Bizim yaptığımızı yapmayın

Kuzey Irak'ta vuku bulan vahim olayı, bilgi yetersizliğinden, bir süre bir yana koyalım.</br>26 Haziran'da Brookings'te yapılan toplantıda Irak'ın demokrasi ve piyasa ekonomisi içinde geliştirilmesine de değinildi.

Kuzey Irak'ta vuku bulan vahim olayı, bilgi yetersizliğinden, bir süre bir yana koyalım.
26 Haziran'da Brookings'te yapılan toplantıda Irak'ın demokrasi ve piyasa ekonomisi içinde geliştirilmesine de değinildi. Demokrasi ve piyasa ekonomisi Irak'ta başarılı olursa diğer Ortadoğu ülkelerine de yayılır. Böylece Amerika, Müslüman nüfuslu ülkelerin çağdaşlaşması gibi dev bir projede başarılı olur. Bu açıdan Amerika ile çıkarlarımız ortak.
Bu bağlamda birbiriyle ilişkili iki sorun var. Irak gibi aşiretlere, etnik ve dini gruplara bölünmüş yani tam uluslaşmamış ve piyasa ekonomisiyle orta sınıfı oluşmamış bir ülkede demokrasi başarılı olabilir mi? Demokrasi ve insan haklarına öncelik verilmesi halinde ekonomik kalkınmayı sağlamak mümkün mü?
Türkiye, Cumhuriyet'in ilk 10 yılında yaptığı reformlarla 'ulus kurma' ve laikleşme süreçlerinde ileri aşamaya ulaştıktan sonra demokrasiyi geçti. Halkın çoğunluğu kırsal nüfustan oluşan gelişmemiş bir tarım ekonomisi olması, demokrasisinin dönemsel krizlere girmesine yol açtı. Siyasetçiler oy almak için popülist politikalar konusunda yarıştılar veya yarışmak
zorunda kaldılar. Ekonomi borca battı. Ekonomik büyüme kesintilere uğradı. Varoşlar, orta sınıfa çıkamamış geniş işsiz kitlelerce dolduruldu. Bunlar dini, siyasi ideoloji haline getirdiler. Kısaca Türkiye 1950'de demokrasiye geçmek için gerekli asgari sosyo-ekonomik altyapıya sahip değildi. Bu durumun yarattığı sıkıntıları hâlâ çekiyor.
Şimdi Rusya farklı şartlarına rağmen bizim yoldan gidiyor. Çin ise Uzakdoğu ya da Japon modelini izliyor. Hangisi daha başarılı görüyoruz.
2. Dünya Savaşı sonrası komünizmle mücadelede, Amerika, Güney Kore ve Tayvan'ı model olarak geliştirdi ve kullandı. Önceleri bu ülkelere askeri ve ekonomik yardımda bulundu. Her ikisinin de diktatörlükle yönetilmesine göz yumdu. İnsan hakları, özellikle de sendikal haklar, kısıtlandı. Düşük ücret ve uzun çalışma saatleri uygulandı. Piyasa değil, 'kalkınmacı' devlet; özel sektörün az elde yoğunlaşmasını, dış rekabete karşı korunmasını, düşük vergilendirilmesini, sübvansiyone edilmesini temin etti. Hukuk devleti değil, düşük ücretli ve disiplinli işgücünün varlığı Amerikan yatırımlarını cezbetti. Japonya'dan sağlanan ithal teknoloji ile üretilen mallar, GSP (tercihli tarifeler) vasıtasıyla Amerika'ya ihraç edildi. Böylece 'kaplanlar' ihracata dayalı büyümelerini başardılar.
Kişi başına milli gelirleri bizimkinin en az dört katına çıkardıktan sonra demokrasiye geçmeye başladılar.
Amerika, Irak'ta da demokrasiden ziyade ekonomik kalkınmaya öncelik veren bu modelin uygulanmasını sağlamalı. Bu amaçla Irak'ın borçları konsolide edilip petrol gelirleri kalkınmaya hasredilmeli. Sendikal haklar diğer demokratik özgürlüklerle birlikte ertelenmeli. Amerikan ve AB piyasaları bu ülke ürünlerine tek yanlı açılmalı. Ekonomik yönetimlerinde Batılılardan çok Uzakdoğu uzmanları kullanılmalı.
Amerika bize de askeri ve ekonomik yardım yaptı. Ama piyasasını ticaretimize açmadı. Popülizmden istikrarsızlaşmış Türkiye dış yatırımlar için zaten cazip değildi. Yardımlar da bitince stratejik işbirliğimizin ekonomik içeriği kalmadı.
Japon mucizesinin sırrı her şeyi 'sırasıyla' yapmaydı (sequence). Avrupa'nın yanı başındaki Türkiye bu yöntemi uygulamadı ya da uygulayamazdı. Şimdi zuhur eden bir grup liberal, ekonominin hızlı büyümesi için, aslında uzun kapitalist kalkınma sürecinin nihai ürünü olan özgürlüklerin başından itibaren azami ölçüde verilmesini savunuyor. Siyasi alt sistemin gelişmesini, sosyal ve ekonomik alt sistemlerin şartlarından soyutluyor. Oysa çağımızın en büyük demokratı Karl Popper "Özgürlük, kapımıza hayatın nimetlerini sunmaz. Demokrasi, bırakın ekonomik mucizeyi, hiçbir şeyin başarılı olmasını sağlamaz. Halka özgür olunca her şeyin iyi olacağını söylemek, yalnız yanlış değil, son derece tehlikelidir de" diyor. ('All Life is Problem Solving', Routledge, 1999, s. 91-92).
Kopenhag Kıstasları'nın otomatik olarak ülkeyi bütünleştireceğini ve ekonomik kalkınmayı sağlayacağını savunanlara atfolunur.