Hayır anlaşılmadı

Murat Belge son birkaç yazısında, 'Türkiyelilik' konusunun açılmış olmasından da yarar-lanarak, ırkçı yönlerimizi anlatıyor.

Murat Belge son birkaç yazısında, 'Türkiyelilik' konusunun açılmış olmasından da yarar-lanarak, ırkçı yönlerimizi anlatıyor.
Bu bağlamda zikrettiği 1932 Türk Tarih Kongresi'nde Türklerin uygarlık tarihinin kaynağı olması, kafatası ve deri rengi gibi konularda söylenenlerden alıntılar yapıyor. Ortaya ırkçı tonları ağır bir tablo çıkıyor.
Burada akla hemen 'Türklerde, gerçekten, Batı'daki gibi ırkçılık var mı' sorusu geliyor.
1932 Türk Tarih Kongresi'nde söylenenlerin biyolojik ırkçılık teorisinden esinlendiği aşikâr. Bu teori Darwin'in 'Evrim' teorisinin doğal bir uzantısı olarak, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Batı dünyasında genel kabul gördü. Bu yönüyle Aydınlık akımının sapık bir özelliğini oluşturdu. Tüm Batı ülkeleri kendi ırksal kökenlerini araştırmaya başladılar. Onlara göre uygarlık, sosyo-kültürel bir olgudan ziyade ırkın doğuştan gelen yetenekleri gibi biyolojik, yani değişmez niteliklerden kaynaklanıyordu. Dille ilgili gelişmeler ırkçı köken arama çabalarıyla birleşti. 'Büyük' Batılı âlimler, ırki menşelerini Kafkasya'da, Hint-Avrupa dil menşelerini de Hint alt-kıtasının kuzey sınırında buldular.
Tabii ırk ve dil açısından iyinin de iyisi vardı. Her iki şartı da yerine getiren Slavlar 'karışık' ve 'doğulu' olduklarından yerildiler. Irk ve dil saflığı en yüksek düzeyde olan Almanlar hiyerarşinin en üst basamağında yerlerini aldılar. Ancak her şey bu noktada kalsaydı, 'Yanlış bir teoriye ilişkin zırvalar' der geçerdik. Oysa kendi ırkını üstün sayanlar başka
ırkları aşağı görmeye başladılar. Macarlar ve Finliler 'Mongol' diye küçümsendi. Daha da ileri gidildi, Yahudiler insan-altı bir düzeye indirildi. Her türlü kötü sıfatla tanımlandılar. Pistiler, çirkindiler, haindiler, fazladan Tanrı'yı (İsa'yı) öldürmüş olarak lanetliydiler. Onların Tanrısı Yahve bile kötüydü. İnsanlığın başına gelen tüm kötülüklerin onlardan kaynaklandığına ve yok edilmezlerde insanlığın kurtulamayacağına inanıldı. Holokost'la yok edildiler.
Antisemitizm kökenli Alman-Nazi ırkçılığının biraz daha hafif versiyonları diğer Batı ülkelerinde de vardı. Örneğin, 1930 başında kabul edilen ve Olof Palme hayattayken bile İsveç'te yürürlükte bulunan sterilizasyon yasasına göre, Aryan olmayan hamile kadınlar, tıpkı ruh hastaları gibi, zorla kürtaj ediliyordu.
Osmanlı'nın yıkılışı Türkler için doğal olarak büyük bir kimlik sorunu yarattı. Yeni kimliğin tanımlanmasında, günün geçerli biyolojik ırkçılık teorisinden yararlanılması olumlu bulunmasa bile yadırganamaz. Kaldı ki Batı, Osmanlı'yı yıkarken Türkleri ırk açısından sürekli geri olarak nitelemişti. Cumhuriyet'le birlikte 'Irk bakımından biz de geri değiliz. Sizin gibi beyazız. Kafatasımız brakisefal. Vücut yapımız alpin vb.' iddiaları aslında tamamen savunma niteliğinde. Bu yaklaşım, ırkçılıktan çok zayıflık olarak eleştirilebilir.
Türklerin de ırkla uygarlığı birleştirmesi ve uygarlık tarihini kendi ırkı temelinde açıklaması da günün 'bilimsel' yaklaşımına uygundu. Şu farkla ki, hâkim uygarlığın Batı olması, Batılının uygarlığı Aryan ırka ve Hint-Avrupa diline bağlamasını doğruymuş gibi gösteriyordu .
Ama ırkçı teoriyi, birçok başka şey meyanında, kimlik tanımı için kullanan Türkiye, farklı ırka mensup olanları aşağılamadığı, onlara saldırmadığı ve öldürmediği için, Batı anlamında ırkçı sayılamaz. Bu nedenle de 'Türk' sözcüğünün ırksal niteliği kısa sürede geri planda kaldı.
Türk, bir ırka mensubiyetin çok ötesinde, kendisini şu veya bu nedenle Türk hissedenleri de kapsadı. Bu haliyle Türkiye sınırları içinde yaşayan etnik grupların üst kimliği olmaya, en az 'Fransız' sözcüğü kadar elverişli.
Türkiye bu kimlik arama aşamasını çoktan geçmiş olmalı. Bugün 'Türkiyelilik' sözcüğünü savunmak, diğer etnik grupların 'farklı'
ırki vasıfları üzerinde aşırı vurgulama yapmaktan başka anlama gelmez. Kürt etnonasyonalizmine ve PKK terörizmine varan bu ırkçı yaklaşım kabul edilemez. Anayasal vatandaşlık kuşkusuz iyi bir kavram ve yerinde olmak kaydıyla kullanılabilir. Ama ırkçı etnik kimliğe karşı bir ödün olarak düşünülemez.