Ben Kıbrıs Rumu olsaydım (1)

KKTCseçimleri yapılır yapılmaz, adadaki ve Türkiye'deki 'teslimiyetçiler' 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs sorununun Annan Planı'na göre çözümlenmesi...

KKTCseçimleri yapılır yapılmaz, adadaki ve Türkiye'deki 'teslimiyetçiler' 1 Mayıs 2004'e kadar Kıbrıs sorununun Annan Planı'na göre çözümlenmesi ve Kıbrıs Türklerinin Rumlarla birlikte AB'ye girmesini yeniden savunmaya başladılar. Yoksa AB bize 2004 Aralık zirvesinde giriş müzakere takvimi
vermezmiş; Kıbrıs sorununu AB üyesi olsak da olmasak da çözmek gerekirmiş; Rumlar AB üyesi olmakla zaten amaçlarına ulaşmış olacaklarından, 1 Mayıs'tan sonra Annan Planı'na da razı olmaz ve çok daha ileri taleplerde bulunurlarmış; o zaman Kıbrıs Türkleri ancak azınlık olarak AB içindeki Rum Kesimi'ne katılabilirmiş vs. Yani tarihi fırsatı ebediyen kaçırmamak için, zaten dengeli ve adil olan Annan Planı'nı üstünkörü müzakere edip imzalamak gerekiyor.
Bu ruh haliyle önümüzdeki müzakere sürecine girersek, kaybeden taraf biz oluruz.
Bazı tarihi nedenlerle kendi gücümüzü bilemediğimize göre, belki karşı tarafın çıkarlarını anlamaya çalışırsak daha doğru bir değerlendirme yapabiliriz.
AB, yeni üye yaptığı ülkelerin sorunlarını kendi içine ithal etmemek için, üyelik öncesinde bu sorunların çözümünü şart koşuyor. Bunun tek istisnası Kıbrıs. AB üyesi Yunanistan'ın çabalarıyla, AB üyesi olmak isteyen Türkiye'den gereğinden fazla ödün alarak Kıbrıs sorununun çözümü amaçlanıyor. Bu nedenle 1960 anlaşmalar sistemine aykırı olarak GKRY, Kıbrıs'ın tümünü temsilen 1990'da AB üyelik sürecine sokuldu. 1999 Helsinki zirvesi kararıyla Kıbrıs'ta çözümle Türkiye'nin üyeliği fiilen birleştirildi. Kıbrıs'ı çözümlemezsek bizim AB üyesi olamayacağımız, Kıbrıs'ınsa bölünmüş kalsa dahi üye yapılacağı bize dayatıldı. Türkiye ve Sn. Denktaş buna direndi. Tüm umutlar seçimlerde muhalefetin farklı kazanmasıydı. Bu olmadı. 1 Mayıs'a çok az bir süre kalınca, Türkiye gibi çok önemli bir ülkeyle sorunu olan bir Kıbrıs'ı üye yapmanın sakıncaları daha iyi anlaşılmaya başladı. Bu aşamadan sonra kimse bizden üye olmak için gerekenin üstünde bir giriş bedeli ödememizi bekleyemez. Yani artık aşırı ödün vermeden sorunu çözmemiz mümkün olabilir.
Kendimizi Rumların yerine koyup Annan Planı'nın Rum çıkarlarını ne ölçüde karşıladığına bakmak yararlı olabilir.
O zaman kimin tarihi fırsatı kaçıracağı daha iyi anlaşılabilir.
De Cuellar belgeleri ve Boutros Gali fikirler dizisinde (set of ideas) Kıbrıs için önerilen devlet yapısı 1960 anlaşmalarının aynısıydı. Yani Rum başkan ve Türk başkan yardımcısının önemli konularda veto hakkı vardı. Meclis'te de önemli konularda iki grubun kendi içlerinde oylama yapması öngörülüyordu. Böylece yürütme gibi yasamada da Türkler veto hakkına sahipti.
Annan Planı'nda İsviçre modelinden esinlenen bir yapı öngörülüyor. Altı kişilik kabinede önemli konularda karar alınması için iki Türk bakandan en az birinin olumlu oyu gerekli. İki tarafın 24'er senatörle temsil edildiği senatoda hükümeti oluşturmak, bütçeyi kabul etmek gibi önemli konularda en az 10 Türk senatörün olumlu oyu gerekiyor.
Yani veto yerine Türk tarafından asgari katılım şartı aranıyor.
Türk oluşturucu (constituent) devleti seçimlerinde, iktidar yüzde 55, muhalefet yüzde 45 alsa, bu durum senatoya aynen yansıyacağından 24 senatörlüğün 14'ü iktidar 10'u muhalefet partilerine ait olacak. Muhalefet partileri de Rum partileriyle birleşip merkezi hükümeti kurabilecekler. Yani Türk tarafı, merkezi hükümette azınlık muhalefet partileriyle temsil edilirken, kendi içinde çoğunluk partilerinin kurduğu bir hükümetle işleri yürütecek. Böylece Türk tarafı siyaseten ikiye bölünmüş olacak. Türk oluşturucu devleti hükümetinin kabul edemeyeceği önemli bir konuda, merkezi hükümet muhalif Türklerle birlikte istediği kararı ve yasayı çıkarabilecek.
Bir hukuk şaheseri olarak kabul edilen Prof. Peter Pernthaler'in raporuna göre, Annan Planı'nın benimsediği İsviçre modeline 'homojen federalizm' deniyor. Bu ancak tarihte uzlaşmış gruplar tarafından kurulabiliyor. Oysa çatışan gruplardan sayıca az olanını 'asimetrik federasyon' modelinden başkası koruyamıyor. Yani 1960 sisteminin, de Cuellar ve Gali çözüm önerilerinin öngördüğü, yürütme ve yasamaya veto hakkı veren model.
Ben Rum olsaydım Annan Planı'nı kaçırmak ister miydim?