Divan ve soykırım hukuku (1)

Lahey Uluslararası Adalet Divanı, Bosna'nın Sırbistan'a karşı 1993'te açtığı davayı 26 Şubat günü sonuçlandırdı.

Lahey Uluslararası Adalet Divanı, Bosna'nın Sırbistan'a karşı 1993'te açtığı davayı 26 Şubat günü sonuçlandırdı.
1992 başında başlayan savaşta Bosna Sırpları, Sırbistan ordusunun silah ve personel yardımıyla, Boşnaklara ve Hırvatlara karşı korkunç bir 'etnik temizliğe' girişti. Yugoslavya üzerinde silah ambargosu olduğundan Boşnakları silahlandırmak mümkün değildi. BM 'barış' gücü UNFROFOR, Boşnakları ya koruyamıyor ya da korumak istemiyordu.
Bu şartlar altında Türkiye 1992 sonunda İnsan Hakları Komisyonu'nu olağanüstü toplantıya çağırdı ve çıkarılan karara 'soykırım' kavramını soktu. Amacımız, Sırplar üzerine baskı yapmak ve Soykırım Sözleşmesi 1. maddeye göre uluslararası toplumun soykırımı önlemek için Bosna'ya silahlı müdahalesini sağlamaktı. Bu karar daha sonra BM Güvenlik Konseyi tarafından 'Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICTY) kurulmasına ve sorumluların soykırım ile diğer suçlardan yargılanmasına yol açtı.
Buna ilaveten, Bosna'nın Soykırım Sözleşmesi 9. madde çerçevesinde o zamanki Yugoslavya Federasyonu aleyhine doğrudan dava açmasını da telkin ettik. Bugün sonuçlanan dava budur.
Ermeni soykırım iddiaları nedeniyle, Türkiye'nin soykırım konusunda aktif rol oynamasının sakıncalı olacağını savunanlar oldu. Aldırmadık. Bosna'daki facia, ne kadar vahim olursa olsun, sözleşmedeki soykırım tanımının dışında kalıyordu. Yani uluslararası yargı hukuka saygılı olması halinde, sözleşmedeki soykırım tanımını, soykırımla ilişkisi olmayan Ermeni tehcirini kapsayacak şekilde genişletemezdi. Divan'ın bu kararı tutumumuzun doğru olduğunu ortaya koydu.
Divan kararı, Bosna-Hersek'te yaşanan korkunç mezalimin soykırım olmadığını söylüyor. Tek istisna 12-13 Temmuz 1995'te vuku bulan Srebrenitsa katliamı. ICTY bu katliamın soykırım olduğunu Krstic ve Blagojevic davalarında kararlaştırmıştı. Şayet bu kararlar olmasaydı, Divan aynı mantıkla Srebrenitsa katliamına da soykırım demeyecekti.
Divan'ın kararı incelendiğinde, ilk bakışta insanı isyan ettiren bu yaklaşımın altındaki hukuki nedenler görülüyor. Divan, sözleşmenin 2. maddesinde yer alan beş suç eyleminin ilk üçünün bu davada geçerli olduğunu söylüyor. İlk eylem olan öldürme konusunda Divan, Bosna'da çok vahim katliamlar yapıldığını kabul ediyor. İkinci eylem olan ciddi bedensel ve ruhsal yaralamalara ilişkin olarak, kitlesel işkence ve ırza geçmelerin varlığını reddetmiyor. Nihayet, 'hayat şartlarının grubun yok olmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesi' ile ilgili üçüncü eylemin de, özellikle, toplama kamplarının feci şartlarında gerçekleştirildiğini söylüyor.
Ancak Divan, Soykırım Sözleşmesi'nde sayılan bu suç fiillerini işlemenin mutlaka soykırım olmadığını; zira Sırpların Boşnakları 'bir grup olarak kısmen veya tamamen yok etmek kastı ile' bu fiilleri işlemediklerini belirtiyor. Yani yok etme 'özel' kastı olmazsa, katliam, kitlesel işkence ve ırza geçme ile toplama kamplarının utanç verici şartlarında yüz binlerce insanı mahvetmenin soykırım olmayacağına hükmediyor.
Divan, bir bölge nüfusunun homojenleştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen suç eylemlerinin soykırım olmayabileceğini; bir grubu yerinden etme amacının ötesinde yok etme kastının da bulunması gerektiğini vurguluyor. Böylece Bosna'da uygulanan 'etnik temizliği' soykırım tanımının dışına çıkarıyor.
Yok etme özel kastını kanıtlamada, 'Mavi Kitap böyle vahyetti', 'Muhterem Morgenthau öyle buyurdu', 'Lepsius şöyle zırvaladı', 'Dünya tarihçileri ve sosyologları çoktan kararlarını verdi', '20 parlamento zaten kabul etti' iddiaları dedikodudan ileri gidemez.
Divan'ın kararı, Ermeni iddiaları karşısında bizi güçlendiren olağanüstü bir gelişmeden çok, hukuki yaklaşımımızın doğruluğunu teyit eden bir belge. Ermenilerin hukuk tezi zaten hiç olmamıştı. Karar neden olmadığını ortaya koydu.
Divan kararını tahmin etmiş olması gereken Sarafyan geç kaldı. Sorun Türkiye'nin bir bölgesine indirgenemez. Sorun hakkında ne tarihçiler ne de 'aydınlar' hüküm verebilir.
Artık tek yol hukuk.