İki konuşma (1)

29 Eylül Milliyet'inde Taha Akyol, 4 Mart tarihli Büyük Ödül'ü alırken Prof. Halil İnalcık'ın yaptığı konuşma hakkında bir yazı yazdı.

29 Eylül Milliyet'inde Taha Akyol, 4 Mart tarihli Büyük Ödül'ü alırken Prof. Halil İnalcık'ın yaptığı konuşma hakkında bir yazı yazdı. Aynı gün K.K.K. Org. Aytaç Yalman, Kara Harp Okulu öğretim yılı açılış töreninde konuştu. Hocam Sn. İnalcık 63, Sn. Yalman 44 yıllık meslek hayatlarında oluşan değerlendirmelerini aktardılar. İki konuşmanın doğal farklılıkları yanında benzer noktaları dikkat çekiyordu.
Her ikisi de Türkiye'nin içinde bulunduğu şartları, büyük sorunlarımızın oluşturduğu bir kriz olarak algılıyorlar. Bugünkü sorunların başlangıcını tarihte arıyorlar. Atatürk'ün kurduğu ulus-devletten, tekil yapıdan ve laiklikten yanalar. Türkiye'nin çağdaşlaşmasını, Batı içinde yer almasını savunuyor. Nihayet Batı'nın bize karşı tavrından rahatsızlar.
Sn. Yalman, "II. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan iki kutuplu.. sistemde önceliğin 'savunma ve güvenlik'te olması ve Türkiye'nin vazgeçilmez jeopolitik ve jeostratejik önemi, ülkemizdeki problem ve riskleri bir süre adeta dondurmuştu" diyor. Doğru anlıyorsam, sadece Türkiye'nin iç sorunlarının değil, aynı zamanda Batı'nın bu sorunlara ilişkin tutumunun da donmuş olduğunu ima ediyor.
Sn. İnalcık, Batı'nın şimdiki tavrının, 1850'lerde başlayan 'Şark Meselesi alışkanlıklarının değişmemiş' olduğunu gösterdiğini belirtiyor. "Batı bugün de Türkiye'yi kendi politikaları çizgisinde yürümeye zorlamak için etnik ayrılıkları kışkırtarak, tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi, müdahaleci, vesayetçi baskı metotlarını başka bir kamuflaj altında devam ettirmek peşindedir..." Batı bütün bunları "Islahat Fermanı zamanındaki gibi, Türkiye'nin Batı hukuku ve insan hakları standartlarına uygun hale getirilmesi için yapmak gerekliliğine bizi inandırmak istiyor" diyor.
Sn. Yalman'ın, "Bu süreç; demokrasi, sivil toplum, insan hakları, çok kültürlülük, din ve inanç özgürlüğü gibi mikro düzeydeki tüm farklılıkları teşvik eden ve hatta koruyan bir anlayışı içermektedir" yolundaki saptaması, sorunu bugünün siyasi diliyle ifade ediyor.
Sn. Yalman 'yaklaşık altı asır egemen olmuş bir imparatorluğun bıraktığı coğrafyada, dünya güç odakları(nın) geçmişte olduğu gibi bugün de kendi düzenlerini kurmaya' çalıştıklarına işaret ederken, Sn. İnalcık,
"Yanılmayalım, strateji bakımından dünyanın çok nazik bir yerini işgal eden Türkiye, dünya milletleri arasında yalnız bir ülkedir. Tarihten gelen dinmez bir husumetin daima hedefi olmuştur, olmaktadır... Bu, tarihin bize bıraktığı alın yazısıdır... Mustafa Kemal... Osmanlı'yı tarihe gömmüş, tam bir inançla Batı'ya dönmüş, fakat yine de o tarihi kin ve düşmanlığı yenememiştir... Bugün sözde Ermeni davası, Batı parlamentolarında
ayakta alkışlarla benimseniyorsa, bu sadece bize tarihi husumet psikozunun asla ölmediğini gösteriyor" diyor.
'Türkiye'nin bugün ağır bir kültür kimliği sorunu karşısında bulunduğuna' işaret eden Sn. İnalcık, ülkede 'Değer hükümleri, yaşam tarzı, konuşma ve yazı dili, yayınları ve okurları taban tabana zıt iki ayrı uzlaşmaz grup' bulunduğunu vurguluyor. 'Bu uzlaşmaz ikiliğin, radikal yıkıcı hareketlere cesaret verdiği'ni... 'Etnik bölücülüğe bulaşarak memleketin geleceğini.. tehdit' ettiğini belirtiyor. Sorunu çözmek için 'Dini olsun, siyasi olsun dogma'ları bırakıp uzlaşmayı öneriyor.
Buna mukabil Sn. Yalman, 'Türkiye Cumhuriyeti(nin) Batı demokrasileri gibi sanayileşme süreci sonunda değil.. bir bağımsızlık savaşı sonucunda kurulmuş olduğuna' işaretle, 'uluslaşma sürecini yeterince' tamamlamadığını; Türkiye'de Batı'daki örneklerin aksine, 'başta sermaye ve işçi sınıfı olmak üzere' 'geniş halk kitlelerinin katılımı' olmadığından,
'Cumhuriyet'i ve demokrasiyi kurma görevini halkın yerine askerlerin üstlendi'ğini söylüyor. 'Zenginlik', 'entelektüel düzey' ve 'demokrasi terbiyesi' açısından Türk demokrasinin yetersizliğini belirtirken,
'kamusal alana girme'yen, 'inançlar karşısında eşit mesafeyi koru'yan laikliğin 'toplumsal uzlaşmaya dayalı demokrasinin temellerini atmış olduğunu' vurguluyor. Ve 'Atatürk Cumhuriyeti yaşarsa demokrasi bir süreç içinde geliştirilebilir' diye ekliyor.
Değerlendirmem bir sonraki yazıda.