Bundan sonrası

Politikada gerçekleri anlamak, kabul etmek ve gereğini yapmak çok zor bir iş. Sn. Erdoğan bu zor işi yaptı. Cumhurbaşkanı adayı olmaktan vazgeçti. Bu nedenle kendisini kutlamak gerekir.

Politikada gerçekleri anlamak, kabul etmek ve gereğini yapmak çok zor bir iş. Sn. Erdoğan bu zor işi yaptı. Cumhurbaşkanı adayı olmaktan vazgeçti. Bu nedenle kendisini kutlamak gerekir.
Ama bir de ne görüyorsunuz, AKP'nin artık kendisinden büyük propaganda makinesi baş döndürücü bir hızla çalışmaya başlamış. 'Koltuğu elinin tersiyle itti'; 'Büyük lider kendisini aştı'; 'fedakârlıkta ve feragatte bulundu'; 'Türkiye'nin geleceği için büyük planlarını gerçekleştirmeyi kararlaştırdı'; 'Halkına verdiği kişi başına geliri 10 bin dolara çıkarma sözünü yerine getirmeyi tercih etti' gibi mitolojiler üretiyor.
Bu çabaların bizatihi kendisi bile, Sn. Erdoğan'ın Çankaya sevdasından vazgeçmek zorunda kalmasının, AKP tarafından ne kadar büyük bir yenilgi olarak algılandığını gösteriyor.
O zaman insanın, 'Hayır arkadaş! Cumhurbaşkanı olduktan sonra milletvekili dokunulmazlığı kalkacağından mahkemelerde sürünmekten korktu. Kurumların uyarılarının ne anlama geldiğini anladı. 14 Nisan mitinglerinin tekrarlanması halinde Çankaya'da oturamayacağını tahmin etti' diyeceği geliyor.
Tabii bir başka husus daha var: Gerçekten mütedeyyin insanlar, etikten bu kadar uzak propaganda yapabilirler mi? Galiba, din siyasete bulaştığında, dindarın yozlaşması, laiklerin ahlaken zayıf olanlarının yozlaşmasından bile kötü oluyor.
Sn. Erdoğan, Sn. Gül'ü aday gösterdi. Hayırlı olsun.
Sn. Gül'ün adaylığının, Sn. Arınç'ın tutumu dolayısıyla muhataralı bir süreçten geçtiği anlaşılıyor. Sn. Gül muhtemelen başbakanlığı tercih edecekti. Cumhurbaşkanlığı için Sn. Erdoğan'dan çok daha iyi bir aday olduğuna kuşku yok. Ama başbakanlık için de daha iyi bir adaydı.
Sn. Gül'ün Sn. Erdoğan'a üstünlüğü büyük ölçüde üslup, dolayısıyla kişilik farkından geliyor. Sn. Gül dengeli, ılımlı, kontrollü, istikrarlı ve hesaplı. Bu tarzıyla Sn. Gül'ün kurumlarla, özellikle de ordu ile ilişkileri, Sn. Erdoğan'ınkiyle kıyaslanamayacak kadar arızasız olabilir. Sn. Gül, Dışişleri 'okulu'nda büyük birikim kazandı. Bu nedenle dış dünyaya çok daha açık bir cumhurbaşkanı olabilir. Politikacı kimliğiyle de halk kitlelerine kolayca erişebilir.
Ama Sn. Gül'ün cumhurbaşkanlığı açısından asıl öneme sahip görüşleri hakkında fazla bir bilgimiz yok. Sn. Erdoğan'ın son beş yıla damgasını vuran Cumhuriyet karşıtı söylemine, Sn. Gül ne katıldı ne de karşı çıktı. Bu nedenle Cumhuriyet'in tekillik ilkesine yani Türk kimliği çerçevesinde ülke bütünlüğüne; laiklik ilkesine yani Anayasa'nın 24. maddesindeki beş unsura ilişkin görüşleri bilinmiyor.
Kadrolaşma, Sn. Gül'ün de üyesi olduğu bu hükümet tarafından yapıldı. Yasası gereği bu tür kadrolaşmanın olamayacağı Dışişleri'nde Sn. Gül'ün tutumunun, cumhurbaşkanlığındaki tutumu için bir örnek oluşturup oluşturmayacağı da meçhul.
Nihayet, Sn. Gül'ün Milli Görüş'ten kopma derecesi, yüksek yargı ve YÖK'e ilişkin tayinlerde ve hükümetin bazı yasalarını Meclis'e iade etmesi sırasında ortaya çıkacak. Sn. Erdoğan son beş yılda AKP'yi bir merkez sağ kitle partisi yapma şansını heba etti. Şimdi Sn. Gül, Anayasal taraflılığı ve siyasi tarafsızlığıyla bu yitirilen şansı geriye getirebilecek mi? Asıl soru bu.
Ancak Sn. Gül'ün cumhurbaşkanı olması sanıldığı kadar kolay değil. Sn. Mumcu bir yandan başkanlık sistemi, dokunulmazlığın sınırlanması ve diğer demokratik reformlar için pazarlık yapıyor, diğer yandan da 367 üye ile toplantı nisabı sağlanmazsa erken yapılacak bir seçimden korkuyor. Oysa erken seçim durumunda dahi DYP-ANAP birlikteliğini gerçekleştirebileceğini düşünmeli ve oylamaya katılmama tehdidiyle pazarlık yapmalı. Aksi halde kendisine verilecek sözlerin sonradan tutulmayacağını bilmeli.
Ama asıl sorun, Sn. Erdoğan'ın seçim sürecini çok kötü yönetmesinden kaynaklanıyor. Sn. Hüsamettin Cindoruk'un bir TV programında söylediği gibi, MKYK kararıyla Sn. Erdoğan'a aday seçme yetkisi verilmesi; tek adayın da AKP grubunda alkışlarla kabulü, Anayasa'nın gizli oy kavramıyla çelişiyor.
Bu bağlamda CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne gitmek için 367'ye ihtiyacı kalmıyor.