Halk savaşı

Hindistan'a göre Keşmir'de savaşan Müslümanlar terörist, Pakistan'a göre özgürlük savaşçısı.

Hindistan'a göre Keşmir'de savaşan Müslümanlar terörist, Pakistan'a göre özgürlük savaşçısı. Aynı durum Filistin ve Çeçenistan için de geçerli. Acaba 11 Eylül'den sonra 'halk savaşı' denen mücadele türü, terörizm kapsamına girdiğinden, sona mı eriyor?
Sömürgelerin tasfiyesinden sonra, ulus-devletlerin içinde kalan grupların kendi kaderini tayin hakkını kullanmaları BM Genel Kurulu 2625 Sayılı Bildiri'de ele alınıyor.
Buna göre, ırkçı ve sömürgeci rejimler, yabancı hâkimiyeti ve işgal altında yaşayanların kendi kaderini tayin hakkı var. Bu bağlamda bir grubun silaha başvurulabileceği zımnen kabul edilirken, bu gruba uluslararası toplumdan 'yardım isteme ve yardımı kabul etme' hakkı da tanınıyor.
Ama bir grup 'halkın tümünü temsil eden ve ayırımcılık yapmayan' yani demokratik bir ülkede yaşıyorsa, o ülkenin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini bozacak hiçbir eylem yapma yetkisine sahip değil. Keşmir'deki durum bundan farklı. Alt kıta bağımsızlığını kazanırken Keşmir kendi kaderini tayin hakkını kullanamamış. BM Güvenlik Konseyi bu nedenle plebisit yapılmasına karar vermiş. Plebisit yapılmayarak kendi kaderini tayin hakkından yoksun bırakılan Müslümanlar da silaha başvuruyor.
11 Eylül'den sonra kabul edilen BM Güvenlik Konseyi 1373 sayılı kararda, terörizmin fiillerden (acts) oluştuğu kabul ediliyor. Bu, bir grubun mücadele amacı ne kadar haklı olursa olsun, terörist fiilleri sürekli işleyerek mücadele ettiği takdirde terörist grup olarak niteleneceği anlamına geliyor. Bir başka ifadeyle, mücadelenin haklı amacı terörizmi haklı kılmıyor. Ayrıca karar, terörizmle mücadeleyi BM Şartı VII. Bölümü'ne sokuyor. Yani 'uluslararası barış ve güvenliğe tehdit' olarak kabul ettiği terörizme karşı mücadeleyi 'meşru savunma' kapsamına alıyor.
1373'te tanımlanmayan terörist fiiller Cenevre Sözleşmelerine ek 1. Protokol'un 51. maddesine göre, 'sivil toplulukların ve sivil bireylerin saldırı hedefi' olarak alınmasından oluşuyor. Aynı şekilde sivil hedeflere saldırı da yasaklanıyor. Bu protokolün 43 ve 44. maddelerinde, 'savaşçı' statüsü için asgari kıstas, çatışmadan hemen önce silahını açıkça taşıması. Bu kıstasa uyan kişi terörist sayılmıyor. Özetle sivil öldürmeden, sivil hedefleri tahrip etmeden yapılan çatışmada silahını açıkça taşıyan kişi hukuken terörist değil, 'savaşçı' oluyor.
Gelelim bir devletin bu tür bir savaş yapan kişi ve gruba karşı hukuken izleyebileceği savaş tarzına. BM şartı madde 2/4'e göre kuvvet kullanmak yasak. Ama bir grup bir devlete karşı kuvvet kullanıyorsa, o devlet otomatik olarak madde 51'deki meşru savunma hakkına başvuramıyor. Zira madde 51 devletlerarası çatışmayla ilgili olduğundan, gruplarla çatışmayı kapsamıyor. Bunun için silahlı grubun o ülkede sanki bir başka ülkenin silahlı kuvvetlerinin saldırısının yaratacağı 'vahamette' tahribat yapması gerekiyor (BM Genel Kurulu 3314 sayılı 'Saldırının Tanımı' Bildirisi madde 3g). Güvenlik Konseyi 1368 sayılı kararında, 11 Eylül'de bir anda 3 binden fazla sivilin katledilmesini meşru savunmaya girecek 'vahamette' bir saldırı olarak kabul ediyor. Amerika'nın terörizmle 'savaşma' hakkı buradan kaynaklanıyor.
Keşmir'deki gibi düşük yoğunluklu çatışmalarda devlet tarafı, Lahey Uluslararası Adalet Divanı'nın Nikaragua kararına (1986) göre ancak saldırıyla 'orantılı karşı önlem' alabiliyor. Sınırlara 1 milyonluk yığınak yapmak ve nükleer silahlarla Pakistan'ı yeryüzünden silmek tehdidinde bulunmak herhalde 'orantılı' bir önlem sayılamaz.
Öte yandan, savaş hukuku açısından, devlet tarafının işlediği terörist nitelikteki fiillere de 'terörizm' demek mümkün.
11 Eylül'den sonra bazı ülkeler terörizm kavramını devlet-altı silahlı gruplara hasrederken, devletlerin işlediği benzer fiilleri 'insan hakları ihlali' olarak adlandırmayı tercih ediyorlar.
Kısaca 11 Eylül'le başlayan yeni dönemde de halk savaşı mümkün. Bu savaşın terörist olup olmaması işlenen fiillerle ilgili.
Demokratik bir ülkede, kendi kaderini tayin hakkına sahip olmayan PKK terörizminin etkisinden artık kurtulmalıyız.