Aşırılığın sonuçları

1974 harekâtı sırasında Girne'deki evini terk etmek zorunda kalan Loizidou adlı bir Rum AİHM'de açtığı tazminat davasını kazanmıştı.

1974 harekâtı sırasında Girne'deki evini terk etmek zorunda kalan Loizidou adlı bir Rum AİHM'de açtığı tazminat davasını kazanmıştı. Dava birçok yönüyle önemliydi. Mahkeme, Garanti Antlaşması'ndaki müdahale hakkının kullanılması, 1977 Denktaş-Makarios nüfus mübadelesi anlaşması, emlak sorununun ancak Kıbrıs sorununun çözümüyle halledilebileceği gibi gerekçeleri reddederek Loizidou'nun mülkiyet hakkını kullanamamasını tazminat nedeni saydı. Maliki olduğu emlak kendisine iade edilinceye kadar mülkiyet hakkının ihlalinin süreceği savıyla her başvuruşta tazminata hükmedebileceğini belirtti. KKTC'yi tanımayan mahkeme tazminatın Türkiye tarafından ödenmesini kararlaştırdı. Nihayet tazminat miktarını da çok yüksek tespit etti. Loizidou davasındaki başarıyı gören Rumlar sıraya girmeye başladılar.
Türkiye, AİHM'nin bu kararını kabul etmedi ve tazminatı ödemedi. Mahkeme kararını uygulamadığımızdan Avrupa Konseyi üyeliğimiz de tehlikeye girmiş oldu.
Loizidou kararı, hukuki olmaktan çok siyasi nitelikli bir karar. Kararın alındığı dönemde PKK ile mücadele dolayısıyla Türkiye aleyhine çok sayıda insan hakları davası açılmış olması mahkeme hâkimlerini aleyhimize etkilemiş olmalı. Kaldı ki mahkeme, o tarihlerde iç hukuk yolları tüketilmeden Güneydoğu bölgesinden gelen şikâyetlere bidayet mahkemesi gibi bakıyordu. Bu şartlar altında Loizidou davası vasıtasıyla Türkiye'ye Kıbrıs konusunda baskı yapılmasını isteyen ülkeler, mahkemeyi kolayca siyasi karar vermeye yönelttiler.
Mahkemenin bu siyasi kararı almasına çalışanlar, ileride çözüm paketinin emlak bölümünün bu karara göre hazırlanması mecburiyetinin doğacağını düşünmediler. Nitekim Annan paketi, 1992 Fikirler Dizisi'nden farklı olarak toplumlararası global değiş tokuş yapılmasından vazgeçerek, emlak sahiplerini tatmin edecek bir 'çözüme' yöneldi. Böylece binlerle Türk ve Rum'un ihtilaf içine girmesi riskini göze aldı. Buna rağmen, Rumlar emlakları iade edilinceye kadar geçen süre için AİHM'ye tazminat davası açabilecekler.
Yani Annan paketinin herkesi birbirine düşürecek emlak bölümü kabul edilse dahi, Loizidou türü davaları önlemek mümkün olmayacak. İlk tazminat emsal oluşturduğundan, ödenecek meblağların toplamı da çok yüksek olacak. Kuzey Kıbrıs'ın bu tazminatı ödemek gücü bulunmadığından da ödemeleri Türkiye yapmak zorunda kalacak.
Yani Türkiye'ye baskı için çıkarılan siyasi nitelikli bir mahkeme kararı Annan paketi çerçevesinde çözümün kabul edilemez hale gelmesine neden oluyor.
Annan paketi imzalanmazsa Türkiye'nin AB üyesi olamayacağını ileri sürenler, bu paketin emlak bölümünün uygulanması halinde çıkacak olaylar nedeniyle adadaki Türk-Rum ilişkileri gibi Türk-Yunan ilişkilerinin de bozulacağının ve bunun sonucunda Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekten tehlikeye düşeceğinin farkında değiller.
Rumlara bırakılacak yaklaşık 650 kilometrekare araziden 50-55 bin Türk'ün üç yıl içinde kuzeydeki Türk parça devletine geçmesi gerekiyor. İki tarafın kararlaştıracağı toplam emlakın bir yüzdesine göre de, Rumların kuzeydeki emlakının beş yıl içinde iadesi öngörülüyor. Annan paketinin kabul edilmesiyle birlikte her iki hüküm de uygulanmaya konacak. 2004 Aralık AB zirvesine kadar geçecek 1.5 yıllık uygulama çerçevesinde en az 20 bin Türk evsiz, arazisiz ve işyersiz kalacak. Geriye kalan 80 bin civarındaki Türk de aynı süreçte sırasını bekleyecek. Bu arada Loizidou türü tazminat davaları da yığılacak. Kuzey Kıbrıs hangi ekonomik güçle bu kadar insana konut, işyeri, arazi ve iş sağlayacak? Bu tazminatları Türkiye mi ödeyecek? Başlarına bunca gaile gelen insanlardan en azından bazıları iyi niyetle kendi malı saydığı emlakını almaya gelen Rumlarla çatışmaya kalkışmaz mı? Öylesine bir gerilim ortamında bir kıvılcım patlama yaratmaz mı?
Annan paketini çözüm diye imzalamaktan yana olanlar, bu paketin aslında AB üyeliğimizi engelleyebilecek şartları yaratabileceğini nasıl gözden kaçırıyorlar?