Avrupa bizi istemez, çünkü...

AB'nin Türkiye'yi üyeliğe istememesinin üç nedeni var ve bu engelleri aşmak da kolay değil.

Türkiye'nin AB ile giriş müzakerelerinin başlaması önündeki temel engel Kopenhag Siyasi Kıstasları değil. Aslında reformların uygulaması da bu açıdan acil bir sorun yaratmıyor. Yıllarca sürecek giriş müzakereleri sırasında uygulamada sürekli iyileştirmeler yapılabilecek. Bu kadar reform paketi çıkaran bir ülke niyetinde ciddi demektir. Kıbrıs sorunu Mayıs 2004 öncesinde çözüm yoluna sokulmuş olsa dahi üyeliğimize karşı bir ret cephesiyle mücadele etmeye mecbur kalabiliriz. Bu nedenle bu cephenin gerekçelerini bilmeliyiz.
İlk neden Türkiye'nin büyük bir ülke olması. Yakın gelecekte, coğrafyamız gibi nüfusumuz da Almanya'yı geçecek ve Avrupa'nın en büyük ülkesi olacağız. Üye olmaktan amacımız, AB yardımlarını alarak ekonomimizi en ileri ülkelerin düzeyine ulaştırmak. Bunun için çok ciddi kaynaklara ihtiyaç var. Lokomotif AB ülkeleri, vergileri çok yüksek, bütçe açıkları büyük ve ekonomik büyümeleri düşük düzeydeyken bu kaynakları sağlamakta çok zorlanacaklar. Ancak onlar açısından sorun daha da vahim. Zira yapacakları olağanüstü ekonomik fedakârlıklarla Türkiye'yi Avrupa'nın en güçlü ülkesi haline getirecekler. Avrupa'nın tarihi rakibi olan ve diğerlerine kıyasla en az Avrupalı özelliklere sahip bulunan bir ülke, Avrupa'nın gayretleriyle Avrupa'nın lideri olacak. Bu tarihte ilk kez vuku bulacak bir anomali. Böyle bir tavrı benimsemek için, Almanya ve Fransa'nın kendi ulus-devletlerine karşı tam bir postmodern tavır içinde olmaları gerekiyor.
İkinci neden, Türkiye'nin farklı kültür ve dininin, sandığımızdan çok daha ciddi bir engel oluşturması. Bizim Avrupalı olduğumuz ancak kısmen doğru bir iddia. Osmanlı stratejik bakımdan Avrupa'nın bir parçasıydı. Ama genişleme döneminde dini ideoloji temelinde Avrupa'nın ölümcül rakibiydi. Nitekim güçlendikten sonra Avrupa da bizi yok etmek istedi. Avrupa'daki Osmanlı toprakları bizim Hıristiyan-Roma-Yunan kültüründen geldiğimizi kanıtlamıyor. Aynı şekilde Osmanlı; Aydınlanma, ulus-devlet, sanayileşme ve demokratikleşme süreçlerinin dışında kaldı. Bu süreçlerde oluşan değerler de Batılılaşma reformlarıyla ancak kısmen alınabildi.
Avrupa, Osmanlı aleyhine genişlerken, Türkler Batı'nın negatif kimliği olarak algılandılar. Avrupa'nın uygarlaşma ve ilerleme sürecinde kendisine yakıştıramadığı niteliklerini attığı bir hedef ya da 'ötekisi' haline getirildiler. Bu yaklaşım yaygın antisemitizm dolayısıyla iki dünya savaşı arasında uyukladıktan sonra, 1990'larla birlikte Avrupa'daki Türklere ve Türkiye'ye karşı ırkçılık şeklinde belirdi. Şimdi Türkiye'nin üyeliği,
'ötekisi'nin içeri alınması anlamına geliyor. Geçmişte 'öteki' olan küçük gruplara bile zor tahammül edilmişti. 'Öteki' sayılan büyük bir devleti kendi içine almak da tarihte ilk kez vuku bulacak. Bir hedef gruba ya da ülkeye atılan kötü yönlerin, bütünleşmeyle geri gelmesi kimliğe karşı büyük tehdit oluşturuyor. Giscard D'Estaing'in 'Türkiye girerse Avrupa yok olur' ifadesi bu açıdan psikanalitik bir değer taşıyor.
Kıta Avrupası iki dünya savaşıyla intihara teşebbüs etti. Son savaşta Almanya'yı yenen Amerika'nın Almanya'nın yendiği ülkeleri kurtarması ve hepsini Sovyetler'e karşı 40 yıl koruması, bu ülke halklarının öz saygılarına darbe vurdu.
Avrupa'da yeniden savaş olmasını engellemeyi amaçlayan AB, bir barış kültürü geliştirerek, güçsüzlüğünü meziyete dönüştürdü. Savaşa girmeyen ve kimse tarafından kurtarılmayan Türkiye ise ulus-devlet özelliklerini korudu. Kıbrıs Rumlarına ve PKK'ya karşı silah kullanmaktan çekinmedi. Bu açıdan stratejik kültürü AB ülkelerinden çok Amerika'ya benziyor. Bulunduğu bölge de böyle bir politikayı gerektirebiliyor. Türkiye'nin AB üyesi olması, AB'yi sadece istikrarsız Ortadoğu ve Kafkaslar'a komşu olmanın tehlikeleriyle karşılaştırmayacak. Aynı zamanda AB'nin varlık nedeni olan stratejik kültürünü II. Dünya Savaşı öncesine döndürebilecek.
Bu üç engeli aşmak sanıldığı kadar kolay değil. Bizim girdiğimiz AB gerçekten çok farklı olacak. AB ülkeleri için 'Böyle bir AB yaratmaya değer mi' sorusunun cevabı belki bir başka yazıda.