'Değişim'

Değişim kelimesi Batı basınında bizdeki kadar sık kullanılmıyor. Değişime önem vermediklerinden değil, muhtemelen bu terimi çok genel, soyut ve muğlak bulduklarından.

Değişim kelimesi Batı basınında bizdeki kadar sık kullanılmıyor. Değişime önem vermediklerinden değil, muhtemelen bu terimi çok genel, soyut ve muğlak bulduklarından.
Bizde bir kısım köşe yazarı için değişim adeta kutsal bir anlam taşıyor. Değişim isteyen koca bir yazının içinde neyin değiştiği, değişime karşı çıkanların neye karşı çıktıkları, değişime uyum için neler yapılması gerektiğine dair bir satıra dahi rastlanmayabiliyor. İnsanlar değişimden yana ve değişime karşıt olanlar diye ikiye ayrılıyor. İlk grup iyi, ikinci grup kötülerden oluşuyor. Statükoyu savunanların kendi çıkarlarını ve sosyal statülerini muhafaza etmek için değişime direndikleri söyleniyor. Buna mukabil değişimden yana olanlar kişisel çıkarlarını akıllarına bile getirmeden, toplumun iyiliğini, ülkenin ilerlemesini istiyorlar.
Değişimden söz edenler daha ziyade dış dünyadaki özellikle de Batı'daki değişimi kastediyorlar. Böylece değişime açık toplumların ilerlediği, bizim gibi statükocuların elinde kalan toplumların ise geri kaldıkları iddia ediliyor. Bu bağlamda değişim, toplum güçlerinin doğal, kendiliğinden
gelişmesinden çok, gerikalmış bir toplumun dış dünyayı görüp, onun gibi olmak için iradi bir kararla kendini değiştirmesi anlamına geliyor. Bu tür değişimi savunanların çoğunlukla devrimci sol kökenden gelmiş olması bir rastlantı değil.
Dış dünyadaki değişime uyumu savunanlar, bunun insan ve toplum hayatı açısından mutlaka olumlu olduğu izlenimini veriyorlar. Düşünebiliyor musunuz, II. Dünya Savaşı öncesi dönemde Avrupa'ya yayılan faşizmi Heidegger gibi kabul edip, ülkenizi bu değişime uydurmaya çalıştığınızı?
Ama diyebilirsiniz ki değişimi böylesine savunanlar vaktiyle komünizmi de tarihin akışı olarak algılamışlar ve Türkiye'nin sonunda komünist olacağını uzun uzun yazmışlardı.
Bunların bazıları bu bir bakıma dayatmacı değişim kavramını bugünün şartlarında da savunuyorlar. Bunlara göre, Batı yani ABD veya AB dış politikada bize 'rol' biçiyor, biz de bu role göre politika yapmak zorunda kalıyoruz. Hatta daha da ileri gidiyorlar ve bizim nasıl olmamız gerektiğine de Batı'nın karar verdiğini iddia ediyorlar. Biz ne kendimizi oluşturabiliyoruz ne de çıkarlarımıza ilişkin bir politika saptayabiliyoruz. Günün gerçeklerine uyum için bize biçilen rolü doğru anlamamız ve bizden bekleneni yerine getirmemiz yeterli oluyor. Tabii ondan sonra, 'Üç ay içinde Kıbrıs sorununu çözmezse bu hükümet gider' türünden, gerçekleşmeyen kehanetler yazılarında boy gösteriyor. Bu bağlamda değişim, küçük bir çocuğun edilgenliği gibi, toplumların da dışardan bütünüyle şekillendirilebileceği varsayımına dayanıyor.
Bazıları da eski strateji kavramının artık geçerliğini yitirdiğini söylüyorlar. Stratejik bir değer, eğer toplumların refahını ve insan haklarını artırmıyorsa ne işe yarar diye soruyorlar. Anarşik uluslararası şartlarda toplumların güvenliğinin en yüksek değer olduğunu ve stratejinin bu bakımdan büyük önemini anlatamıyorsunuz. Güvenlik olmadan, refaha ve insan haklarına saygıya dayalı bir iç rejim kurulabilir mi?
Dış politikada ulusal çıkar neyse onu savunmak gerekir. Bu açıdan statüko da savunulabilir. Verimli tartışma alanı savunulanın statükoculuk olup olmadığı değil, ulusal çıkarın ne olup olmadığıdır. Ama bunun için mitik ve mistik bir değişim kavramını savunmanın çok ötesinde, ayrıntılara girecek kadar, bir konuyu bilmek gerekir. Örneğin Annan paketi gibi yüzlerce sayfadan oluşan, bölümler arasında karmaşık ilintileri bulunan hukuki bir belgeyi defalarca okuyup çalışmak yerine, 'Dünya değişti. Adanın stratejik değeri yok. AB'ye girmeliyiz. Denktaş kötü. De Soto iyi' söylemiyle politikayı değiştirme talebinde bulunmak yeterli midir?
Bugünün dünyasında genel bir değişim savunması değil, olayları irdeleyen ve uygun politikalar geliştiren bir yaklaşım gerekiyor. Değişime Heraklit gibi metafizik bir anlam atfetmenin zamanı geçti.
Acaba en çok değişimden söz edenler kendini değiştiremeyenler mi?