Gazeteciliğin sınırları

Yasemin Çongar, Milliyet'in Vaşington muhabiri. İyi bir gazeteci. Çalıştığı ülkede yüksek düzeyde çok sayıda yetkiliyi yakından tanıyor. Türkiye hakkındaki Amerikan...

Yasemin Çongar, Milliyet'in Vaşington muhabiri. İyi bir gazeteci. Çalıştığı ülkede yüksek düzeyde çok sayıda yetkiliyi yakından tanıyor. Türkiye hakkındaki Amerikan resmi ve yarı resmi görüşlerini Çongar'ın yazılarından öğrenir hale geldik. Hatta denebilir ki Çongar'ın yazdıkları, Ankara'daki Amerikan büyükelçisinin sözlerinden bile ağırlıklı oluyor.
Çongar'a göre, çok özetle, Amerika, Türkiye'de bir şeriat tehlikesi görmüyor; bu nedenle ordunun müdahale etmesini istemiyor. Bir yandan AB'nin üyeliğimize karşı tutumu, öte yandan da kendisinin Kuzey Irak'ta PKK'yı himaye etmesi nedeniyle, Batı'nın ordu üzerinde etkisinin kalmadığını biliyor. Ama böyle bir müdahalenin, küreselleşen dünyada Türk ekonomisinin çökmesine yol açacak olmasının, müdahaleyi engelleyeceğini düşünüyor. Seçim ve darbe dışı bir çıkış yolu olarak AKP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasına ise karşı. Üst düzey bir Amerikan yetkilisi 'Bu konuda daha önce yaptığımız açıklamalara bakmanızı öneririm' diyormuş.
Belki kuşak farkının bir sonucu, ama Türkiye'nin temel iç sorunlarının sanal ya da gerçek yabancıların katılımıyla ve bu üslupla tartışılması sizi rahatsız etmiyor mu? Bu durum, gazetecinin kaynağını açıklamaması ilkesi dolayısıyla, ismini ve düzeyini bilmediğimiz bazı Amerikalı yetkililerin bir aracı vasıtasıyla görüşlerini açıklamasından kaynaklanıyor.
Mevcut diplomatik misyonların ve resmi sözcülerin söyledikleri önemini kaybediyor. Anonim bazı kişiler, kimliklerinin bilinmemesinin verdiği cesaretle, kamuoyu önünde söylemelerine imkân bulunmayan fikirleri beyan ediyorlar. Böylece, en azından diplomatik nezaket ilkelerini çiğniyorlar. Fazladan bu kişilerin kimler olduğunu bilemediğimiz için de cevap hakkımızı kullanamıyoruz.
Amerika'nın tek süper güç olması sadece en büyük ekonomiye, en güçlü orduya ve uluslararası kuruluşlarda rakipsiz bir ağırlığa sahip olmasıyla sınırlı değil. Amerikan değerlerinin küresel hâkimiyetini sağlamak da söz konusu. Bu bağlamda Amerika dünyaya demokratik rejim ihraç ediyor.
Amerikan dış ilişkilerinde, dünyanın kurtuluşu için bu Mesih benzeri misyonu savunan idealistler ile ulusal çıkarların sınırları içinde kalınmasını savunan gerçekçilerin sürekli çatıştığı biliniyor.
Şu sırada ikinci grup hâkim.
Amerika'nın, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya ve Japonya'yı nasıl demokratikleştirdiyse, aynı şeyi şimdi de Müslüman ülkelerde yapabileceği düşünülüyor. Oysa Irak'ta giderek facia halini alan durum sorunun sanıldığından çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle 'Amerikalı üst düzey yetkililer' biraz daha mütevazı olmalı. Amerika'nın tarihi tecrübesi bizden farklı. Onlar için Cumhuriyet'in kurucu ilkelerini ve bu arada laikliği savunmakla demokrasiyi savunmanın birbirinden ayrılamayacağını anlamak kolay olmayabilir.
Amerika'nın Türkiye ile ilgili bir çelişkisi olduğu açık. Dünyanın her tarafında Selefi ideolojiyi radikal İslam olarak terörizmin kökeninde gören Amerika, AKP iktidarını 'ılımlı' İslam sayıyor ve diğer Müslüman ülkelerin demokratikleşmesi açısından bir model olarak sunuyor.
AKP'nin ılımlı Selefi olduğuna kuşku yok. Ama Cumhuriyet'in laikliği başka bir şey. Ve biz rejimimizin özelliklerini anlatarak kimseden icazet alacak değiliz. Hatta darbe istemediğimizi kanıtlamaya çalışmayı dahi zül addederiz. Sorun tabii seçimle çözümlenmeli. Ama Amerika'nın dışında bulunduğu AİHS ve AİHM sistemine ilişkin 'açıklamalar' ile fazla ilgilenmezsek, umarız mazur görülürüz.
Sorun maalesef demokrasi konusuna inhisar etmiyor. Amerika AKP iktidarını aynı zamanda Türkiye'nin hayati çıkarlarını, kendisinin çok daha az önemli çıkarlarına kolayca feda edebildiği için de destekliyor izlenimi veriyor. Amerika bu kuşkuyu özellikle PKK konusundaki tutumunu değiştirerek giderirse, ilişkilerimize daha olumlu katlıda bulunmuş olur.
Aracılar birisinin görüşünü naklederken, kendi görüşlerinden etkilenmekten kurtulamaz. Yanlış anlamaları önlemenin yolu doğrudan konuşmaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI