Hata nerede?

Wolfowitz, Grossman ve Perle, kendi üslupları içinde, Türkiye'nin Irak'a ilişkin 'politikası'nın Amerika'yla ilişkileri bozduğunu, bunun bir hata olduğunu, Suriye ve İran konusunda izleyeceğimiz tutumun ilişkilerimizin geleceğini tayin edeceğini söyledi.

Wolfowitz, Grossman ve Perle, kendi üslupları içinde, Türkiye'nin Irak'a ilişkin 'politikası'nın Amerika'yla ilişkileri bozduğunu, bunun bir hata olduğunu, Suriye ve İran konusunda izleyeceğimiz tutumun ilişkilerimizin geleceğini tayin edeceğini söyledi. Bu durumda, Irak konusunda hatamız varsa tespit etmemiz, İran ve Suriye konularında Amerika ile neler yapılabileceğini araştırmamız ve adı geçenlere de münasip bir cevap vermemiz gerekiyor. Sondan başlarsak, İsmet İnönü'yü görmüş olanlar,
cevabın çok iyi düşünülmüş, dikkatle seçilmiş kelimelerle
ne kendimizin ne de karşıdakinin onurunu kırmadan, gerçeklere ve çıkarlarımıza uygun olması gerektiğini bilirler. Bu kez de maalesef öyle olmadı. Hatamızı anlamak için 'Irak'a ilişkin politikamız neydi' sorusunun cevabını bulmamız lazım. Politika siyasi irade tarafından karar mekanizması içinde oluşturulur ve bilinçle uygulanır. Bu anlamda bir Irak politikamızın varlığından söz edilemez. Yaklaşık dört ay Amerikalılarla üç belgeyi müzakere edip imzaya hazır hale getirdik. Bu arada
Meclis'in çıkardığı ilk tezkere çerçevesinde, Amerikalılar Türkiye üzerinden geçecek birlikler ve malzemeler için havaalanlarını tevsi faaliyetine başladılar. 1 Mart oylaması oldu. Tezkere 250 hayıra karşı 264 oy aldı. Ama çekimserler olumsuz oy muamelesi görünce, dünyanın her yerinde kabul edilmiş sayılacak bir şey reddedilmiş oldu. Buna, saygı gösterilmesi gereken milli irade muamelesi yaptık. Bu arada Kıbrıs'la İskenderun arasında 60 bin Amerikan askeri bir ay süreyle Akdeniz'de sallandı durdu. Bu çelişkili ve tesadüfi olaylar zinciri sonucu ortaya çıkan kargaşaya politika denemez. Sn. Erdoğan'ın 'asla' hata olmadığını söylediği bu trajikomik durum, Türkiye'nin Kuzey Irak'a, Türkmenlere ve Irak'ın tümüne ilişkin son derece önemli çıkarlarına, telafi edilemeyecek şekilde zarar verdi. Tabii Amerika'ya da hata yaptığımızı söyleyebiliriz. Bu diplomaside usulden olmayan tavır için bir şart var: Onlar da; Johnson mektubu, 1975-79 silah ambargosu, 1983'te KKTC'nin tanınmasının önlenmesi, 1991 Körfez Savaşı sonrası zararlarımıza gösterdikleri kayıtsızlık, Türk iç siyasetine müdahale edip uygun gördükleri partilere 'meşruiyet' kazandırma gibi faaliyetlerinin hata olduğunu itiraf etmeliler. Böyle bir muhasebe yapacaksak, son 50 yıldır güvenliğimize katkıda bulundukları, bizi PKK ile mücadelede destekledikleri, uzun yıllar ekonomik ve askeri yardım verdikleri ve AB üyeliğimizi savundukları için de teşekkür etmeliyiz.
Aslında hükümetin bu çok ciddi politik hataları, Amerika değil, Türk milleti karşısında açıkça kabul etmesi gerekiyor. Aksi halde durumun vahametini takdir edemeyen bir hükümetin hatalarını düzeltmesine de imkân olmaz.
Bir politika başarısız olursa, Batılıların yaptığı gibi, bağımsız bir komisyon kurup nedenlerini araştırmakta yarar var. Biz bunu yapamıyoruz. Ama görünen şu: Siyasi iktidarın ikibaşlılıktan kurtulmakta olduğu bir sırada yani 1 Mart'ta tezkere reddedildi. Sn. Erdoğan 9 Mart tarihinde milletvekili seçildiğinde, daha hükümetin başına geçmeden, bu yüzden iktidar olma gücünü büyük ölçüde kaybetmiş, hatta siyasi kariyerini başlamadan bitirmiş oldu. Zira tezkereyi ikinci kez oya sunma ve itiraz eden milletvekillerinden bir kısmını partiden uzaklaştırma cesaretini gösteremedi. Bugün AKP bu aczin etkisinde yavaş yavaş çözülüyor. Yani sorun ordunun değil sivil siyasetin liderliğiyle ilgili.
Öte yandan, Türkiye'ye en yakın olan ve politikalarını Türkiye'nin güvenilirliğine dayandıran Amerikalılar hayal kırıklığına uğradı. Bir de Türkiye'yi 'sadık' müttefik, dolayısıyla bir tür 'cepte keklik' görenler var ki, bunlar üstüne üstlük bir de kızıyorlar. Oysa Amerika'yla, örneğin Suriye ve İran'a ilişkin işbirliği yapmamız bekleniyorsa, yeterince önceden Amerika'nın izleyeceği politikanın mahiyetinin bilinmesi, konuların enine boyuna tartışılması ve ortak tutumların halka iyice anlatılması gerekiyor.
Yoksa ilişkilerimiz bir ortaoyununu daha kaldıramaz.