Dış politika yapma esasları

Hükümet, Meclis'ten Irak'a asker gönderme iznini aldıktan sonra, zamanı ve şartları saptama yetkisini elinde tutmalı.

Irak'a asker gönderme konusu yoğun biçimde tartışılıyor. Her zamanki gibi doğruların yanında hatta onlardan çok daha yaygın biçimde afaki fikirler de havada uçuşuyor.
Dış politika oluşturmayı bir örnekle anlatırsak belki daha kolay anlaşılır. En fazla 30 metrekare bir oda, ortasında en fazla 12 kişinin oturacağı bir masa düşünün. Başında müsteşar, iki yanında 6-7 müsteşar yardımcısı oturuyor. Asker gönderme konusunda Dışişleri siyasi patronuna önermek üzere nihai görüşünü saptıyor. Tartışma daha çok müsteşar, siyasi yardımcısı ve bölgeden sorumlu yardımcı arasında geçer. Diğer yardımcıların söz hakları vardır ama istismar etmezler.
Görüşme genel bir sunuş olmadan başlar. Zira herkes konuyu bilmektedir. Bağdat, Vaşington, BM New York ve diğer merkezlerden yüzlerle kriptoyla bilgi akmıştır. Yabancı ilgililerle sayısız temas yapılmıştır. İstihbarat kanalları kullanılmıştır. Genelkurmay'la istişare edilmiştir.
Saddam'ın terörizmle ilgisinin ve Irak'ta KİS'lerin bulunduğunun kanıtlanamaması; Amerika'nın harekâtı BM meşruiyeti olmadan yaptığı gibi konulara değinilmez. Geçmiş geçmişte kalmıştır.
'Küreselleşen dünyanın gerçekleri', 'Soğuk Savaş'ın sona ermiş olması', Ortadoğu'ya ilişkin 'vizyonumuz', tarihi tecrübelerimiz, son MGK toplantısında saptanan bölgeye ilişkin 'strateji', 'insanlığın durumunu' değiştirecek 'ahlaki' bir duruş almak, 'değişimden ya da statükodan yana' olmak gibi konular, yanı başımızdaki 'yangın' bize yayılır mı gibi metaforlar, bazı gazeteci ve akademisyenlerin derin analizine bırakılır.
Irak savaşının bu aşamasında analize, 'Amerika ile ortak çıkarlarımız nelerdir' veya 'Asker gönderirsek bize yararı ne olur' başlıklarından ziyade, 'Göndermezsek zararları neler olabilir' diye başlanır. Sonra somut soruna geçilir.
Cevaplarının çoğu spekülatif olmak zorundaki soruların ilki muhtemelen şu olur: Amerika Irak'ta başarılı olacak mı? Buna bağlı olarak; denetleyemediği gerilla ya da terörist olaylara Amerika ne kadar daha tahammül edebilir? Bu olayların ardındaki gruplar hangileridir? Amaçları ve güçleri nedir? Amerika'nın başkanlık seçimlerinden önce Irak'ı bırakıp gitmesi düşünülebilir mi?
Sonra ikinci grup soruya geçilir: Irak'ı denetlemek için Amerika'nın mevcut güçlerini en az iki katına çıkarma olasılığı olmadığına göre, biz dahil gelecek ilave güçlerin sayısı ne olmalıdır ki, Amerika'nın Irak'ta yapamadığını yani istikrarı sağlayıp altyapıyı onarma işini gerçekleştirebilsinler? Yoksa onlar da Amerika'nın işgaline yardımcı olduğu gerekçesiyle terör hedefi olurlar mı?
Hem Amerika hem de (bizim gibi) yardıma davet edilen ülkeler için nispeten kolay bir çıkış yolu var mı? Irak'taki işgal yönetimi ve 'barışı yerleştirici' (peace enforcement) güçlerin komutası kısa zamanda BM'ye bırakılabilir mi? Yoksa önceliği 'hakiki' bir geçici Irak yönetimi oluşturmaya verip sıyrılmak mümkün mü?
Üçüncü grup sorular, 'Bize önerilen Bağdat ve civarındaki Sünni bölge bizim için uygun mu?' ile başlar. Sünniler, kuzeyde Kürtler ile güney ve doğuda Şiiler arasına sıkışmışken ve bir kesimi Amerika'ya karşı gerillaya başvururken, bir de Türk askerine karşı çıkar mı? Türkiye'nin Amerikan ordusunun geçişine izin vermemiş olması ve Kürt bağımsızlığını kabul etmemesi, Sünnilerce çıkarlarımızın benzeşmesi olarak algılanamaz mı? Türkmenlere ilişkin taleplerimiz Sünnilerin emelleriyle bağdaştırılamaz mı?
Katılımcılar kısa zamanda Irak'ta durumun en belirgin özelliğinin
'belirsizlik' olduğu sonucuna varırlar.
Bu durumda izlenmesi gerekli politikadan önce benimsenmesi gereken tavır öne çıkar: Türkiye en yüksek düzeyde 'temkinli' olmalıdır. Amerika'nın niyetini çok iyi bilmelidir. Sahadaki gelişmeleri, özellikle bizden önce gelen Müslüman güçlerin durumunu sürekli izlemelidir.
Hükümet Meclis'ten asker gönderme iznini aldıktan sonra zamanını ve şartlarını saptama yetkisini elinde tutmalıdır.
Gönderme kararı gerektiğinde, İsmet paşa gibi bir gece üstüne yattıktan sonra, tereddütsüz alınmalıdır.