Ben Kıbrıs Rumu olsaydım (3)

Annan Planı çerçevesinde bir çözümle birlikte 'egemen eşitlik' ve 'eşit statü' ilkelerini bertaraf eden ve Türkleri siyaseten bölen bir devlet yapısına kavuşan; Türklere fiilen adanın yüzde 24'ünün altında bir toprak bırakan;

Annan Planı çerçevesinde bir çözümle birlikte 'egemen eşitlik' ve 'eşit statü' ilkelerini bertaraf eden ve Türkleri siyaseten bölen bir devlet yapısına kavuşan; Türklere fiilen adanın yüzde 24'ünün altında bir toprak bırakan; tüm göçmenleri alacakları topraklara ve Türk bölgesine yerleştiren; böylece iki bölgeliliği de bozan; kaybettikleri özel mülklerin tazminat ve takasla tasfiye edilmeyen bölümünü geriye alan Rumlar, garanti açısından da amaçlarına ulaşıyorlar.
Türkiye, bugüne kadar, kendisinin üye olmadığı AB'ye Kıbrıs'ın üye olmasını hukuk ihlali sayıyordu. Garanti konusundaki 'Protokol' taslağına göre Kıbrıs'ın AB üyeliğini garanti etmek gibi absürd bir duruma düşüyor. AB üyesi bir Kıbrıs'ta Rumların 1963-74 arasındaki gibi Türklere mezalim yapması zor.
Ama AB müktesebatından yararlanacak Rumların kuzeye sınırsız yerleşmesi, orada oy hakkı kazanması ve sınırsız mülk alma imkânına kavuşması mümkün. Yeni haliyle Türk garantisi, Rumların bu girişimlerine karşı Annan Planı'nın kuracağı statükoyu korumakta etkisiz kalacak.
Kıbrıs'ın Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye girmesi sadece anlaşmalara aykırı değil, aynı zamanda Türk-Yunan dengesini de bozucu nitelikte. 'Temel Belge'nin (1960) değiştirilemez 23. maddesine göre Kıbrıs'ın, garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'ye eşit mesafede olması; birine tanıdığı hak ve çıkarları diğerlerine de tanıması gerekiyor. Oysa AB içinde bir Kıbrıs kaçınılmaz olarak Yunanistan'a Türkiye'den çok daha yakın olacak. Zaten bu nedenle Simitis 'enosis'in gerçekleştiğini söylüyor.
Bu nokta, Annan Planı temelinde imzalanıp referandumla yürürlüğe girecek 'Kurucu Anlaşma' ve eklerinin uygulanması açısından da önemli. Zira uygulama zamana yayılıyor. Birçok muğlak hükmün açıklığa kavuşturulması ve uygulanması, çözümden sonra da, sürekli müzakere gerektiriyor. Kaldı ki Annan Planı'nda, çözümden sonra müzakere edilmek üzere çok sayıda yasa, yönetmelik ve anlaşma yapılması öngörülüyor. Bu durumda Türkiye olmadan AB'ye girecek Kıbrıs Türklerinin, Yunanistan'ın desteğine sahip Rumlarla başa çıkması mümkün olamayacak.
Fakat Annan Planı'yla Kıbrıs Türklerine sağlanan, sayıca ve etkinlikçe sınırlı koruma önlemlerinin üyelikle birlikte, AB müktesebatı tarafından aşındırılması, asıl tehlikeyi oluşturuyor. Prof. P. Pernthaler, AB müktesebatının ülkelerin iç federal yapılarına 'kör' olduğunu; 'özel' (koruyucu) hükümleri asgari ölçüde kabul ettiğini; çözüm anlaşmalarında Türk tarafının yabancı (Rum) nüfuz ve müdahalesini (foreignization) önlemeyi amaçlayan 'özel kurallar'ın, üyelikten sonra, Lüksemburg Avrupa Adalet Divanı (ABAD) içtihatları ve AB müktesebatı tarafından giderek kenara itilmesi riski bulunduğunu vurguluyor.
Nitekim bunu bizden çok daha iyi bilen Rum/Yunan tarafı, 'Kıbrıs, AB üyesi olduktan sonra, çözümün uygulanmasına paralel olarak, Annan Planı'nın birçok hükmünü müktesebat istikametinde değiştirmeyi amaçlıyor' (Pacis, sayı 13, Haziran 2003, s. 62-64).
Bunu önlemek için Pernthaler, Türklerin lehine anayasal hükümlerin Kıbrıs'ın giriş anlaşmasının ekine 'bağlayıcı' biçimde konulmasını öneriyor. Oysa Annan Planı'nda AB ile imzalanması öngörülen 'Protokol' taslağında bulunan, çözüm anlaşmalarının uygulanabilmesi için 'AB'nin üzerine inşa edildiği ilkelere' uygun olması gerektiği yolundaki hüküm, böyle bir bağlayıcılığa imkân vermiyor. Bu nedenle Annan Planı'na göre imzalanan anlaşmaları Kıbrıs'ın giriş anlaşmasına eklemenin yararı yok.
Bu bağlamda, kuzeyde ikamet ve mülk edinme haklarının önündeki kısıtlamaların kaldırılması, kuzeye yerleşecek Rumlara önce Türk devleti, sonra da merkezi yönetim parlamento seçimleri için oy ve seçilme hakkı verilmesi amacıyla, çözümden sonra Rumların ABAD'da açacakları davaları kısa zamanda kazanmaları mümkün.
Ben Kıbrıs Rumu olsam, benim lehime bu kadar unsur içeren, AB üyesi olduktan sonra da, AB müktesebatının yardımıyla Türklerin lehine tüm istisnai önlemleri ortadan kaldırarak, tarihi amaçlarıma ulaşmamı sağlayacak Annan Planı'nı neden imzalamayayım?