Boyumuzun ölçüsü

İleriye dönük tahminde bulunmak her zaman zordur. Bir yılın iyi geçeceğini düşünürsünüz, beklenmedik bir şey çıkar, berbat olur.

İleriye dönük tahminde bulunmak her zaman zordur. Bir yılın iyi geçeceğini düşünürsünüz, beklenmedik bir şey çıkar, berbat olur.
Aynı şekilde tüm işaretlerin tatsız geçeceğini gösterdiği bir yılın, en azından idare ettiği de çok görülmüştür. Umarız 2007 de böyle bir yıl olur.
Irak'tan başlayalım: Saddam, 148 Şii'nin öldürülmesinden dolayı alelacele idam edildi.
Oysa 1988'de Kürtlerin katli kampanyası Enfal'in soykırım olduğu suçlamasıyla görülen dava henüz sonuçlanmadı.
Ruanda ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemeleri çok daha ağır suçlar için müebbet hapis veriyor. Adil yargıdan uzak, usul hatalarıyla dolu bir yargılamayla Saddam'ın asılmasının çok ciddi sonuçları olacağını bilmemek imkânsız.
Saddam'ın cenazesinin, söylentilerin aksine, Yemen yerine doğduğu köye gömülmesine izin verilmesi, Sünni-Şii çatışmasını daha da azdıracak. Saddam'la ilgili bu gelişmeler, Başkan Bush'un Baker-Hamilton önerilerini uygulamayacağının anlaşıldığı bir sırada, Amerika'nın Irak'ı bölmeye karar verdiği şeklinde yorumlanacak.
Bush'un bu işten boyunun ölçüsünü alması muhtemel.
Irak Kürtleri bağımsızlığın önünde engel olarak gördükleri Baker-Hamilton önerilerine şiddetle karşı çıkıyor. 'PKK terörizmini kışkırtırız ha' diye Türkiye'yi tehdit ediyor. Tarihte mağdur ve mazlum olmanın kendilerine her şeyi isteme hakkı verdiği inancıyla hareket ediyor. Bu yıl Kerkük referandumu konusunda, ya Kürtler ya da biz boyumuzun ölçüsünü alacağız.
AKP, 25 yıllık bir enflasyon döneminden sonra 2001'de çıkan büyük ekonomik krize karşı uygulanan istikrar programının yarattığı olağanüstü şartlarda iktidara geldi. Bütün koalisyon partileri tasfiye edilmişti. Türban, İHL, YÖK vs. takıntıları dolayısıyla orta sağ kitle partisi olma tarihi şansını kullanamadı. Başbakan'ın ve Meclis Başkanı'nın ağzından Cumhuriyet'in laikliğine meydan okudu ve Türk kimliğini etnik düzeye indirdi. Buna rağmen Sn. Erdoğan, olmazsa Sn. Arınç, Cumhuriyet'in en yüksek makamına geçmek istiyor.
Aniden formalist-legalist olan AKP'liler, Sn. Erdoğan'la Sn. Demirel ve merhum Özal arasında bir fark yokmuş gibi, geçmiş oylamaları örnek gösteriyor ve cumhurbaşkanı seçimine ilişkin usul kurallarını tekrarlayıp duruyor.
AKP destekçileri, mütedeyyin kesimin tarihte uğradığına inandıkları haksızlıkların yarattığı mağduriyet ve mazlumiyet duygusuyla hareket ediyor. Bu duygu, karşısındakine ahlaki davranma mecburiyetini ortadan kaldırıyor. 'Bana geçmişte böyle yapana, ben de şimdi böyle yaparım' diyor. Kendisini haklı-haksız demeden delicesine savunuyor. Devri sabıktan çekinmiyor. Bir de buna din adına kendine siyasi misyon atfetmeyi, karşısındakini Allah'ın iradesi önünde engel olarak görmeyi ekleyin.
Bu tavır uzlaşıya değil, boy ölçüşmeye uygun.
Bir fikri ortaya atan için dünyada en kötü şey, o fikrin uygulanması ve sonucunun görülmesiymiş. TÜSİAD erken genel seçimlere karşı çıktı ve cumhurbaşkanının uzlaşıyla seçilmesini istedi. Gerçekten de cumhurbaşkanı üzerinde uzlaşı olursa mesele kalmayacak. Ama böyle bir uzlaşıya hazır görünmeyen AKP'yi zorlamak için erken seçim isteniyordu. Uzlaşı olmazsa, cumhurbaşkanı seçiminden genel seçime kadar geçecek dönemde, TÜSİAD'ın kaçındığı istikrarsızlık misliyle çıkabilecek.
KKTC'de Sn. Talat 24 Nisan 2004'te gerçekleri anlamıştı. Her şeyi kabule hazır bir tabansız koalisyon kuran Sn. Soyer için 2006 gerçeklerle tanışma yılı oldu. Türkiye'de Kıbrıs üzerinden verilecek tavizlerle AB'ye girmeyi hayal edenler gibi, onlar da tanınma amaçlı yeni politikalar geliştirmezlerse, boylarının ne denli kısa olduğunu anlayacaklar.
'Ne pahasına olursa olsun' AB yanlıları 2006'ya kadar zaten boylarının ölçüsünü almışlardı. 2007, bu gerçeği hazmetmeleri için onlara her gün yeni fırsatlar verecek. Bu bakımdan Papadopulos'a güvenebilirler.
Asıl belirsizlik ekonomide. AB üyeliği için olduğu gibi, ekonomi için de aşırı ihtimam gösterenler yüzünden bir kriz olursa, hepimiz boyumuzun ölçüsünü alacağız demektir.