Çözebilirsen çöz

ABile giriş müzakerelerinin arızasız yürütülebilmesi için Kıbrıs sorununun mutlaka çözümlenmesi ve Rumların müzakerelerin başlamasını veto etmemesi için de çözümün 3 Ekim 2005'ten önce olması gerektiği basında yaygın biçimde yer alıyor.

ABile giriş müzakerelerinin arızasız yürütülebilmesi için Kıbrıs sorununun mutlaka çözümlenmesi ve Rumların müzakerelerin başlamasını veto etmemesi için de çözümün 3 Ekim 2005'ten önce olması gerektiği basında yaygın biçimde yer alıyor. Hükümetin de bu görüşte olduğunun işaretleri geliyor.
Kendimizi böyle bir zaman baskısı altına sokarsak, aşırı Rum taleplerine karşı zayıf duruma düşeceğiz. Çözümü sürekli erteleyerek bizden daha fazla ödün alma yoluna gitmelerini teşvik etmiş olacağız.
En kısa çözüm yolu olarak tanınma üzerinde ısrar etmelerine yol açacağız. Bu nedenlerle 3 Ekim'i çözüm olmadan aşılamaz bir tarih olarak saymamamız lazım. Kaldı ki ne yaparsak yapalım o tarihe kadar sorunu çözmek zaten çok zor.
Çözüm için Annan'ın yeni bir girişimde bulunmasını isteyeceğimiz anlaşılıyor. Bunun anlamı Annan Planı'nın açılarak Rumlar lehine değişiklikler yapılmasına imkân vermek olacak. Annan Planı esasen Rumların çıkarına. Plan yeniden müzakereye açıldığında, Rumların tanınma yoluyla amaçladıkları çözümden vazgeçeceklerini beklemek hayal olur. Yani veto silahını kullanma tehdidiyle silahlı kuvvetlerimizin yerleşiklerle birlikte çekilmesini, Kıbrıs Türklerinin fiilen azınlık statüsüne indirgenerek KKTC'ye son verilmesini ve Rum hâkimiyetindeki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tarafımızdan tanınmasını amaçlayacaklar.
BM belgelerinde, Annan Planı'nın temelinde yatan iki toplum arasındaki dengenin bozulmayacağı yazılıyken, Kofi Annan, planda Rumlar lehine kökten değişiklikler yapmayı tutarsızlık sayıp reddedebilir. Kaldı ki Türk hükümetinin böyle bir 'çözümü' kamuoyuna benimsetmesi de mümkün olamaz. KKTC'de bu çözümü bir tür yok oluş olarak görecek güçlerin son derece sert tepki göstermeleri ve iç karışıklıkların başlaması da muhtemel.
Bütün bu fedakârlıkları, referandumda uluslararası toplumun önerdiği ve Türk tarafının kabul ettiği bir çözümü reddeden Papadopulos yönetimini tatmin için mi yapacağız? Kaldı ki 17 Aralık kararı AB tam üye olacağımızı garanti etmiyor.
Gerek Ankara'daki gerekse Brüksel'deki AB diplomatları Papadopulos'la bir çözümün olamayacağını açıkça söylemekten çekinmiyorlar.
Yani bu zatın taleplerinin Türk tarafınca kabul edilemeyecek nitelikte olduğunu itiraf ediyorlar.
O zaman iki tarafın ve uluslararası toplumun kabul edebileceği çözümü, Papadopulos yönetiminin sonrasına ertelemek daha doğru olmayacak mı?
Bu adam 'enosis'i gerçekleştirmek için 1963 Noeli'nde masum Türklere saldıran, yüzlercesinin katledilmesine ve toplu mezarlara gömülmesine bizzat katılan kanlı katil değil mi? Bu adam adanın yüzde 3'üne hapsettiği Türklerin yok edilmesi için Akritas planını hazırlamadı mı? O zaman terörle Kıbrıs Türklerine baş eğdirip gerçekleştiremediği 'enosis'i şimdi veto şantajıyla Türkiye'ye kabul ettirmeye çalışmıyor mu? Biz Annan Planı'ndan da geriye giderek bu insanlığa karşı suç işleyen caniyi mi ödüllendireceğiz?
En çok yapabileceğimiz, Annan Planı'nı ikinci bir referandumla, olduğu gibi kabul etmesini istemekten ibaret. Zaten bir şekilde veto kullanmazsa, insanlık dışı tarihi misyonunu yerine getirmemiş gibi hissedecek kendisini. Bırakalım veto etsin de bölgemize ve Türk-Yunan ilişkilerine etkilerinin ne olduğunu hep birlikte görelim. Bu vesileyle AB'nin bizi gerçekten üye yapmak isteyip istemediğini de anlamış oluruz.
Basının teslimiyetçi kesiminde 'hayatın gerçekleri' edebiyatı yeniden başladı. Yok Rumlar artık müzakere masasında AB üyesi olarak karşımızdaymış da, yok 62 kere veto kullanma hakları varmış da, yok tuzları kuruymuş da, yok AB için Kıbrıs'ı verebilirmişiz de, söylenip duruyorlar.
Dış politika bir ülkenin temel çıkarları karşısındaki olguları değiştirmeyi amaçlar. Onları hayatın değişmez gerçekleri diye nitelemez. Hayatın gerçekten gerçeği 800 bin Rum'un 70 milyon Türk'ün kaderiyle oynayamayacağıdır. Türkiye'de hiçbir hükümet bu gerçeğin tersini Türk halkına anlatamaz.
Çözüm için Papadopulos rejiminin tarihin çöplüğüne gitmesini bekleyebiliriz. Ve en çok bir yıl kaybederiz.