Asıl sorun

Sivil ve Siyasi Haklar ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Misakları'nın kendi kaderini tayin hakkına (S-D) ilişkin ortak...

Sivil ve Siyasi Haklar ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Misakları'nın kendi kaderini tayin hakkına (S-D) ilişkin ortak 1. maddesine uygun bir çekince koyarak onaylarsak başımıza dert açmayacağını yazmıştım.
Aslında TMY 8. maddenin kaldırılmasının sorun yaratma ihtimali çok daha fazla. Bu madde devletin bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapılamayacağını hükme bağlıyor. Yani bu açıdan ifade özgürlüğünü sınırlıyor. Benzer hükümler Anayasa ile RTÜK ve Siyasi Partiler yasalarında da var. AB'nin 8. maddeden sonra diğer yasalarda da benzer değişiklikleri talep edeceğine kuşku yok. Böylece mevcut veya yeni kurulacak bir etnik partinin Kürt bağımsızlığını, şiddete başvurmadan yani siyasi yönden savunması mümkün olacak. Ardından sıra bölücü propagandanın kendi anadilinden radyo ve televizyonlarda yapılmasına gelecek.
PKK'nın yenilmesinden sonra 8. maddenin kaldırılmasının fazla sorun yaratmayacağı düşünülebilirdi. Hatta Türkiye, Irak harekâtı dolayısıyla Amerika ile işbirliği yapabilse ve Kuzey Irak'taki çıkarlarını koruyabilecek bir konumda olsaydı, 8. maddenin kaldırılması yine büyük bir sakınca yaratmayabilecekti. Ancak Irak'taki son gelişmeler bu bakımdan kaygı veriyor.
Çoğunluk Şiilerin şeriat üzerindeki ısrarları ve bir bölümünün İran'ın etkisinde bulunması karşısında, Amerika Irak'ta demokrasiye geçişi erteleyecekmiş gibi görünüyor. Bedir tugaylarının silahsızlandırarak Şiilere güvensizliğini gösteren Amerika, Kürtlerin Irak ordusuna ait ağır silahlarla donatılmasını sağladı. Irak'ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini korumak için, Sünni ve Şii Araplar tekil bir devlet yapısını amaçlarlarsa, Kürtler, kontrol ettikleri Kerkük'le birlikte bağımsızlığa yönelebilirler. Amerika ve AB de Kürtleri destekleyebilir.
2004 sonunda AB zirvesinin alacağı kararla 2005 yılında AB'ye giriş müzakerelerinin başlaması öngörülüyor. Ancak, Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt varlığına paralel olarak, güneydoğuda başlayacak dış destekli yoğun bir bölücü kampanya ile boğuşurken giriş müzakerelerinin yürütülmesi olağanüstü zor olabilir, hatta müzakereler kesilebilir. Türkiye'nin AB üyeliğini istemeyenler bu kampanyayı aleyhimize kolayca kullanabilirler. AB'yi ölüm-kalım sorununa dönüştüren çevrelerin savunduğu gibi, demokrasi ve insan haklarının etnik sorunları kendiliğinden çözeceği yolunda bahse girmekse en azından ihtiyatsızlık olur.
Ekonomik güçlüklerimiz nedeniyle, bölgelerarası eşitsizlikleri ortadan kaldıracak ve güneydoğunun hızla kalkınmasını sağlayacak imkânlara da sahip değiliz. Kaldı ki bağımsızlık mücadelelerinin ekonomik kalkınmaya duyarlılığı da sınırlı oluyor. Bölücü propagandaya imkân verecek kadar geniş bir ifade özgürlüğü ancak tam üyeler için söz konusu olabilir. Zaten bölgelerarası eşitsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan AB fonları da tam üyelere veriliyor.
Türkiye, tam üye olmadan gümrük birliğini gerçekleştiren ilk ve tek üye oldu. 15 yıllık acılarla dolu bir iç çatışma geçirdikten sonra, bölücü propaganda için ifade özgürlüğünü üyelik öncesi genişleten ilk üye olmaya da aday görünüyor. Oysa tam üye Yunanistan'da bile bu özgürlüğün varlığı meçhul. Varsa bile uygulaması yok ya da imkânsız.
Kuzey Irak'taki çıkarlarımızı kendi elimizle tahrip ettik. Şimdi bir de güneydoğunun bölünmesine yol açabilecek faaliyetlere izin verirsek tam olacak.
Kıbrıs'ta da benzer bir durum var. Sorunun 2004 ortasına kadar Annan paketi çerçevesinde çözümlenmesi ve Kıbrıs Türk varlığının Türkiye'nin koruması olmadan Rumlar tarafından tasfiye edilebilecek şekilde AB'ye girmesi söz konusu. O zaman Yunanistan, Ege sorunlarının kabul edilemez şartlarla Divan'a gitmesini isteyebilecek. Bu nedenle KKTC'nin bizimle birlikte AB'ye girmesi ve Annan paketinin o aşamada uygulanması tek yol gibi görünüyor.
Hükümet, bölücü propaganda ve Kıbrıs sorunlarını tam üyeliğimize erteleyen bir düzenleme oluşturulması için AB ile derhal müzakerelere başlamalı.