Buradan nereye?

Kuzey Kıbrıs'taki 14 Aralık seçimleri şunları düşündürüyor: KKTC tanınmamasına rağmen seçimler uluslararası toplum tarafından yoğun biçimde izlendi.

Kuzey Kıbrıs'taki 14 Aralık seçimleri şunları düşündürüyor: KKTC tanınmamasına rağmen seçimler uluslararası toplum tarafından yoğun biçimde izlendi.
Ülke dışından gelen gözlemci ve basın mensuplarının sayısı, örneğin, Gürcistan seçimlerinden aşağı değildi.
Bilindiği gibi devlet olmak için tanınma şart değil. Seçim öncesinde yapılan özgür siyasi kampanya, yargının gözetiminde kurallara sıkı sıkıya bağlı şeffaf uygulama, itirazların özenle incelenip cevaplanması vb. nedenlerle, seçimlerin adil, dürüst ve demokratik olduğu en açık biçimde kanıtlandı. Kelime anlamı halkın hâkimiyeti olan demokrasi, tanınmayan KKTC'nin etkin bir devlet olduğunu bir kere daha ortaya koydu.
Muhalefet cephesi hükümet cephesinden yüzde 2 fazla oy aldı. Ancak bu fark meclisteki sandalye sayısına yansımadı. Annan Planı'na göre hemen çözümü destekleyenler ve karşı çıkanlar olarak alındığında, iki taraf arasındaki
oy farkı yüzde 1 civarında.
1998 seçimlerine göre hükümet partileri yüzde 18 gibi çok ciddi bir oy kaybına uğradılar. Seçimler, hükümet icraatının oylamasından çok, Annan Planı üzerinde geçti. Kıbrıs Türk halkı bu konuda az bir farkla muhalefet partilerini destekledi. Ama bu seçimlere Annan Planı'nın referandumu niteliği atfedilemez. Kaldı ki referandum sayılsa bile, sonuç hiçbir tarafın görüşüne güç kazandırmıyor.
Seçimlerin çözüme odaklanması, halkın hükümetin icraatından hiç etkilenmeden oy kullandığını göstermiyor. Türk ekonomisinin 2000 başından itibaren geçirdiği ekonomik kriz, küçük ve bağımlı KKTC ekonomisini çok daha ağır biçimde yaraladı. Enflasyon, banka iflasları, işsizlik, negatif büyüme gibi olağanüstü koşullar hükümeti yıprattı. Bu seçimler, Türkiye'deki 2002 Kasım seçimleriyle birlikte yapılsaydı, 57. hükümetin partilerinin başına gelenler, UBP ve DP'nin de başına gelecekti. Son bir yıllık olumlu ekonomik gelişmeler hükümet partilerinin kuşkusuz işine yaradı. Ama bu partilerin Annan Planı'na muhalif olmaları, muhtemelen, siyasi hayatta kalmalarını sağlayan başlıca neden oldu.
Halk, hükümet partilerinin çok uzun süreli iktidar olmanın verdiği siyaset yorgunluğunun yanında, Türkiye'den ithal edilen ekonomik krizden de yıpranmış olması karşısında muhalefete yöneldi. Muhalefet cephesi, bu tepkiyi Annan Planı lehine bir çoğunluğa dönüştürmeye çalıştı. Bu bağlamda AB'nin her türlü destek ve müdahalesinden de yararlandı. Sonuçta beklediği yüzde 60 oy oranının çok altında kaldı.
Bu durumda bir hükümet kurulamaz ve seçimler yenilenirse, çözüm için gerekli çok önemli bir zaman parçası heba edilmiş olmakla kalmayacak. Düzelmekte olan ekonomi, usandıran hatta kızdırmaya başlayan dış müdahaleler ve Türkiye'nin giderek Sn. Denktaş'ın görüşlerine yaklaşması sonucu, muhalefet partilerinin tekrarlanan seçimlerde hezimete uğraması ihtimali de artacak. O zaman mevcut tablodan bir hükümet çıkarmak gerekiyor. Bunun için seçim sonuçlarını iyi okumak lazım.
Muhalefetin mecliste üçte ikinin çok altında kalması, Sn. Denktaş'ın müzakerecilik görevine devam edeceğini gösteriyor.
Ancak muhalefetin artan oyu, halkın Annan Planı temelinde çözüm istediği anlamına geliyor.
Hükümet partilerinin eşite yakın gücüyse, müzakerelerde Annan Planı'nın tadilini gerektiriyor.
Bu çerçevede bir milli koalisyon kurulması imkanı araştırılabilir. Türkiye bu bakımdan Sn. Denktaş'a yardımcı olabilir.
Bir yandan Türkiye, öte yandan Sn. Denktaş'ın hazırlamakta olduğu çözüm önerileri, böyle bir koalisyon oluşturmak için gerekli mutabakatın zeminini teşkil edebilir.
Türkiye, AB'den giriş müzakere takvimi almadan ve üyeliğini makul biçimde garanti etmeden, Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyemez. İddiaların aksine, seçimlerde statüko ile çözüm arasında bir tercih yapılması söz konusu olmadı. İhtilaf, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin üyeliğinden önce mi, yoksa birlikte mi olacağı noktasında toplandı. Seçim sonucu çıkan tablo, muhalefet cephesi ve Türkiye'deki destekçilerinin, Ankara'nın bu temel pozisyonunu artık itirazsız kabul etmelerini gerektiriyor.