Başkente bomba

Ankara'daki bombalı terör saldırısı, PKK terör kampanyasının 'Bu sefer de buraya atalım' türü, tesadüfi bir eylemi miydi?

Ankara'daki bombalı terör saldırısı, PKK terör kampanyasının 'Bu sefer de buraya atalım' türü, tesadüfi bir eylemi miydi?
Yoksa Ankara'nın seçilmiş olmasının özel bir anlamı mı vardı? Bunlar ileride daha iyi anlaşılacak.
Bizler elimizdeki kıt verilerle teröristlerin amaçlarına ilişkin spekülasyon yapmaktan öteye gidemeyiz.
Geçen yılın ortalarında alınan bazı duyumlara göre, PKK'nın ya da en azından bir bölümünün, Kuzey Irak'taki gelişmeleri Kürt bağımsızlığı için olağanüstü tarihi bir şans olarak görmeye başladığı; hatta bu fırsat kaçırılırsa bir daha yakalanmasına imkân bulunmadığını düşündüğü bildiriliyordu.
1999'da Öcalan'ın yakalanması ve mahkûm olmasıyla terörü durduran ayrılıkçı akım, Türkiye'nin AB üyeliği çerçevesinde sağlanacak kültürel haklarla yetineceği izlenimi veriyordu.
Ancak 2003'te Amerika'nın Irak'ı işgali, 1 Mart tezkeresinin Meclis'ten geçmemesi üzerine Türkiye'nin Amerika ile bozulan ilişkileri, buna karşılık Kürt bölgesinin Amerika ile özel ilişkiler geliştirmesi, Kürt bağımsızlık hareketine yeni umutlar verdi.
Kıbrıs'ta 2004'te yapılan referandum sonucu Annan Planı'nı reddeden Rumların AB üyesi olması, buna karşılık evet oyu kullanan Türk kesimin dışarıda kalması, uluslararası toplumda üyelik şansımızın çok azaldığı sonucunun çıkarılmasına yol açtı. Rum/Yunan ikilisinin, vermemize imkân olmayan ödünler isteyeceğini, bizim liberaller tahmin edemediler, ama Kürt ayrılıkçılar ettiler.
Ve Temmuz 2004'te 'ateşkese' son verdiler.
Ardından PKK/DTP'nin benimsediği yeni siyasi talepler ortaya çıktı: Türkiye'de iki kurucu halk vardı. Anayasa buna göre yeniden yapılandırılmalı, federal ya da bölgesel otonomi esas alınmalıydı. Bu 'çözüm' daha sonra bölünmeyi kolaylaştıracaktı.
Sn. Erdoğan işte bu noktada bir grup aydınla görüştü ve ardından Diyarbakır'da yaptığı konuşmada, mealen, Türk, Kürt, Gürcü, Arap, Çerkez, Laz vb. herkesin kendi etnik kimliğiyle demokrasi içinde birlikte yaşamasını savundu. Yani Türk kimliğini etnik düzeye indirdi. Böylece iki kurucu halk olmadığını ispat edeyim derken, Cumhuriyet'in kurucu ilkesi olan etnisite üstü Türk kimliğini inkâr etmiş oldu. Buna göre tekil ulus-devlet sona eriyordu.
Kürt ayrılıkçılar, kendi milli varlıklarına, Sn. Erdoğan'ın Türk milli varlığına inandığından daha fazla inanıyor olmalılar ki bu yaklaşımı kale almadılar.
Ama geçen süre içinde PKK'nın saldırı yeteneği iyice azalmıştı. En çok uzaktan kumandalı mayın patlatıyor, arada bir de askerlerimizi pusuya düşürüyordu. Bu tür terörist faaliyetle, DTP'nin, hele Meclis'e bağımsız adaylarla girip bir de grup kurarsa, federal yapı istikâmetindeki 'siyasi' faaliyetlerini etkin biçimde desteklemesi imkânsızdı.
Büyük kentleri ve turistik merkezleri bombalamak görüşü bu bağlamda ortaya çıkmış olmalı.
Geçen yıl bombalı saldırılar gelen turist sayısında ve turizm gelirinde belli bir azalmaya yol açtı. Ama Türkiye'nin baskılarına yanıt olarak kurulan terörizmle mücadele temsilcilik mekanizması çerçevesinde Amerika, PKK planının tümüyle uygulanmasını bir süre engelleyebildi.
Bu arada Öcalan'la yapılan pazarlıklarda yeni cumhurbaşkanı seçimine yani 2007 Mayıs ayına kadar terör faaliyetlerine ara verilmesi sözü alındığı söylentileri çıktı. Ankara'da patlayan bomba, cumhurbaşkanı seçiminin ileri atılmasıyla bu pazarlığın sona erdiğini gösteriyor olabilir.
Bu durumda, Sn. Genelkurmay Başkanı'nın da söylediği gibi, büyük kentlerde yoğun kalabalıkları hedef alan bombalar patlayabilecek. Amaç Türklerle Kürtlerin birlikte yaşayamayacağını göstermek. Bu korkunç planı uygulamaya başlayan Kürtlerin, Yugoslavya örneğini göstererek, Sırpların Boşnaklara yaptığını Türkiye'nin Kürtlere yapamayacağını; Batı'nın buna izin vermeyeceğini; ülkenin Batısı'ndaki Türklerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kopmasını önlemek için çocuklarını feda etmeyeceklerini; buna karşılık Kürtlerin 1 milyon insanın ölümünü göze alabileceklerini söyledikleri ileri sürülüyor.
Başkente bomba bu sürecin son evresi olabilir.