Çıkmaz

'Türkiye Barışını Arıyor' toplantısı yapıldı. </br>Bundan önceki benzer toplantılarda söylenenler söylendi ve bildik bir sonuç bildirisi yayımlandı.

'Türkiye Barışını Arıyor' toplantısı yapıldı.
Bundan önceki benzer toplantılarda söylenenler söylendi ve bildik bir sonuç bildirisi yayımlandı. Bildiride uygun bir dille, dağdakiler için 'siyasi af' ilan edilmesi, Kürtçenin kendi bölgesinde resmi dil olması, bölgedeki doğal kaynakların, kısmen de olsa, bölgeye tahsisi, bölgesel otonomiyi sağlayacak yeni bir anayasa yapılması isteniyor. Bu süreçte PKK'nın silah bırakması öngörülmüyor. Yani PKK tehdidi altında Cumhuriyet'in tekil ulus-devlet yapısı federasyona dönüştürülecek.
Bildiride Kürt sorununun 'şiddet ve terörizm sorunu' olarak adlandırılmaması, zira 'sorunun tarafları sadece silah taşıyan güçler' olmadığı görüşü yer alıyor. Zaten teröriste gerilla diyenler de var.
Oysa Kürt nüfus toplam nüfusun yüzde 15'i dolayında. O zaman neden 'silah taşıyan güçleri' temsil eden partiler yüzde 45 arasında oy alıyor?
Seçim barajının yüzde 10'un altına inmesi kuşkusuz doğru olacak. Ancak bu baraj, örneğin, Yunanistan'da tek bir Türk'ün bağımsız olarak seçilmesini engelleyen baraj gibi, Kürt etnik partilerin Meclis'e girmesini önlemeyi amaçlamadı. Kürtler bağımsız olarak Meclis'e girebilirlerdi. Ama bu yolu tercih etmediler.
Mehmet Yılmaz'ın işin özünü bir paragrafta ortaya koyan 16 Ocak Hürriyet'teki yazısında söylediği gibi, Kürtlerin demokratik siyaset yapmalarını paramiliter bir örgüt yani PKK önlüyor. PKK'ya rehin olmaktan kurtulmadıkça, Kürt ayrılıkçılarının siyaset yapmaları ve demokratik taleplerde bulunmalarının pek anlamı yok.
Toplantıya katılan birçok kişi, Kürt sorununa bildiride öngörülen bir çözümün demokratik olacağına inanıyor ve böyle bir çözüm olmazsa Türkiye'nin demokratik ülke sayılmayacağını iddia ediyor. Oysa kendi kaderini tayin hakkını düzenleyen 2625 sayılı BM Bildirisi, seçimle hükümeti oluşmuş (yani demokratik rejime sahip) ülkelerin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini bozacak, değil silahlı, hiçbir eylem yapılamayacağını hükme bağlıyor. Yani uluslararası hukuka göre, bildirideki çözüm demokrasi anlamına gelmiyor.
Bugün demokrasi adına Türkiye'den istenen çözüm, demokratik değil, siyasi nitelikte. Buna aslında çözüm demek de güç. Zira belli bir süre sonunda kopmanın geleceğine kuşku yok. İspanya'nın Bask'ta verdiği tüm ödünlere rağmen, ETA terör tehdidiyle bağımsızlık amaçlı müzakere yapıyor.
Kaldı ki kendi kaderini tayin hakkı tarihte bir kez kullanılıyor. Misak-ı Milli belgesi ve Erzurum Kongresi bildirisi, Kürtlerin bu hakkı kullandıklarını gösteriyor. Daha sonra Şeyh Sait'in gerici isyanı bu çizgiden ayrılmayı amaçladı. Şimdi de PKK ve DTP, daha 'çağdaş' bir söylemle, aynı hakkı tekrar ve kopma amacıyla kullanma talebinde bulunuyor.
Ulus-devletin oluşturulması sürecinde Kürtlerin çektikleri sıkıntıları anlamak ve empati göstermek mümkün. Ancak Mehmet Uzun'un söylediğinin aksine 'yüksek devlet katında' Kürtlere hiçbir zaman bir nefret olmadı. Mücadele için nefret kaçınılmaz bir duygu değil. Yine onun sandığının aksine, ulus-devlet ömrünü tamamlamadı.
Ulus-devlet nasılsa tarihin 'çöplüğüne' gidecek demek, sorunu gerçeklere göre çözmeye çalışmak yerine, istemeden de olsa, çatışmayı yeğlemek demek.
Demokratik rejime kadar vuku bulan isyanların bastırılmasında öncelikli amaç, Kürt kimliğini yok etmek değil, bölgedeki aşiret yapısını kaldırmaktı. Aşiretler arası çatışmaları önlemek, vergi, askerlik ve eğitimi yerleştirmek öngörüldü. Bunlar olmadan modernleşme ve uluslaşma olamazdı. Bu nankör bir mücadeleydi.
Bugün Kürt kimlik politikası yapanlar, toplumlarının acil temel sorunlarına çözümleri erteliyorlar. 'Kalkınma istiyoruz' deseler de, kalkınmanın gerçekleştirilmesine imkân bırakmıyorlar.
Sorunları büyüyen toplumun şikâyetlerini de, kimlik taleplerini desteklemekte kullanıyorlar.
Toplantıda demokrasi için diyalog ve uzlaşıya bol bol atıf yapılmış. Ama sorun Cumhuriyet'in kurucu ilkelerinin karşılıklı ödünleşmeye elverişli olmamasından kaynaklanıyor. Çıkmaz da burada. Yoksa karşıdakinin ne istediğini anlamamakta değil.