Gerileme (2)

Her zaman işsiz-güçsüz marjinal gençler oldu ve olacak. Ama bunların insan öldürerek sorunları çözmeye kalkışmaları, toplumunun içinde bulunduğu duruma bağlı.

Her zaman işsiz-güçsüz marjinal gençler oldu ve olacak. Ama bunların insan öldürerek sorunları çözmeye kalkışmaları, toplumunun içinde bulunduğu duruma bağlı.
Bizde şimdi bu bunalım durumu var. Buna karşı alışılmış yaklaşım, 'Birbirimize hoşgörülü olalım, uzlaşma kültürünü geliştirelim, demokrasimizi güçlendirelim' türü öneriler içeriyor. Oysa bu şartlarda bu önerileri yerine getirmek çok zor. Hatta geri bile tepebilir. Bize farklı bir yaklaşım lazım.
Siyaset psikolojisine göre, büyük felaketler ve başarısızlıklara (stres) uğrayıp, bunlarla baş edemeyen 'büyük gruplar' (toplumlar), kişiler gibi, geçmişe geri dönerler (regresyon). Gerçeklerden kaçıp geçmişe sığınırlar. Bu süreç bilinçaltıdır ve kimlik krizi olarak algılanır.
Daha önceki psikolojik evrelere gerileyen toplumda akılcılık zemin kaybeder. Özellikle dış tehlikeler karşısında korkular güçlenir. Devletin, varoluşçu tehlikelere karşı toplumun güvenliğini, haklarını ve onurunu savunamadığı düşünülür.
Devlete atfedilen koruyucu baba rolü sona erer.
Büyük ekonomik krizlerde artan işsizlik, iflaslar, açlık ve yoksulluk, kişilerde, kimsenin kendileriyle ilgilenmediği duygusunu yaratır. Devletin
çocuklarını seven ve doyuran ana rolü de biter.
Gerileyen toplumlarda devlet otoritesi zayıflar.
Adi suçlar artar. Devlet toplumu kendi içindeki kötülük güçlerinden koruyamaz hale gelir.
Bu durumda toplumun devlet etrafında oluşan kavrayıcı ve kapsayıcı kimliği yok olmaya başlar. Etnik ve dini gruplar, bölgeler, yöreler vb. asli kimlik olarak kendilerine özgü dar ve küçük kimliklerine çekilirler. Bu kabileleşmeye benzeyen gelişme toplumun çözülmesi korkularını artırır.
Bu süreçte demokrasi adına merkezkaç projeleri savunanlarla ulus-devlet adına birlik ve bütünlüğü savunanlar arasındaki çatışma sertleşir. Birbirlerini toplumun bekası için hayati bir tehdit olarak görürler. Gençlerin, özellikle de marjinalleşenlerin karşıdakine duyduğu olağanüstü öfke şiddete dönüşmeye başlar.
Şimdi bizi bu sürece sokan streslere bakalım.
Türkiye 20 yıldır ayrılıkçı terörle savaşıyor, ama sorunu çözemiyor. Bu bile kendi başına bir toplumun gerilemesine yol açabilecek çok büyük bir stres kaynağı. Türk kimliğinin toprak bütünlüğü ve tekil devlet
inancını yıkıyor. Sn. Erdoğan'ın, 'Kürt' sorununu çözeceğim diye, Cumhuriyet'in Türk kimliğini, diğer kimliklerle virgülle ayrılan bir etnik kimlik düzeyine indirmesi bu kimlik krizini daha da ağırlaştırıyor.
Sn. Arınç ve Sn. Erdoğan'ın 23-24 Nisan 2006 konuşmalarında billurlaşan, Cumhuriyet'in laiklik ilkesiyle sorunları, taşıdıkları dini sembollerle birlikte, Cumhuriyet'e ilişkin kimlik tanımını kökünden sarsıyor.
Dış ilişkiler toplumsal gerilemeye yol açan çok önemli bir stres oluşturuyor. 40 yıllık 'Milli Dava'nın yanlış olduğu ilan ediliyor. Sn. Erdoğan milli kahraman Denktaş'a defalarca çok ağır muamele ediyor. Her şeyi kabul eden 'koskoca' Türkiye, AB'de Papadopulos'un oyuncağı olmaktan kurtulamıyor.
AB, bizi itip-kakarken, cezalandırırken, 2. sınıf üyeliği dayatırken, üyeliğimizi din/kültür farkı nedeniyle istemediğini saklıyor. Kendimizi aşağı, eksik, yeteneksiz hissetmemize yol açıyor.
1 Mart sonrasında Amerika askerimizin başına çuval geçiriyor, PKK'yı adeta himaye ediyor.
Ermeni soykırım iddiaları, Balkanlar'dan ve Kafkasya'dan katliamlarla atılan ve yok olmak üzereyken son bir şahlanışla canını kurtaran mazlum bir milletin aslında zalim bir kimliği olduğunu kabule zorluyor.
Bu büyük stresleri aşamayan toplum, gerilemenin en tipik özelliği olan, tarihteki başarılı döneme dönmeye başlıyor. Geçen yıl 8 milyon insanın Anıtkabir'i ziyareti, 'Çılgın Türkler' olayı, Kuvayı Milliye gibi akımlar hak, hukuk ve onurumuzu koruduğumuz 'altın çağ'a dönme isteğini gösteriyor.
Psikolojide algılama gerçeğin kendisinden önemlidir. Sayıları süratle artan toplum kesimleri, haklı ya da haksız, bu 'stresler' karşısında yöneticilerin acz, hatta ihanet içinde olduğuna ve bu durumdan kurtulmak gerektiğine inanıyor.
Peki ne yapabiliriz?