn. Denktaş'ın önerisini Papadopulos reddetti. Yani Maraş'ı almak karşılığında ambargoyu kaldırmayı kabul etmedi.

Sn. Denktaş'ın önerisini Papadopulos reddetti. Yani Maraş'ı almak karşılığında ambargoyu kaldırmayı kabul etmedi. Böylece tüm inkârlarına rağmen Kıbrıs Türkleri üzerindeki ambargoyu Rumların koydurduğu, müzakerelerde istediklerini elde edinceye kadar da kaldırmaya niyetleri olmadığı anlaşıldı. KKTC ekonomisinin bu hale gelmesinden kim asıl sorumlu, görüyoruz.
Hükümet, beşli bir toplantıyla yani üç garantör ülke ve adadaki iki toplumun temsilcilerinin katılmasıyla soruna 16 Nisan'a kadar bir çözüm bulmayı önerdi. Rumlar bunu da reddettiler. Toplantıya diğerleriyle aynı düzeyde katılmakla KKTC'nin devletliğini kabul etmiş olmaktan korktular. Toplantıya sadece garantörler katılacak.
Kim ayrıntıyla uğraşıyor, görüyoruz.
Bir köşe yazarı ve televizyon programcısı bir emekli orgenerale soruyor, nasıl olur da Kıbrıs Türkleri için konfederasyonu savunan Türkiye Irak Kürtleri için federasyona karşı çıkıyor diye. Aslında entelektüel kapasitesiyle cevabı kendisi bulabilirdi. Rumlar masum Türkleri 1963-74 arasında ezdiği gibi bir daha ezemesin diye konfederasyon savunuldu. Kürtlerse önce
İran sonra da Amerika gibi dış güçlerle işbirliği içinde bağımsızlıklarını kazanmak için Irak'a isyan ettiklerinden, etnik federasyondan yararlanarak bağımsızlığa gitmelerinden çekiniliyor.
Tabii bir de Fransız-Alman yakınlaşmasını Kıbrıs'a örnek göstermek var. II. Dünya Savaşı'nda önce Almanya Fransa'yı işgal etti, sonra da Amerika Fransa'yı kurtarıp Almanya'yı işgal etti. Ülkedeki Amerikan birlikleri Almanya'yı denetlerken, Fransa kendi nükleer gücüne sahip oldu ve bir tür eşitlik sağladı. AB entegrasyonu içinde yakınlaşma bu denklemle sağlandı. Kıbrıs'ta Annan paketiyle çözüm iki taraf arasındaki eşitsizliği daha da bozacak. Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye üye olacak Kıbrıs içindeki Türkler, Türkiye'nin korumasından da yararlanamayacak.
AB içine girmiş bir Kıbrıs'ta Rumların Türklere eskisi gibi mezalim yapamayacağı doğru olabilir. Ama Rumların siyasi ve ekonomik hâkimiyetlerini kurmalarını AB önleyemez, hatta kolaylaştırabilir. Ayrıca insan hakları konusunda Amsterdam Antlaşması 7. maddeyi de iyi okumak gerekir. Yani Rumlar kansız olmak şartıyla birçok insan hakları ihlali yapabilirler.
Kaldı ki Almanya savaş sırasında neden olduğu bütün faciaları kabul etti ve özür diledi. Rumlarsa tüm suçun Kıbrıs Türklerinde ve Türkiye'de olduğunda ısrarlı.
Bu durumda iki toplumu nasıl iç içe sokabilirsiniz?
Bırakın Annan paketine dayalı bir çözümü, aslında şimdiki statükonun kabulü üzerine oturacak bir çözümle Kıbrıs AB üyesi olsaydı dahi sonuç Rumlar lehine olacaktı. Çünkü AB mevzuatı kısa zamanda Türkleri koruyan statükonun aşınmasına yol açacak ve Rumlar çok daha büyük ekonomileriyle Türkleri önce ekonomik sonra da siyasi açıdan tasfiye edebilecekti. Bu nedenle biraz daha taviz vererek, Türk tarafını Annan paketini kabule mecbur edemeyen Rumlar tarihi bir fırsat kaçırdılar.
Geçenlerde ODTÜ'de yapılan bir panele Sn. Mehmet Ali Talat'la katıldım. Kendisi Türk tarafına 20 bin civarında Rumun gireceğini; Rumlara verilecek emlakın da yüzde 2 civarında olacağını ısrarla belirtti. Oysa çözümden 15 yıl geçtikten sonra kuzeydeki Rum sayısı Türklerin yüzde 21'ine yani 42 bine ulaşabilecek. Çözümden 2 yıl sonraysa 65 yaşının üstündekilerle Karpaz'a ve özel köylere yerleşecekler kuzeye girecek (sf. 55, madde 6, para. 2 ve 4). Bunların toplamı da en az 25 bin olacak. Verilecek emlak, kuzeydeki toplam maliklerin ve kuzeyin yüzölçümünün yüzde 10'una varacak. Bu rakam yerleşim yerlerinde yüzde 20'ye çıkacak. Yarın iktidar olması ihtimali olan bir şahsın Annan paketini hâlâ çalışmamış olması inanılacak bir şey değil.
Irak'la ilgili olarak Türkiye'nin güçlü olduğu için Amerika ile işbirliği yapmasını onur kırıcı bulanlar, AB'nin devletler hukukunu ihlal ederek Güney Kıbrıs'ı adanın tümünü temsilen üye yapmasına karşı çıkmıyorlar. Yani "Güçlüdür, yapar" demek istiyorlar. Onlar için Kıbrıs, AB üyeliğimizin
bağımlı değişkeninden ibaret.
Tartışalım, tartışalım!