Denktaş'ın müzakereciliği

Aralık ayında KKTC'de yapılacak parlamento seçimleri için muhalefet partileri güçlerini birleştiriyor.

Aralık ayında KKTC'de yapılacak parlamento seçimleri için muhalefet partileri güçlerini birleştiriyor. Kazanırlarsa Sn. Denktaş'ın müzakereciliğine son vereceklerini ilan ettiler. Annan Planı'nı kendi müzakerecilerine müzakere ettirecekler(?). Böylece Kıbrıs Türkleri, Türkiye'nin AB üyeliğini beklemeden, Rumlarla birlikte AB'ye girecek. Yani Talat, Akıncı ve Erel seçim platformlarını, Denktaş'ın müzakereciliğine son verme üzerine oturtmuş durumdalar. Oysa muhalif partilerin seçimleri kazanma şansları süratle azalıyor. Bunun nedenlerini bir yana bırakıp muhalif partiler koalisyonunun kazanması varsayımına göre, Sn. Denktaş'ı müzakerecilikten çekme yetkileri olup olmadığına bakalım.
KKTC Anayasası birçok yönüyle bizim Anayasa'ya benziyor. Temel farkı cumhurbaşkanının halk tarafından seçiliyor olması. Bu haliyle yarı-başkanlık sistemine çok daha yakın. Bırakın yarı-başkanlık sistemini, parlamenter sistemde yasama erki müzakereci seçemez. Müzakerecilik yürütme erkinin yetki ve işlevleri arasında. Nitekim KKTC Anayasası'nda Meclis'in böyle bir yetkisi olduğuna dair bir madde de yok.
Muhalefet partilerinin hükümeti kurmaları halinde müzakereciyi atama yetkileri olup olmadığı daha çapraşık bir konu. Hükümet görevleri arasında sayılan 'genel siyaseti yürütme' yetkisinin (Mad. 107, 1. fıkra) toplumlararası müzakereler gibi hayati bir konuyu kapsamadığı açık. Buna karşılık cumhurbaşkanı 'devletin devamını' sağlamakla görevli olduğuna göre (Mad. 102, 2. fıkra), devletin varlığına ilişkin müzakereler konusunda özel bir yere sahip. Kaldı ki Sn. Denktaş cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın karşısına müzakereci sıfatıyla çıkmış ve seçilmişti.
Sn. Denktaş'ın, muhalefet seçildiği takdirde gerekirse vetosunu kullanacağı yolundaki beyanıyla müzakerecilik konusu birbirine karıştırılmamalı. Anayasa'da cumhurbaşkanının veto hakkından söz edilmiyor,
ancak bizdeki gibi yasaları Meclis'e iade yetkisi var. Öte yandan cumhurbaşkanı başbakanı atıyor. 'Devletin varlığı' konusunda alınacak
'önlemlere ilişkin kararlar' ise cumhurbaşkanının başkanlığında Cumhuriyet Güvenlik Kurulu'nca alınıp bakanlar kuruluna sunuluyor. Bu durumda cumhurbaşkanı, yeni hükümetin bu konularda alacağı kararlar ve yapacağı uygulamalardan yanlış gördüklerine itiraz etmek, yani vetolamak imkânına sahip. Müzakerecilik yetkisiyse zaten hem teamül hem siyaset hem de yasa olarak cumhurbaşkanının olduğuna göre, ayrıca veto kullanmayı gerektirmiyor.
Bu nedenlerle, önümüzdeki parlamento seçimlerinin müzakereciyi değiştirmek açısından bir önemi kalmıyor. Buna rağmen muhalif partiler seçimi kazanır ve yeni müzakereci seçmeye kalkışırlarsa yüksek mahkeme yetki uyuşmazlığını kesin karara bağlamakla yetkili (Mad. 145). Bu kararın ne olacağını şimdiden tahmin etmek de zor değil.
TOBB'un KKTC ziyaretinde başkan Hisarcıklıoğlu'nun yaptığı konuşmalardan çıkan sonuç şu: TOBB, Sn. Denktaş'ı destekliyor. Bunun anlamı 'milli kahraman' saydığı Sn. Denktaş'ın müzakereleri sürdürmesinden yana olduğu. Aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ve KKTC'nin Türkiye gibi AB üyesi olmasını da istiyor. Bu işi de ancak Sn. Denktaş'ın başaracağı görüşünde. Hisarcıklıoğlu, açıkça belirtmemiş olmakla birlikte, Annan Planı'nı tümüyle reddetmiyor. Ama TOBB'un yaptırdığı bir çalışmaya göre, bu planın Türk tarafına en azından taşınması neredeyse imkânsız büyük ekonomik yükler getireceğini vurguluyor. Yani plan ciddi biçimde değiştirilmeye muhtaç.
Mehmet Ali Birand'ın geçenlerde yaptığı bir programda konuşan Verheugen, Kıbrıs'ı geçen yıl sonunda çözümlemediğimizden dolayı büyük kayba uğradığımızı söyledi. Bu kayıplar telafi edilemeyecek durumdaysa, müzakerelerden beklenecek fazla bir şey kalmıyor.
Annan Planı iyice müzakere edildikten ve imzalandıktan sonra KKTC'nin Türkiye ile birlikte üye olması yolundaki öneriye itiraz eden Verheugen, bu itirazının nedenlerini açıklamak zahmetine girmiyor. Birand da ilave sorularla konuyu deşmiyor. Oysa başka çıkış yolu var mı?