Görüşmelerde aman dikkat

Hükümetin 20-30 milyar dolar istemesi makul. Kongre kararında ısrar yanlış. ABD'nin sert tavrı ilişkileri koparabilir.

Pazarlıkların Türkiye'den Kuzey Irak'a geçecek Amerikan askerlerinin statüsü, komutanlık konusu, Irak'ın geleceği ve Türkiye'nin olası ekonomik
zararlarının telafisi konularında cereyan ettiği söyleniyor.
Ancak tıkanıklığın daha çok parasal konularda yoğunlaştığı anlaşılıyor.
'Financial Times'da çıkan haber doğruysa başlangıçta Amerika'dan 92 milyar dolar istenmiş. Bu rakam, muhtemelen Körfez Savaşı sonrası dönemde uğradığımız, örneğin, PKK terörizminin artışı dahil her türlü zararın parasal ifadesinden esinlenerek hesaplanmış olmalı. ABD yönetiminin vereceği parayı önceden taahhüt etmesi ve bu paranın kullanımının IMF şartlarına bağlanmaması da diğer ihtilaf konularını oluşturuyor.
Ancak bu kadar büyük bir rakamdan başlayan pazarlığın Amerika'nın tepkisine neden olması doğal. Sonradan hibe ve kredi olarak 20'li rakkamlara inilmesi de daha da inebileceğimiz izlenimi vermiş olabilir. Hükümetin 20-30 milyarlık bir paket üzerinde ısrar etmesi makul görünüyor. Amerikan Başkanı'nın sözü yeterli sayılmalı. Amerikan uygulaması zaten böyle. Yoksa Kongre'nin yetkisine giren bir kararın başkan tarafından taahhüt edilmesi, beklenenin tersine, Kongre'nin olumsuz tepkisine yol açabilir. Çoğu borç olan bir paranın IMF şartlarına bağlanması, ekonomik istikrar programını aksatacak popülist harcamaları engelleyeceğinden hem hükümet hem de Türkiye açısından doğru olur. Bu çerçevede makul bir meblağı almak için hükümetin yaptığı cesur pazarlığı desteklemek gerekir.
Ancak hükümet genelde bölgeye (ve hatta Kıbrıs'a) özelde Irak'a ilişkin siyasi ve stratejik konularda Amerika ile fikir birliğine ulaşmanın, parayla ölçülemeyecek önemde olduğunu unutmamalı.
Pazarlıkların uzaması Amerikan yönetimini asabiyete itmiş görünüyor. Anlaşamadığı diğer müttefiklere dönük ağır ithamlar şimdi Türkiye'ye yöneltiliyor. Türkiye'yi yakından tanıyan bazı Amerikan yetkililer takvime ilişkin ültimatomlar vermeye, istediklerini yerine getirmezsek zarar göreceğimiz şantajını yapmaya ve para pazarlığını ilkesizlik olarak nitelemeye başladılar.
Biz Türkler belki aşırı onurlu, belki de güçsüz olduğumuzdan, saygısız dile karşı çok hassasız. Amerika'nın diğer bazı müttefiklerine dönük tahammül fersa küstahça sözleri, bizde bütün gemilerin yakılmasıyla sonuçlanabilir. Eğer Amerika o müttefiklerine ilaveten Türkiye'yi de kaybetmek istiyorsa, bu tarz muameleye devam edebilir. Biz Amerika'nın ambargosunu da gördük. Irak'la ilgili olarak vereceği 'ceza' neyse katlanırız. Körfez Savaşı sonunda uğradığımız ama Amerika'ın aldırmadığı zararlar nasıl bugünkü taleplerimize yol açtıysa, Amerika'nın şimdiki tavrı da yarınki tutumumuzun ne olacağını belirleyecek.
Amerika bu tavırlarıyla, kurmayı tasarladığı 'yeni düzen'de kendi başına kalabilir.
Meşruiyeti zaten tartışmalı olan bir harekâta ilişkin ilkesellik tartışması olur mu? Birçok Avrupalı ve hatta Kuzey Amerikalı müttefik kendilerini El Kaide'ye karşı korumak için işbirliğinden kaçıyor. Bu ortamda Irak'ın harekâta katılacak tek komşusu olarak Türkiye'nin, bırakın ekonomik zararlarını, kitle imha silahları dahil terörist saldırılara maruz kalmasının vereceği tahribatı telafiye çalışmasını "halı pazarlığı"na benzetmek en azından densizlik olur.
İngiltere'nin bile sallanmaya başladığı bir ortamda, başarı şansının ne olduğu ve Irak'tan sonra nerede duracağı bilinmeyen bir harekâta katılmakla bölge ülkesi Türkiye olağanüstü bir risk altına giriyor. Türkiye'nin bu bağlamda uğrayabileceği zararlar, yardımsacı olmadığımız için Amerika'nın bize vereceği zararlardan hiç de aşağı kalmayabilir.
Amerika, Türkiye'nin böyle bir harekât içinde bulunmasının kendisine sağlayacağı avantajların, topraklarımızın stratejik 'emlak' değerinin çok üstünde olduğunu bilmek durumunda. TSK'nın Kuzey Irak'ta sağlayacağı istikrara ilaveten, Ortadoğu'ya yarın verilecek siyasi yapının modeli, Amerikan deyişiyle "mutedil Müslüman" ülke Türkiye'nin demokratik rejimi. Bu siyasi avantajı hiçbir ülke Amerika'ya sağlayamaz.
İki dost ve müttefik ülke, sert pazarlıkların onarılmaz tahribatına yol açmadan, karşılıklı özlü çıkarlarının gereğini yerine getirebilseydiler çok daha iyi olurdu. Zira harekât öncesinde yapılan müzakerelerle teminat altına alınacak şeylerin, harekât sırası ve sonrasında, karşılıklı anlayış çerçevesinde, yapılabileceklerden çok daha az olacağına kuşku yok.