Demokrasiye saygı vs.

Önce tezkereye ilişkin oylama için hükümeti kutlamak gerek. Dünyanın neresinde olursa olsun 264 evet, 250 hayır alan bir meclis kararı kabul edilmiş demektir.

Önce tezkereye ilişkin oylama için hükümeti kutlamak gerek. Dünyanın neresinde olursa olsun 264 evet, 250 hayır alan bir meclis kararı kabul edilmiş demektir. Bu konuya Sn. Coşkun Kırca'dan başkasının değinmemesi de garip. Acaba politikacılarımız, medyamız ve milletimiz kendisine demokrasi denen ülkelerde çekim(n)ser oyların hayır sayıldığını mı sanıyor?
Bu durumda Meclis'in evet dediği kararın hayır kabul edilmesini, milli irade diyerek saygıyla karşılamamızı isteyenlere, 'saygısız' bir cevap vermek daha doğru olacak. Kişilere ve kurumlara saygı beklemek anlaşılır bir şey.
Ama bunların her görüş ve kararının saygıyla karşılanmasının bir anlamı yok.
Meclis tezkereyi demokratik kurallara göre 'ret' etmişse, buna sadece 'biçim' açısından saygı gösterilir (O da yanlış ya). Ama özü yanlışsa, Meclis'in bu tavrı en sert eleştiriye açıktır. Yanlış karar demokratik biçimde alındığı için doğru olmaz.
Artık bağımsızlığını kaybetmiş başkanının yönetiminde TBMM, Türkiye'nin çok önemli ulusal çıkarlarına ağır bir darbe vurdu. Hükümeti, uzun müzakereler sonucunda kabul ettiği taahhütlerini yerine getiremez hale soktu. Türkiye'yi güvenilmez bir ülke durumuna düşürdü.
Sn. Cumhurbaşkanı yanlış bir 'uluslararası yasallık' ve ne anlama geldiği anlaşılamayan bir 'oydaşlık' kavramını çok kritik bir zamanlamayla ortaya atarak Meclis'in bu yanlış kararı almasına yardımcı oldu. Yasallık kavramının muhtemelen sadece Kuzey Irak'taki Türk kuvvetlerinin geri çekilmesi sonucunu vereceğini göremedi. Böylece büyük bir ekonomik krizi tetiklemesindekine benzer bir hatayı dış politika alanında da yaptı.
Hükümet muhtaç durumdayken, Sn. Cumhurbaşkanı'nın hatalı tavrını benimseyen MGK, görüşünü beyan etmemek suretiyle bu istenmeyen sonucun çıkmasına katkıda bulundu. Gel de şimdi siyaset denen o olağanüstü zor sanatı bilen Sn. Demirel'i arama.
Ülke tarihinin en hayati dönemeçlerinden birinde, CHP, dış politikada hiçbir anlama gelmeyen bir söylem alaşımını, sırf iç politika
amacıyla, daha doğrusu AKP'yi bölmek için kullandı ve Türkiye'nin temel çıkarlarına zarar verdi.
Bu kişi ve kuruluşların, samimi biçimde savaş karşıtı geniş pasifist kitlelerle birlikte hareket etmek için böyle bir tutuma girdikleri söylenemez. Ama bu tutumlar siyaset sahnemizde yan yana gelmesi imkânsız kişi ve grupları yan yana getirdi. Basına yansıyan haberlere göre, AKP içindeki Refah'a yakın olanlarla, tavırları K. Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kuruluşuna imkân vermeyi amaçlamaktan başka türlü açıklanması mümkün olmayan bazı güneydoğu milletvekilleri tezkerenin reddi lehine oy kullandılar. Atatürkçülerin, ulusal solun, Sn. Bülent Ecevit'in bunlarla ne gibi bir ortak yanı var?
Amerika 85 yıl önceki düvel-i muazzama gibi Türkiye'ye mi saldırıyor ki Çanakkale Savaşı'na atıf yapılıyor?
Vicdan sahibi bakanların aynı zamanda akıllarını kullanmaları imkânsız mı?
Saddam'ın Müslüman Irak halkının milli serveti petrolü, diğer Müslümanları katleden savaşlar için kitle imha silahları üretmesini teminen korumaya çalışan dini fanatiğin, Türkmenler için sadece dualarını sunmasıyla aynı görüşte miyiz?
Meclis'in ret kararıyla kendimize güvenimizi kazanarak ekonomik sorunlarımızı da çözebileceğimizi sanacak kadar naif miyiz?
Sorun sadece doğru karar verdik diye dünya hâkimiyetine oynayan bir gücün bize görünen ve görünmeyen, hemen veya zamana yayılan zararlar vermesinden ibaret olsaydı, nispeten kolay göğüslenebilirdi. Dış politikanın
ne menem karanlık bir alan olduğunu bilmeyenler, yanlış görüşlerinde israr ederlerse, ne yazık ki, millete acılar vererek gerçekleri öğrenecekler. Dış politikada gizliliğin ciddi nedenleri olduğunu da anlayacaklar.
Savaş yine olacak. Tezkerenin reddi savaşı önlemeyecek. Sorun, bu karar nedeniyle K. Irak'ta ve genelde tüm Ortadoğu'da Türkiye aleyhine meydana gelecek gelişmelerden kaynaklanıyor. Kısa zamanda geriye dönemezsek bunları engellemek artık imkânsız olacak. Sn. Arınç oylama cetvelini iyi korusun. Yarınki kuşaklar bu durumun sorumluluğunun kime ait olduğunu bilmek isteyecektir?
Şu anda iktidar koltuğu boş. Cesaret lafta ya da pozda değil. Boşluğu doldurmak için bir Meclis Başkanı, dört bakan ile 15-20 milletvekilinin AKP'den atılması lazım.
Belki de tüm söylediklerim boşuna. Türkiye küçük oyunları sevenlerin elinde büyük bir güç olmak istemiyor da olabilir.
O zaman 'başarılar'!