Bir şey söyle de...

Uluslararası Adalet Divanı'nın 26 Şubat kararı Ermenilerin hukuk tezi olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Divan bu kararında Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesindeki soykırım tanımını genişletmeden uyguladı.

Uluslararası Adalet Divanı'nın 26 Şubat kararı Ermenilerin hukuk tezi olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Divan bu kararında Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesindeki soykırım tanımını genişletmeden uyguladı. Soykırım suçunun işlenmiş olması için, bir grubu sadece o grup olduğu için 'yok etme özel kastı'nın bulunmasını şart koştu. Ve etnik temizlik bağlamında işlenen suçları soykırım kapsamı dışına çıkardı.
Türkiye hukukun böyle olduğunu bildiği halde, uluslararası toplumun yalnız bıraktığı Boşnakları korumak ve Sırplara baskı yapmak için, 1992'de soykırım tezini ortaya attı. Ama kısa zamanda Sırpların Boşnakları sadece etnik temizlik için değil, 'Osmanlı ya da Türk' oldukları için katletmeye başladıklarını gördü. Bu ırkçı nefret, soykırım için gerekli yok etme özel kastının ardındaki saiki oluşturuyordu.
Yani Sırplar soykırım işliyorlardı. Boşnaklar, Divan'da bu tezi kullanmadılar ve davayı kaybettiler.
Kürşat Bumin, Yeni Şafak'taki 7 Mart tarihli yazısında, benim verdiğim bu bilgileri 'hikmet-i hükümet' merkezli yorum diye eleştiriyor. Devletlerden oluşan bir dünyada, devletlerin yaptığı bir hukuka göre, devletlerden gelen yargıçların, devletleri yargıladığı bir mahkemenin kararı başka nasıl yorumlanır?
Sn. Bumin soruna sadece insani açıdan yaklaşmak ve olayı tüm devlet ilişkilerinden soyutlamak istiyorsa, Osmanlı devletini de yorumların dışında bırakmalı ve Ermenilerle birlikte katledilen Türkleri de göz önüne almalı. Buna hazır mı?
Büyük soykırım bilimcisi Guenter Lewy'nin 'Armenian Massacres in Ottoman Turkey' adlı kitabında ve Yarbay Edward J. Erickson'un 'Enemies Within' araştırmasında, Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir devlet organı olarak tehcire karışmadığı ayrıntılarıyla kanıtlanıyor. Sn. Bumin'in buna itiraz etmesi, Osmanlı'nın Ermenilere soykırım yaptığını, dolaylı yoldan, ileri sürmek oluyor.
Ayşe Hür, 11 Mart tarihli Radikal İki'deki yazısında, benim William Shabas'ın ünlü kitabından yaptığım çevirinin yanlış olduğunu söylüyor.
Hukuk, Ermenilerin zayıf noktası. Sn. Hür, bu zaafı örtmek için 'bir şeyler' bulup söyleme taktiğiyle dava arkadaşlarının inançlarını korumaya çabalıyor.
Hür'ün Shabas'tan yaptığım çeviriyi ve asıl metni yazısına dahil etmesi iyi olmuş. Şöyle bir bakan bile, çeviride hata olmadığını anlar. Parantez içindeki ilaveler tabii bana ait. Bu amaçla parantez kullanılması zaten olağan bir uygulama.
Shabas'ı ilk kez okuyan Ermeni soykırım savunucuları, yazarın 1915 olaylarını soykırım olarak nitelediğini görüp sevinirler. Bu doğal, zira kendisi konuya ilişkin tüm bilgisini özellikle Dadrian'ın kitaplarından öğrenmiş. Türk tezine ilişkin tek bir kitap okumamış. Ama Shabas'ın hukuk analizleri bu olayların soykırım olmadığını gösteriyor.
Hür'ün Lemkin hakkında söyledikleri de Ermeni soykırım tezini savunmayı amaçlıyor. Lemkin de Ermeni olaylarına soykırım demişti. Ama Lemkin ekonomik, kültürel vb. birçok soykırım çeşidi de saymıştı. Sözleşme müzakere komitesi, soykırımı dar tanımladı. Lemkin'in tüm itirazlarına rağmen, siyasi amaçla mücadele eden grupları tanım dışı bıraktı ve bir grubu grup olarak yok etmek anlamına gelen 'as such' terimini ırkçı saik olarak metne soktu. Ne dediğimi anlamak için hazırlık çalışmalarının tutanaklarını okumak gerekiyor.
Hür'ün sözünü ettiği Barolar Birliği panelinde Shabas, benim soruma verdiği cevapta, ICTY davalarında maalesef ne savcının ne de avukatların ırkçı nefret saikini işlemediklerini söyledi.
Irkçılığın soykırıma yol açan yok etme özel kastının arkasında olduğunu, biz 1991'de Virginia Üniversitesi'nde Vamık Volkan'ın yönetiminde yaptığımız çalışmalardan bu yana biliyoruz. Ayrıca Shabas'ın görüşüne ihtiyacımız yok.
Bizim yıllardır savunduğumuz bu görüşü artık Raimond Gaita gibi filozoflar da savunuyor (Genocide and Human Rights, edited by John K. Roth, Palgrave, 2005).
Ayşe Hür gibi, hukuka göre Ermeni soykırımı olduğunu savunmaya kalkışanlar, çözümün de yargıda aranması gerektiği söylendiğinde susuyorlar. Neden acaba?