CHP'nin sorunu

CHPyönetiminin Mustafa Sarıgül'e karşı aldığı önlemler, Sarıgül'ün Mersin mitingi ve muhalif milletvekillerinin mitinge katılması, orta sol partilerin klasik bölünme senaryosunu bir kere daha önümüze getirdi.

CHPyönetiminin Mustafa Sarıgül'e karşı aldığı önlemler, Sarıgül'ün Mersin mitingi ve muhalif milletvekillerinin mitinge katılması, orta sol partilerin klasik bölünme senaryosunu bir kere daha önümüze getirdi. Sn. Baykal'dan ve CHP'den memnun olmayanlar eleştirilerini yenilediler. CHP halktan kopmuştu, dinamizmi yoktu, AKP'ye seçenek oluşturmuyordu.
Aslında CHP'nin sorunu Türk demokrasinin sorunlarından ayrı düşünülemez. Partilerimiz hâlâ kurumsallaşamadılar. Lider değişikliği sorunu da bu bağlamda yer alıyor.
1970'lerin başında, sonradan Japonya başbakanı olan Miki, parti başkanlığı seçimlerini siyasette 'tüm kötülüklerin kökü' olarak nitelemişti. Bu saptamanın, o sıralarda kesintisiz 15 yıldan daha uzun bir süredir iktidarda olan, tümüyle kurumsallaşmış, parti başkanını meclis grubu tarafından seçme usulünü yerleştirmiş Liberal Demokratik Parti için yapılmış olması ilginç. Yani sorun daha çok siyasetin doğasından kaynaklanıyor.
Eski bir CHP'li olmayan Sarıgül'ün parti başkanı olmak istemesi ve seçtiği yöntem yine de yadırgatıcı.
İleride ülkeyi yönetmek için parti başkanlığına talip olanlarda, ne devlet tecrübesi ne de ekonomi ve dış politika gibi alanlarda bilgi sahibi olması şartını arıyoruz. 'Liderler'imizin çoğu ülkeyi yönetmeyi başbakanken öğrendiler. Yolsuzluk iddialarından kurtulmak için liderlikte kalmaya çalışanlar da oldu. Sarıgül de bu geleneği sürdürmek isteyebilir. Ama CHP'de sorun, halkın duygularını harekete geçirme yeteneğine sahip 'karizmatik' birisinin başa geçmesiyle çözümlenebilir mi?
CHP'nin iktidara gelememesinin nedeni, geçmişte elit partisi olmasıysa ve halkın Cumhuriyet reformlarına tepkisi hâlâ devam ediyor da bunun sorumlusu olarak CHP'yi görüyorsa, aslında yapacak fazla bir şey yok.
Bir kısım köşe yazarı da CHP'yi yeterince hızlı değişmemekle suçluyor. Oysa CHP AB üyeliğini kuvvetle destekliyor. Ordunun siyaset üzerindeki ağırlığının azalmasını amaçlayan yasa değişikliklerini içten destekledi. Küreselleşmeye de, IMF istikrar programlarına da karşı değil. Nitekim AKP hükümetinin ekonomi politikasını fazla eleştirmemek 'sorumluluğunu' gösteriyor. Hatta her orta sol partinin sloganı olan sosyal adalet konusunda bile gürültü yapmıyor.
Peki liberal basının geniş kesimi neden CHP yönetimine karşı? Basının bu muhalefetini, yönetimin Sarıgül'e karşı yargıya başvurmak yerine, yolsuzluk suçlaması yapmasındaki hukuk dışı tavra indirgemek mümkün değil. Geriye CHP'nin dış politikada Atatürkçü-milliyetçi bir çizgi izlemesi kalıyor ki hoşnutsuzluğun gerçek nedeni bu olamaz, olmamalı.
CHP'nin sorunu aslında küreselleşme sürecinde tüm orta sol partilerin evrensel sorunu. II. Dünya Savaşı sonu dönemin Keynesçi ekonomi politikalara dayalı refah devleti projesi geçerliliğini yitirdi. Geri kalmış ülkelerin gelişmesine odaklanan kalkınma ekonomisi de buharlaştı. Amerika'da Clinton, İngiltere'de Blair kendilerinden önce Cumhuriyetçi Reagan ve muhafazakâr Thatcher'ın politikalarının oluşturduğu yapıları değiştirmeden, bu politikaların yarattığı rüzgârdan yararlanarak iktidarlarını başarıyla sürdürdüler. Anglosakson esnekliğe sahip olmayan Kıta Avrupası sosyalist liderleriyse (belki Schröeder hariç) yalpalayıp durdular. Sosyoekonomik sorunlardan çok liberal değerlere, barışa, çevreye, AB bütünleşmesine ağırlık vererek oy toplamaya çalıştılar.
CHP sorunlarımıza dönük uygulanabilir bir toplum projesi oluşturamazsa, dünyanın en karizmatik lideri başına geçse dahi oy alamaz. Oysa bizim gibi tam kalkınmamış bir ülkede bu mümkün, hatta olmazsa olmaz şart. Yüksek teknolojiye dayalı bir kalkınma stratejisi (planı değil), yaratıcı piyasa dostu müdahale yöntemleriyle gerçekleştirilebilir.
Atatürk'ün yapmayı istediği gibi, laikliğin Maturidi-Hanefi bir dini içerikle doldurulması da halktan kopukluğa bir çare olabilir.
Lider seçimi maalesef yasa konusu. Japonya gibi, lideri meclis grubunun seçmesi ve çeşitli hiziplerin örgütlenerek parti yönetimine katılması, parçalanmadan lider değiştirmenin yolu olabilir.