Büyükelçiliğe terörist saldırı

Bağdat Büyükelçiliğimize terörist saldırı, Irak'a Türk askerinin gönderilmesine karşı çıkanların bizi caydırmaya çalıştıkları şeklinde yorumlandı.

Bağdat Büyükelçiliğimize terörist saldırı, Irak'a Türk askerinin gönderilmesine karşı çıkanların bizi caydırmaya çalıştıkları şeklinde yorumlandı. Bu vesileyle eldeki verilerle Irak'taki durumu değerlendirmeye çalışmak yararlı olabilir.
Elektrik üretim ve dağıtımı eski düzeyine (4 bin 500 megavat) çıkarıldı. Petrol üretimi 1.5 milyon gün/varile ulaştı. Okullar açılıyor. Yeni Irak dinarı çıkmak üzere.
40 bin kişilik polis gücü kuruldu. Dış ve iç ticaret artıyor. Bunlar olumlu gelişmeler.
Ancak Amerikan güçleri Bağdat ve kuzeyindeki Sünni bölgede asayişi sağlayamıyor. Bu bölgedeki olaylar iki grupta toplanabilir. Devriye gezen Amerikan askerlerini tuzağa düşürme, yolları mayınlama ve uzaktan RPG (roketle atılan el bombası) ile saldırmayı içeren gerilla taktikleri ilk grubu oluşturuyor. Saddam'ın ordusundan birkaç bin kişinin oluşturduğu şehir gerillası bu taktiklere başvuruyor.
Günde ortalama bir ya da iki Amerikan askeri öldürülüyor. Bunun iki ya da üç katı asker de yaralanıyor. Şehir gerillasının amacı Amerikan ordusunu yıpratarak işgalin sona ermesini sağlamak. Nitekim düzenli saldırı ve ölümler Amerikan politikasını etkileyerek, Bush muhaliflerinin eleştirileri artırmasına, Bush'un kritik seçim öncesi dönemde popülaritesini kaybetmesine yol açıyor.
Sünni şehir gerillasına ilaveten, Bağdat'ın doğusunda genç ve radikal Şii lider El-Sadr'a bağlı milisler bir Şii din adamının tutuklanmasını fırsat bilip, geçenlerde Amerika askerlerini, terörist sayılabilecek bir hileyle pusuya düşürüp öldürdüler. Bu, bir ilkti ve mevzii bir nitelik taşıyor izlenimi verdi.
Bu grup saldırıların yanında terörist nitelikte saldırılar da yer alıyor. Şii lider El-Hâkim, BM merkezi, Ürdün Büyükelçiliği, polis karakolları, Bağdat oteli ve nihayet büyükelçiliğimize yapılan intihar saldırıları bu kategoriye giriyor. Bu saldırılar, genelde El-Kaide'nin, özelde Filistin-İsrail çatışmasında İslami Cihat ve Hamas'ın düzenlediği intihar saldırılarına çok benziyor. Sivil hedeflere dönük bu saldırılarda doğal olarak, çoğu Iraklı, sivil ölümleri oluyor. Terörizmin doğasına uygun olarak da siyasi hedeflerinde belirsizlik hâkim. Teröristlerin Amerikalılarla işbirliği yapanları cezalandırmayı amaçladıkları anlaşılıyor. Ama Amerikan askeri hedeflerine terörist saldırılar pek olmuyor. Bir bakıma gerilla ile teröristler saldırı hedeflerini aralarında paylaşıyorlar.
Teröristlerin BM binasına saldırması, BM'nin savaş sonu Irak'a insani yardım, altyapının tamiri ve toplumun normalleşmesi yolundaki çabalarının başarı kazanmasını engellemeyi amaçladı. Bu durumda BM Güvenlik Konseyi tarafından alınacak bir kararla Amerikan işgaline meşruiyet kazandırılması, biz dahil asker gönderecek ülkeler açısından Irak'taki riskleri azaltıcı bir etki yapmayabilecek. Teröristlerin amacı, işgal güçlerinin halkın ihtiyaçlarını karşılamasını engelleyerek, yeni anayasanın yapılması ve rejimin demokratikleştirilmesine imkân vermemek. Bu yaklaşım aslında sağdan çok sol devrimci mücadelede başvurulan bir taktiği andırıyor.
Bu şartlar altında, terörist-gerilla direncinin, Irak'ın kurulduğu 1926'dan buyana ülkeye hâkim olan Sünni yönetimin Amerikan işgaliyle birlikte tasfiye edilmesine bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Sünniler başarılı olur da Amerika, Irak'ı terk ederse, ülkeye tek başlarına hâkim olmayı deneyebilirler.
Türk askerinin görev yapacağı bölgenin Sünnilere ait olması, Sünnilerin yeni yapılanmada hak ettikleri yeri almamaları halinde bizim askerimize de saldırmaları ihtimalini artırıyor. Birliklerimizin mahalli halk için sosyal çalışmalar yapması da saldırıları önlemeyebilecek. Bu nedenle soruna siyasi bir çözüm bulmak gerekiyor. Bu ise, bir ilk adım olarak, geçici yönetimde Sünnilerin gerçekten temsilini sağlamakla başarılabilir. Oysa eski Baasçılar dışında Sünnîleri temsil edecek bir kesim yok. Çıkmaz da burada yatıyor.