'Bağdat savaşı'

Kuzey cephesi açılmadı. Amerika haftalarca Doğu Akdeniz'de beklettiği gemiler dolusu asker ve malzemeyi güneye sevk ediyor. Bu savaşta Amerikan stratejisi yerleşim merkezlerinin çevresini denetim altına aldıktan sonra süratle Bağdat'a yürümekmiş gibi görünüyor.

Kuzey cephesi açılmadı. Amerika haftalarca Doğu Akdeniz'de beklettiği gemiler dolusu asker ve malzemeyi güneye sevk ediyor. Bu savaşta Amerikan stratejisi yerleşim merkezlerinin çevresini denetim altına aldıktan sonra süratle Bağdat'a yürümekmiş gibi görünüyor. Kent savaşından kaçınıyor. O zaman Musul ve Kerkük'ü aldıktan sonra kuzeyden Bağdat'a inmenin önemi de azalmış oluyor. Kaldı ki Kuzey Irak büyük ölçüde Kürt grupların ve müttefiklerin özel güçlerinin hâkimiyeti altında.
Güneyden çıkan ittifak güçleri Basra ve Nasıriye'ye girmedi. Umm Kasr'da beklenmeyen bir dirençle karşılaştı. Oysa buralar çoğunluğu Şii bölgeler. Irak ordusunun kent savaşı yapabilmesi için halkın desteğini alması lazım. İşgale karşı kent içi direncin varlığı, yerel halkın, çoğunluğu Sünni orduya pek de düşman olmadığı anlamına mı geliyor? Televizyonlara yansıyan bazı küçük grupların gönülsüz tezahüratı bir yana bırakılırsa, halkın 'kurtarıcı' Amerikan askerlerini karşılamak için sokaklara dökülmediği anlaşılıyor. Sakın Irak halkı, Sünnisiyle ve Şiisiyle on küsur yıllık ekonomik ambargo dolayısıyla çektiği acılardan Amerika'yı sorumlu tutuyor olmasın?
Kesin savaşın Bağdat'ta olacağı açık. Rejimi koruyan 100 bin civarında Cumhuriyet Muhafızı burada üstlenmiş durumda. Bunlar herhalde Nasıriye ve Umm Kasr'dan daha fazla direnç gösterecekler. O zaman bu savaş klasik anlamda bir kent savaşı mı olacak? Amerika böyle olmasın diye farklı bir strateji uyguluyor. Dehşet bombardımanıyla Irak güçlerini demoralize etmek istiyor. Hedef olarak seçtiği liderliği vurarak direncin örgütlü ve eşgüdümlü olarak yürütülmesini önlemeye çalışıyor. Ardından Bağdat'ı kuşatacak, ama içine uzun süre girmeyecek. Uydu ve yerel istihbarata göre saptadığı gizlenmiş hedeflere karşı zırhlı kolonlarla sınırlı harekâtlar düzenleyecek. Hedefi imha eder etmez kent dışına çıkacak. Böylece kent savaşı denen bataklığa saplanmayacak.
Bu strateji savaşın birkaç hafta gibi kısa bir zamanda bitmesine imkân vermeyebilir. Ne kadar dehşet verici olursa olsun, insanlar bombardımana alışabilir (İsmet Paşa insanların savaşlarda önceden tahmin edilemeyen bir dayanma gücüne sahip olduğunu söylememiş miydi?). Emir komutanın dağılması, evlere gizlenmiş on binlerce asker ve sivilin gerilla türü bir savaş yapmasını engelleyemeyebilir. Tıkrıti aşiretinin komutanları küçük bazı başarılardan cesaret alarak teslim olmamayı tercih edebilirler. Kaldı ki gayrinizami kent savaşında teslim olmak isteseler de bu mümkün olmayabilir.
Zaman müttefikler lehine işlemeyecek. Dehşet bombardımanı Bağdat'ta yarattığı kadar Batı'da da dehşet yaratıyor. Amerika zaten diplomatik savaşı kaybetmişti. Şimdi üstün silah teknolojisinin Irak karşısında ortaya çıkardığı eşitsizlik, Amerika'ya haksız güç, savaşa da haksız savaş görüntüsü kazandırabilir ve tüm gayretine rağmen psikolojik savaşı da kaybetmesine yol açabilir. Giderek artacak masum sivil ölümleri, Amerika dahil Batı'daki pasifist hareketleri savaşın kaderini tayin edici
bir konuma getirebilir. Yani Vietnam Savaşı dönemin genç subayı Powell'ın en korktuğu ihtimal olan, 'kamuoyunca desteklenmeyen savaş' durumu hasıl olabilir.
Bu şartlar altında Amerika kesin sonuç almak için Bağdat'ta kent savaşını kabul etmek zorunda kalabilir.
O zaman da bir yandan asker kaybında, öte yandan da masum sivil ölümlerinde olağanüstü artışlar olabilir. Bu kısırdöngü ağırlaşarak devam edebilir.
Bunların hiçbiri olmayabilir de.
Savaş belirsizliklerle dolu bir olgu. Clausewitz'in 'savaş sisi' dediği, önceden saptanan stratejinin savaşın belirsizlikleri karşısında geçerliliğini kaybetmesi vakıasına bu savaşın istisna oluşturması düşünülemez.
Amerika'nın her şeye rağmen Irak'ta savaşı kazanacağı farz edilebilir. Ama Irak'tan sonra başka bir hedefe dönecek moral gücü kalır mı, bilinmez. Başkan Bush ve ekibinin siyasi kaderi de belirsizliğe bürünebilir.
Galiba AKP hükümetinin geleceği giderek Amerika'nın olası başarısızlığına bağlanıyor.