Hem öyle-hem böyle, yok öyle

Halkın taleplerine göre dış politika yapılacaksa, KKTC, Rumlarla birlikte hemen AB üyesi olabilir. AB dışında kalmanın yarattığı şartlarda Türkiye'nin Yunanistan ve AB ile ilişkileri de bozulabilir.

Halkın taleplerine göre dış politika yapılacaksa, KKTC, Rumlarla birlikte hemen AB üyesi olabilir. AB dışında kalmanın yarattığı şartlarda Türkiye'nin Yunanistan ve AB ile ilişkileri de bozulabilir. Öte yandan, Sn. Erdoğan'ın bir vesileyle sözünü ettiği referandum yapılmış olsa, Türk halkının Irak harekâtı için ABD'ye değil kuvvet yığınağı yapma izni, üsleri ve limanları kullanma, hatta hava sahamızdan geçme izni dahi verilmesine karşı çıkacağına kuşku yok. O zaman da son 50 yılın dost ve müttefiki ABD ile ilişkilerimiz, belki de, düzelmesi mümkün olmayacak biçimde bozulabilir. Böylece muğlak bir halk talepleri kavramı birkaç ay içinde Türk dış politikasını altüst edebilir. Ama ne görüyoruz, Kıbrıs'ta halkın talepleriyle dış politika yapmayı savunanlar, Irak'ta Amerika'nın yanında yer alınmasını istiyorlar. Önemli olan hükümetin tutumu. Kıbrıs'ta nasıl bir çözüm düşünüldüğü açıkça söylenmeden, Denktaş'ın sorunu çözmesi ve sorumluluğu da tek başına yüklenmesi istendi. Eğer geleneksel politika yapma yöntemine dönülmeseydi, bu tutum popülizm olacaktı.
Ancak Irak konusunda hükümetin henüz bir politika oluşturamamasının kaynağında genelde halkın, özelde AKP tabanının harekâta karşı olması yatıyor. Harekât için işbirliği yapmayı BM Güvenlik Konseyi'nin ikinci bir karar alınmasına bağlamak, politika saptamayı erteleme sonucunu veriyor.
Oysa 1441 sayılı karar, yeni bir karara gerek olmadan, Amerika tarafından harekât için kullanılmaya elverişli.
Kaldı ki Fransa ve Rusya da kamp değiştirdi.
Sn. Gül'ün bölge ülkelerine yaptığı ziyaretler, iç politika gereklerinin yanında, sorunun barışçı bir sonuca ulaştırılmasını da amaçlıyor. Oysa bölge ülkeleri Amerika'ya barışçı bir çözümü dayatma gücüne sahip değiller. Güçleri en fazla Amerika ile harekâta katılmamaya yeter. Türkiye ise NATO üyesi ve stratejik ortak olarak Amerika ile zaten bir şekilde işbirliği yapmak zorunda. Türkiye'nin sorunu bu işbirliğinin derecesiyle ilgili. Bunu bilen bölge ülkelerinin Sn. Gül'e verdikleri mesajı tahmin etmek zor değil. "Biz bu savaşa karşıyız. Siz de karşı olduğunuzu söylüyorsunuz. Türkiye Amerika'ya yardımcı olmazsa, bu savaş engellenebilir." Böyle bir karşılık almak için Sn. Gül'ün kendisinin yerine bir bakanını göndermesi daha doğru olabilirdi.
Hükümetin Irak politikasını yapmak için parlamento içi ve dışı muhalefet, sivil toplum ve diğer kamuoyu odaklarıyla danışmalar yapması doğal. Ancak 'Çağdaş demokrasi katılımcılığı öngörüyor' diyerek bu danışmaları, saptanacak politikanın sorumluluğunun paylaşılması amacıyla bir yöntem olarak kullanması mümkün değil. Politikayı hükümetler yapar, sorumluluğu da yalnız başına üstlenir.
Doğru politika ülkenin çıkarına olan politikadır. Halklar veya halk kesimleri kısa vadeli ve özel çıkarlara öncelik verme eğilimindeler. Hükümetler ise gerekirse halka rağmen uzun vadeli ve genel çıkarı öngören politikaları uygulamak zorunda. Bu çerçevede Sn. Kürşat Tüzmen'in büyük bir işadamları grubuyla Irak'a yaptığı ziyaretin anlamı ne? Irak'a ve Amerika'ya ne mesaj verilmek isteniyor? Şayet işadamlarının çoğu, savaştan önce alacaklarını tahsil etmek istiyorlarsa, bu etik olmayan tavır pratik sonuç da vermeyecektir. Yok eğer Irak sorunu barışçı yöntemle çözümlenecek varsayımıyla yeni iş alanları açmak amaçlanıyorsa, bu Irak rejimi için acı bir ironi, Amerika içinse bir mizah konusu olacaktır.
Bir politikayı ne kadar zor olursa olsun kendi iradenizle saptayıp uygulayamazsanız, karşı taraf size 'havuç/sopa' ile uygulatmak yoluna gidebilir. O andan itibaren sağladığınız yardımların değeri de doğal olarak düşer. Şimdi bu kritik aşamadayız.
Bu durumda TSK fiilen dış politika kararlarını almak zorunda kalabilir. TSK'nın siyasete karışmasını eleştirenler siyasetin sivil iktidar tarafından yapılmasını sağlamalılar.
Not: Saldırmadan görüşünü açıklamaktan aciz biri yine kaleme sarılmış. Sorun, Hürriyet gibi büyük ve ciddi bir gazetenin böylesine seviyesiz bir yazıya yer vermesinde. 8 Ocak basın kokteylinde Genelkurmay İkinci Başkanı Sn. Büyükanıt da KKTC'de 'psikolojik harekât' yapıldığını söyledi. Malum yazarın benim için kullandığı sıfatlar şimdi Sn. Büyükanıt için de mi geçerli oluyor?