Başkasının teröristi

BM Güvenlik Konseyi'nin 11 Eylül sonrasında aldığı kararlara göre AB'nin saptadığı terörist örgütler listesinde PKK ve DHKP...

BM Güvenlik Konseyi'nin 11 Eylül sonrasında aldığı kararlara göre AB'nin saptadığı terörist örgütler listesinde PKK ve DHKP-C'nin bulunmaması tepki uyandırdı. AB'nin terörizmle mücadele konusundaki çalışmalarının genel bir değerlendirmesini yapmak bu açıdan yararlı olabilir.
AB, 28 Aralık 2001 tarihli bir kararının ekindeki listelerde izlenmesi gereken terörist kişilerle terör örgütlerini ilan etti. Ama bu kararın başında yaptığı bir beyanda, bu listelerin bir ilk aşama olduğu ve ardından yeni listelerin geleceği bildirildi.
Örgüt listesinde ETA, Kuzey İrlanda'da barış sürecini baltalamaya çalışan Katolik ve Protestan örgütler, 17 Kasım dahil üç Yunan örgütüyle Hamas'ın terörist kanadı ve İslami Cihat yer alıyor. Kişiler listesindekilerin büyük çoğunluğu ETA ile Arap örgütleri mensuplarından oluşuyor. Tabii Yunan terör örgütlerinin mensupları listede bulunmuyor. Zira bunların kimlikleri resmen (?) bilinmiyor.
Oysa, eski başbakan Mitsotakis'in yanında çalışan bir güvenlik uzmanının hazırladığı söylenen 124 kişilik listede baba Papandreu, eski bakan Haralambopulos ve şimdi bakan Çohaçopulos'un bulunduğu göz önüne alındığında, AB terörist kişiler listesi için isim verilmemesini anlamak mümkün.
Terörizm konusunda benimsenen 'ortak pozisyon' adlı kararların içeriği ciddi. Buna karşılık kararların uygulanacağı kişi ve örgütleri gösteren listeler son derece dar. Yani AB bir yandan terörizmle mücadele etmekte ne kadar kararlı olduğunu ilan ediyor, öte yandan da mücadele edeceği kişi ve örgütlerin sayısını anlamsız derecede sınırlı tutarak, o kadar da mücadele edilmeyeceğini itiraf etmiş oluyor. AB, bu sakat yaklaşıma gelecek itirazları başından önlemek için de, çalışmaların bir süreç olduğu izlenimini vermeye çabalıyor.
Aslında AB'nin konuya ilişkin çalışmaları incelendiğinde, zor durumda olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Terörizmden zarar gören üye ülkelerle işbirliği için doğal olarak çok sıkı işbirliği önlemleri almak gerekiyor. Nitekim alınan bir kararda terörizm tanımı neredeyse mükemmel sayılacak biçimde ayrıntılı ve kapsamlı tutulmuş. Bir ülke
(ve uluslararası kuruluşa) ağır zarar vermek ve bir devlete bir şeyi yaptırmak ya da yaptırmamak için, halkı dehşete düşürme; siyasi, anayasal, ekomik ve sosyal yapılarını tahrip etme ve stikrarsızlaştırma bağlamında adam öldürme ve yaralama, rehin alma, altyapı dahil kamu hizmetlerine saldırma, gemi, uçak ve diğer araçları ele geçirme, her türlü silah üretme ve sahip olma, kundaklama, bombalama ve gazlama, su ve elektriği kesme, bu eylemleri yapma tehdidi; terör grubunu yönetme ve terörist faaliyetlere katılma kastıyla yapılan eylemler 'terörist eylem' sayılıyor.
Diğer bir karardaysa terörist eylemelere karşı alınacak önlemler tadat ediliyor. Bu çerçevede özetle, zorla para toplama; terörist aday bulma ve silah sağlama; fonlar oluşturma; bırakın teröristleri, teröriste para verene, destekleyene ve hatta terör planlayanlara bile melce sağlama; üye ülkelerin topraklarını üçüncü ülkelere karşı kullanma; mülteci ve göçmen statülerinin teröristlerce istismarına imkân verme faaliyetlerini önlemek; yargılama
dahil geniş adli işbirliği yapmak öngörülüyor.
Bu denli kapsamlı bir tanım çerçevesinde bu denli geniş mücadele önlemlerini üye ülkeler arasında uygulamak kuşkusuz mümkün. 11 Eylül olayından sonra El Kaide ile İsrail'e karşı şiddet kullanan kişi ve örgütler konusunda da özel bir gayretle benzer bir işbirliği yapılacağı anlaşılıyor. Ama Türkiye'de aktif olanlar da dahil, diğer ülkelerin örgüt ve kişileri konusunda AB'nin aynı yoğunlukta işbirliği yapmaktan çekindiğine kuşku yok.
Açıkça söylenmese bile, bu son grup ülkelerdeki terörist eylemler, Avrupa Parlamentosu'nun 1996 yılındaki kararına göre, haklarını demokratik süreçlerde aramak imkanı bulamayanların başvurdukları 'siyasi direnme' olarak kabul ediliyor.
Bu konu, AB ile ilişkilerimizi AGSP'den çok daha fazla sarsacağa benziyor.