Amerika'nın kanıtları

Powell, BM Güvenlik Konseyi'nde Irak'ın kitle imha silahları (KİS) ürettiği ve sakladığına ilişkin kanıtlarını sundu. Amerika yıllardır Irak'ın KİS'leri üretmekten vazgeçmediğini söylüyordu.

Powell, BM Güvenlik Konseyi'nde Irak'ın kitle imha silahları (KİS) ürettiği ve sakladığına ilişkin kanıtlarını sundu. Amerika yıllardır Irak'ın KİS'leri üretmekten vazgeçmediğini söylüyordu. 1998'de denetçileri
attıktan sonra Irak'ın bu silahları yeniden üretmeye başlamasını engellemek esasen imkânsızdı. Kaldı ki 1991 Körfez Savaşı'ından önce ürettiğini ve depoladığını, Irak'ın yazılı olarak bildirdiği KİS'lerin tümünü imha edip etmediği de belli değildi.
Powell, Irak'ın elinde hâlâ çok ciddi biyolojik ve kimyasal silahlar bulunduğunu; sanıldığının aksine nükleer programını da durdurmadığını; bu silahları füzeler ve pilotsuz uçaklarla atma kapasitesini geliştirdiğini; ekranda gösterdiği haritaya göre, bu füzelerin menzilinin İzmit'e kadar ulaştığını; KİS'leri denetçilerle işbirliği içinde yok edeceğine, sakladığını; sürekli hareket halinde olan kamyon ve vagonlarda biyolojik ve kimyasal silah araştırma ve üretimi yapmaya devam ettiğini iddia etti. El Kaide terör örgütü mensubu Zarkavi'nin Kürt bölgesinde kurduğu kamplardaki teröristlerin KİS üretme ve kullanma eğitimi aldığını bildirdi.
Powell'ın verdiği bilgiler istihbari nitelikte. Somut kanıtlardan farklı olarak bu bilgilerin doğrulanmasına imkân yok. Bu nedenle Irak, iddialara mesnet teşkil eden teyp ve filmleri, Amerika tarafından imal edildiği gerekçesiyle şiddetle reddetti.
Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olan Çin, Rusya ve Fransa, Irak'taki denetleme mekanizmasının güçlendirilerek kurumlaştırılması ve denetçilere zaman tanınarak Amerikan iddiaları için somut kanıtlar bulunmasını istediler ve savaşa gerek olmadığını belirttiler. Oysa Amerika bu kanıtları sunarken Irak'a karşı silah kullanma yetkisi veren yeni bir BM kararı çıkarmayı umuyordu. Zaman darlığına ilaveten başarısızlık ihtimali de yeni karar çıkarmaya çalışmanın cazibesini azaltıyor.
Fransız-Alman cephesinin Irak'ta savaşa itirazları Trans-Atlantik ilişkilerinde bugüne kadar rastlanmayan bir gerilim yaratıyor. Amerika, AB'nin kendi kimliğini oluşturmak amacıyla kendisiyle bir tür husumet ilişkilerine girmesinden bir süredir sıkıntı duyuyordu. Schröder'in Amerikan karşıtı Irak politikasıyla Alman seçimlerini, az farkla da olsa, kazanması bu sıkıntıyı artırdı. Aynı politikanın araseçimlerde etkisini kaybetmesi Sosyalist-Yeşil koalisyonunun güç ve itibar kaybına uğramasına yol açtı. Bundan yararlanan Fransa kendi liderliğinde iki ülkenin yeniden AB lokomotifi olmasını sağladı. Ama bu birliktelik Irak'ta Amerika'ya karşı çıkma temeline oturdu.
Biraz da bu ayrıcalıklı Fransız-Alman tutumuna itirazla, beşi eski üçü de yeni üye olacak ülkeden oluşan bir grubun ABD'yi desteklemesi, ardından da 10 Baltık ve Balkan ülkesinin aynı görüşe katılması, AB'nin siyasi bütünleşme sürecinde ne denli başarısız olduğunu ortaya çıkardı.
AKP iktidarının gerçekçi politikalara geçtiği şu sıralarda Powell'ın söyledikleri bizi ciddi endişelere sevk edebilir. Amerika'ya sağlayacağımız kolaylıklar dolayısıyla, Kuzey Irak'a gönderilecek birliklerimiz ve Türkiye'nin üçte ikisi bu ülkenin KİS saldırılarına maruz kalabilecek. Ordunun ve halkın bu silahlara karşı yeterince korunduğu söylenemez. Birkaç Patriot füze bataryası da yetersiz kalabilir. Bu durumda Amerika'nın bize KİS'lere karşı gerekli donanımı vermesi ve sivil savunma çalışmalarının hızlandırılması doğru olur. NATO da, işaretlerini 1991 Körfez Savaşı sırasında gördüğümüz, bazı 'müttefiklerimiz'in kronik tereddütlerini aşarak bize gerekli yardımları sağlamalı.
Türkiye'nin geçmekte olduğu bu çok zor dönemde muhalefetin de iç politika hesaplarını bırakması ve ulusal çıkarlara uygun bir politika izlemesi gerekir. Oysa CHP, Amerikan birliklerine geçiş izni vermeyerek, bu ülkeyle ilişkilerimize büyük darbe vuracak ve Irak'taki çıkarlarımızı korumamızı imkânsız hale getirecek bir tutum izliyor. Bu tutarsız ve uygulanamaz politikanın bu kadar parlak diplomatın bulunduğu bir partiden sadır olmasını anlamak mümkün değil.