Ben Kıbrıs Rumu olsaydım (4)

Geçen yazılarda Annan Planı'nın Rumlar lehine olduğunu anlattım. Sorunu bu plana göre çözüp Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye üye olan bir Kıbrıs'ta, çözüm anlaşmalarının uygulanması sürecinde yalnız kalacak Kıbrıs Türklerinin haklarını koruma şansı yok gibi.

Geçen yazılarda Annan Planı'nın Rumlar lehine olduğunu anlattım. Sorunu bu plana göre çözüp Türkiye'nin üye olmadığı AB'ye üye olan bir Kıbrıs'ta, çözüm anlaşmalarının uygulanması sürecinde yalnız kalacak Kıbrıs Türklerinin haklarını koruma şansı yok gibi. Annan Planı'nın çözümden sonra müzakere edilmesini öngördüğü birçok anlaşma, yasa ve yönetmeliği de Türkiye'nin desteği olmadan müzakere etmek zorundalar. Çözüm anlaşmalarındaki Türkler lehine özel hükümlerin AB müktesebatı çerçevesinde eritilmesi de mümkün. Rum/Yunan tarafı bu yola gideceğini açıkça söylüyor. Bunun sonucunda kuzeye yerleşecek 40 bin Rum, Türk bölgesinden seçimlere katılma hakkı kazanabilecek, ikamet ve mülk edinme önündeki kısıtlamaları da kaldırabilecek. Böylece iki kesimlilik ve iki toplumluluk sona erecek. Garanti sistemiyse bunu önleyemeyecek.
Klerides ve Papadopulos'un söylediklerini bu çerçevede irdeleyelim. Klerides kendilerinin hiçbir ödün vermediklerini ama Sn. Denktaş'ı uzlaşmaz göstermeyi başardıklarını söylüyor. Bu beyanı Klerides'in bir önceki beyanının ışığında okumak lazım. Klerides, Annan Planı'nın metninin önceden kendilerine gösterildiğini ve gerekli değişiklikleri yapmalarının sağlandığını ifade etmişti. Bu doğruysa, Annan Planı'nı BM, AB ve ABD'nin yardımıyla kendi lehlerine oluşturduktan sonra, Sn. Denktaş'ın planda istediği değişiklikleri, hep birlikte, uzlaşmazlık olarak göstermelerini anlamak kolaylaşıyor.
Annan Planı'nı değiştirmeye çalışan Sn. Denktaş'ın bir kazanımı, Rumlara verilen karşı ödünle hemen dengeleniyor. Bu nedenle Sn. Denktaş, Annan Planı'nın müzakerelerle değiştirilemez olduğu sonucuna varıyor.
Tüm bu gelişmeler de Rumların Annan Planı'nı olduğu gibi korumayı amaçladığını gösteriyor.
Papadopulos ise, 'Sn. Denktaş planı Lahey'de imzalasaydı kendisinin imzalamayacağını' söyledi. Bu sözleri Sn. Denktaş'ın KKTC'deki seçimlerden önce Annan Planı'nda köklü değişiklik gerektiği yolundaki beyanlarına karşı sarf etti. Amacı, Annan Planı temelinden müzakere edilecekse, Sn. Denktaş gibi geriden müzakereye başlamak, Annan Planı'nı reddetmek değil.
Annan Planı'nın Türk tarafı açısından dengeli ve adil olduğu ne kadar yanlışsa, 1 Mayıs 2004 tarihini geçirdiğimiz takdirde Rum/Yunan tarafının artık bu planla ilgilenmeyeceği ve bizden daha da ağır taleplerde bulunacağı o kadar yanlış. Zira onlar bu plandan memnunlar. 1 Mayıs'tan önce de, sonra da imzalayabilirler.
1 Mayıs'tan sonra AB üyesi olacak Kıbrıs Rumlarının bizim üyeliğimize karşı veto hakkına sahip olmalarının da bir önemi yok. Yunan vetosu üyeliğimizi engellemek için yeterli. Kıbrıs Rumları 1999 Helsinki zirve başkanlık bildirisiyle, uzlaşmaz da olsalar, üye olmayı garantilediler. Önümüzdeki birkaç ay içinde Sn. Denktaş'ın haklı isteklerini karşılamayarak, Kıbrıs'ın tümünü temsilen AB'ye girmek imkânına zaten sahipler.
Sorunu Annan Planı'na göre çözüp Kıbrıs Türkleriyle birlikte AB'ye girmek Rumların çıkarına. Ama çözümün lehlerine uygulanması, Annan Planı'nda yapılması gerekli yasa, yönetmelik ve diğer anlaşmaların Kıbrıs Türklerine kolayca dayatılması ve çözüm anlaşmalarında Türkler lehine bulunan koruyucu önlemlerin AB müktesebatı aracılığıyla ortadan kaldırılması için, Türkiye'nin AB üyesi olmamasında da çıkarları var.
Yunanistan da 2004 sonuna kadar Ege'de kıta sahanlığı sorununu Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na götürebilirse, Türkiye'nin üyeliğini desteklemek için hiçbir nedeni kalmayacak. 2004 Aralık zirvesinde Türkiye'nin üyeliği başkaları tarafından reddedilirse, bu, Yunanistan'ın işini daha da kolaylaştıracak. AB'deki hava da bu.
Ben Kıbrıs Rumu olsaydım, bazı Türklerin sorunun Annan Planı çerçevesinde illa 1 Mayıs 2004 öncesinde çözümlenmesini, giriş müzakere tarihini ise 2004 Aralık zirvesine bırakmayı savunmasını anlayamazdım. Ama anlamak için fazla gayret de sarf etmezdim. Annan Planı'nı lütfen kabul edebileceğim izlenimi verirdim. KKTC'deki muhalifleri destekler, 1 Mayıs'ı kaçırırlarsa Türk tarafının tarihi fırsatı kaçırmış olacağını söylerdim. Sonra da bu dünyada Kıbrıs Rumu olmanın dayanılmaz keyfini çıkarırdım.