Bir ölüm (1)

Hrant Dink'in öldürülmesi yakınları için trajik, Türkiye için çok vahim bir olay. Bu olayı toplumun içinde bulunduğu durumu anlamak için çok iyi irdelemeliyiz.

Hrant Dink'in öldürülmesi yakınları için trajik, Türkiye için çok vahim bir olay. Bu olayı toplumun içinde bulunduğu durumu anlamak için çok iyi irdelemeliyiz.
Hrant Dink, TBMM'nin bir gayriresmi toplantısında, açığa çok yakın biçimde söylediği gibi, 1915 olaylarının bir soykırım olduğuna inanıyordu. Ama Batılı ülkelerin Ermenileri kendi amaçları için kullanmış olduklarını ve AB üyelik sürecinde tekrar kullanmalarının sakıncalarını da açıkça söylüyordu.
On binler Hrant Dink'in soykırım görüşünü biliyor olmalarına rağmen cenazesine katıldılar. Önemli olan fikir farkları değildi.
Bir insan öldürülmüştü. Kabul edilemez olan buydu. Toplum, acı bir olay vesilesiyle de olsa, ulaştığı olgunluk düzeyini gösterdi.
Cenazede 'Biz Ermeniyiz' veya 'Hrant Dink'iz' pankartlarını taşıyanların Ermeni olmadıkları açık. Olsalardı bunu ayrıca belirtmeleri gerekmezdi. Ama 'Biz Ermeniyiz' demekle, örneğin 'Biz Filistinliyiz' demek arasındaki farkı da göz ardı etmemeliyiz. Bizim Filistinlileri ya da başka bir grubu değil, Ermenileri soykırıma uğrattığımız iddia ediliyor.
Her suikastta, kimin, ne amaçla öldürdüğü sorusuna verilen cevaplar, çeşitli kesimlerin olay karşısındaki ruh halini de ortaya koyabilir.
Belki de en ilişkisiz cevap, Orhan Pamuk'un suikasttan 301'i destekleyenleri sorumlu tutması oldu. Doğru, bu maddedeki Türklüğün aşağılanması kavramının sorun niteliği henüz giderilmiş değil. Ama bu madde olmasaydı, kimliği aşağılanmış hissedenlerin yaratabileceği tehlikeler ortadan kalkar mıydı?
Orhan Pamuk, bir İsviçre gazetesine verdiği mülakatta söylediği cahilce veya art niyetli sözleri için, Nobel ödülü vesilesiyle Türk halkından kolayca özür dileyebilirdi. Böylece Nobel'i almış bir yazara sahip olmanın büyük hazzını topluma yaşatabilirdi. Oysa o, Radikal'in ön sayfasını tanzim vesilesiyle tam tersini yaptı. Toplumun ve devletin, Nâzım'la başlayan ve kendisiyle devam eden, hoşgörüsüzlüğünün kurbanı olduğunda ısrar etti. Bu, gerçeklerle yüzleşmek ya da ifade özgürlüğü getirmek gibi yüce amaçlarla ilişkisiz marazi bir inat.
Türklerin Ermenilere karşı ırkçı olduğu iddiası, 'kim neden öldürdü' sorusuna verilen geçersiz bir başka cevap. Irkçılık bir gruba, başka hiçbir neden olamadan, sadece ırkından dolayı duyulan nefretten kaynaklanır. Eğer bir grupla, örneğin, bölücü Kürtlerle olduğu gibi, bir toprak parçasına ilişkin bir çatışma varsa veya Ermenilerle olduğu gibi, Türklerin soykırımcı olmalarına ilişkin çok ciddi bir ihtilaf mevcutsa, taraflar yine birbirinden nefret edebilir. Ama bu nefretin konusu ihtilaftır, ırki aidiyet değildir.
Hrant Dink'i 'derin devlet'in öldürtmüş olduğu iddiasının, geçersizlik açısından bir eksiği yok. Sn. Erdoğan'ın özellikle Danıştay saldırısı dolayısıyla başvurduğu bu yaklaşımın ne kadar yanlış olduğu kısa zamanda anlaşılmıştı. Emekli subaylara attığı suçu, kendisinin de katkısıyla toplumda yaratılan türban sendromu sonucu fanatik bir dincinin işlediği ortaya çıkmıştı.
İki kutuplu dünyadaki ideolojik mücadele sırasında, tüm NATO ülkelerinde devrimci sola karşı devlet içinde ve dışında örgütlenme vardı. Türkiye'de devletin istihbarat kuruluşları, ayrıca bölücü terör ve irticayla de mücadele ettiler. Sn. Erdoğan bu faaliyetler arasında, muhtemelen irtica ile mücadeleyi 'derin devlet' olarak niteliyor. Hükümetin kontrolü dışında kalan 'otonom' birimlerin, irticayla mücadele adına kendisine zarar vermesinden endişeleniyor. Bu vahim durum, Cumhuriyet'in kurucu ilkeleriyle çatışmaktan vazgeçemeyen bir liderin, demokrasiyle iktidar olsa bile güvensizlik duygusunu bertaraf edemeyebileceğini gösteriyor.
Galiba sorunun tek ve geçerli cevabı, kendisini kurtarmaktan aciz bir grup işsiz ve okumamış gencin insan öldürerek ülkeyi 'kurtarmak' istemesinden kaynaklanıyor. Bu muazzam bir sorun. Zira benzer durumda on binlerce genç ve onlar için öldürülme şartlarını doldurmuş onlarca insan var.
O zaman gerçek soru şu: Bize neler oluyor?